Bir şeyin önünü açmak, yol vermek, engelleri kaldırmak demek olan Fetih; Allahın isimlerinden biri olan el Fettah'tan bağımsız olarak düşünülemez. Allaha ve onun dinine teslim olmadan fetih hareketleri başlatmak ve Fatih olmak mümkün değildir. Fetih sadece toprak parçası kazanmak değil; esas anlamıyla rahmet ve rızık kapılarını ve kalpleri açan; zorlukları ortadan kaldırıp kolaylaştıran anlamına da gelir. Allaha ve onun dinine teslim olmadan, onun rızası düşünülmeden yapılan hareketler sadece toprak kazanmak olabilir ancak fetih olamaz.
Tarihin tüm dönemlerinde fetih hareketleri iki şekilde olmuştur. Her ikisi de yürekle olmuştur. Ya yürekler fethedilerek, ya da yürekler ortaya konarak fetihler gerçekleştirilmiştir. Ordularla yapılan seferler, yiğitlerin, serdengeçtilerin, askerlerin, komutanların yüreklerini ortaya koyarak gerçekleştirdikleri fetih hareketleridir. Sonucunda birçok zafer elde edilmiştir. Yüreklerin ortaya konmasıyla yapılan hareketlerin temelinde güç kuvvet, cesaret ve yiğitlik vardır. Asıl amaç olmasa da bir tarafı kahramanlığa dayanır. Azim ve sabra dayanır. Ancak yüreklerin kazanılmasıyla yapılan hareketlerin temelinde ise sevgi, şefkat, merhamet, adalet ve ülfet vardır. Toprak kazanmak meselesini fethe çeviren, fethi de ölümsüzleştiren budur. Kalıcı olan, sadece havaya değil toprağa işleyen, sadece coğrafyaları değil yürekleri fetheden hareket de budur aslında. Tümüyle imana ve sevgiye dayanır. Amacı adalet ve şefkattir.
İstanbul'un fethi ise öyle bir fetih ki bu iki fetih şekillerinden ikisini de içinde barındırmaktadır. İstanbul'un fethi hem yürekleri fethederek, hem de yürekler ortaya konarak yapılan eşsiz bir fetih hareketidir. Önce sevgi ve imana dayanan bir azimle yürekler ortaya konarak fetih hareketi başlatılmıştır. Bir yönüyle de kutsal bir özlemle yürüyen harekete dayanıyordu. Bin yıllık bir özleme doğru uzanıyordu. O özlem yüreklere işlemişti. İmanları artırmıştı. Yürekleri kavileştirmişti. Bilekleri kuvvetleştirmişti. Zihinleri berraklaştırmıştı. İşte gemilerin karada yürütülmesi fikri de aslında buradan doğmuştu. Yoksa aşk ve özlem olmasaydı, dayanılmaz istek ve arzu olmasaydı; nereden çıkacaktı bu fikir, kim düşünecekti bunu. İnanıyorum ki el Fettah isminin bir tecellisi olarak doğmuştu bu fikir.
Fethe dair istek ve arzu kutsal bir özleme, kutsal bir sevdaya dönüşmüştü. Aşk derecesinde bir sevdaya bürünmüştü. İşte Fatih bu aşk ateşiyle, bu özlemle; ya ben İstanbul'u alırım, ya da İstanbul beni alır, demişti. Bu sözler kendiliğinden söylenmiş ya da sıradan bir insanın delice sarf ettiği sözler değildi. Bu sözler deruni duygularla, adeta imanın yürekten dışarıya fırladığı bir sevda halinde söylenmiştir. Çünkü sonuçta Peygamberimizin müjdesine nail olabilmek vardı. Aslında tüm tılsım da buydu. Aslında işlerin düğümlendiği, batılıların efsunlandığı, zaferin kaçınılmaz kılındığı olay da burasıydı. Fethe, bitimsiz aşka, tüm kahramanlıklara kaynaklık eden de aslında bu müjdeydi. Peygamber efendimizin müjdesine nail olmak aşkıyla Ebu Eyüp el Ensar'ın aşkına, sevgisine, mücadelesine eş bir özlemle yürümüştü Konstantiniyye'nin üzerine Fatih. Ebu Eyüp el Ensari Peygamber sevgisi uğruna, muştuya ulaşmak umuduyla, kutsal bir aşk ve özlemle gelip surların dibinde yatmıştı. Fatih ise aynı kutsal aşk ve özlemle gemileri Kasımpaşa'dan yürütüp Konstantiniyye'nin içine dalmıştı. Bu aşk ve özlem öyle bir şeydi ki ucunda Peygamberimizin övgüsüne mazhar olmak vardı; uğruna top döktürülüp surlar delinmişti. Aşkın önünde surlar eriyip yıkılmıştı. Özlem en sarp surları, en sağlam duvarları bile aşıp geçmişti. Ulubatlı Hasan yüreğindeki muştuyla surlara tırmanıp fethin müjdesini vermişti herkese.
Fatih yürekleri ortaya koyarak başlattığı fetih hareketini yürekleri fethederek ölümsüzleştirdi. Sonsuz bir aşka ve sevgiye dayanan fethin önünde zaten hiçbir yürek dayanmazdı. Surları bile yıkan fetih aşkı yüreklere de elbette girecekti. Konstantiniyye'nin alınmasından sonra Hıristiyan Bizanslılara tanınan dini özgürlüklerle yürekler fethedilmişti. İşte fethi ölümsüzleştiren, taçlandıran olgu buydu. Bu sadece maddeye, kaba güç ve kuvvete, top ve süngüye dayanan bir fetih değildi. İlk defa top döktürülerek surlar yıktırılmıştı ama fetih sadece top ve süngüye, silaha dayanmıyordu. Yürekler fethedilerek direnç kırılmıştı. İşte fethin ölümsüzleşmesi el Fettah ismiyle yüreklerin açılması ve fethedilmesi böyle olmuştu.
Ebu Eyüp el Ensari hangi iman ve heyecanla, hangi aşk ve özlemle 94 yaşında olduğu halde kalkıp surların dibine kadar gelip orada yattıysa; Fatih de aynı iman ve heyecanla, aynı aşk ve özlemle surları yıkıp İstanbul'un içine dalmıştır. Günümüzde de Erbakan Hoca aynı iman ve heyecanla, aynı aşk ve özlemle saydam duvarları yıkarak unutulan fetih ruhunun içine girdi, mazlum halkları yeniden fetih ruhuyla buluşturdu. Fatih İstanbul'u alarak Peygamberimizin müjdesine nail olduysa aynı şekilde Erbakan Hoca da bu gün yeniden fethe muhtaç olan ülkeleri fetih ruhuyla buluşturduğu için Allah'ın izniyle Peygamberimizin müjdesine nail olacaktır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



