8. 12. 2010 günü Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde yapılmak istenen "Demokrasi Paneli" sırasında, öğrencilerin panelistleri yumurta yağmuruna tutması olayının tartışmaları hala sona ermiş değil. Programda konuşmacı olarak AKP Milletvekili ve Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu ile CHP Genel Sekreteri Süheyl Batum yer alıyordu. Öğrenciler konuşmacıların ikisini de protesto ettiler. Üzerlerine yumurtalar atarak eylem yaptılar. Sayın Kuzu, eylemci öğrenciler için "beyinsizler" ifadesini kullanırken; sayın Batum "Faşistler" diye bağırdı. Sayın Batum, olaydan ucuz kurtuldu, ama sayın Kuzu onun kadar şanslı değildi. Kelimenin tam anlamıyla yumurtalı saldırının hedefi oldu.
Öğrenciler, özellikle üniversitelerin açılış töreni sırasında 30 kadar üniversitede, konuşan devlet yetkililerine karşı protesto girişiminde bulundular. Bunların çoğu güvenlik görevlerinin zamanında müdahalesi sonucu engellendi. Bazılarında da -son yumurtalı eylemde olduğu gibi- rahatsızlıklar ortaya çıktı.
Şimdi, başta son yumurtalı saldırı olayı olmak üzere, öğrenci eylemleri ve diğer şiddet olaylarını, başımızı iki elimizin arasına alıp şöyle bir düşünmeliyiz. Biliniz ki, bu olaylar tesadüfen olmuyor, sinsi bir tuzağın ürünü olduğu belli. Türkiye üzerinde emelleri olanların planlı bir uygulaması.
Önce, bir üniversite öğrencisinin devlet yetkililerine ve hocalarına kabalık ve şiddet içerikli protesto gösterilerini masum görmemiz mümkün değil. Tepki ve düşünceler yasal çerçeve içinde kalmalı ve fikri planda ifadesini bulmalı. Fikirlerin topla, tüfekle sindirilebilmesi mümkün değil. Kaba kuvvete dönüşmüş eylem, fikir özgürlüğü sınırlarından çıkar, şiddete dönüşür. Şiddet, fikir planında aciz kalanların başvurduğu bir yöntemdir ki, tasvip edilemez.
Eğitimciler, bu olaylardan yeterli dersi çıkarmalıdır. Öğrencilerin eğitiminde hangi şeyi eksik bıraktıklarının muhasebesini yapmalılar. Bugünkü gençlerin en büyük eksikliği ahlaki ve manevi değerlerdir. İslami eğitim ve manevi değerlerden yoksun bir gencin hangi zararları işleyeceği meçhuldür. Burada, Milli Görüş Lideri'nin meşhur sözünü hatırlatmadan geçemeyeceğim: "Bir milletin asıl gücü, ne topu, ne tankıdır; milli ve manevi değerlere göre yetişmiş evlatlarıdır."
Hükümet ve Anamuhalefet partisine gelince... Asıl büyük sorumluluk onlara düşmektedir. Unutmayın ki, öğrenciler hem AKP, hem de CHP temsilcisini birlikte protesto etmişlerdir. CHP, iktidar partisine yönelik saldırıları "demokratik refleks" olarak değerlendiriyordu. Fakat, Genel Sekreter Batum saldırıya uğradığı zaman öğrencilere "Faşistler" diye bağırmıştı. Genel Başkan Kılıçdaroğlu ise, "Protesto hakları ama yumurta şık olmadı." (Star, 9. 12. 2010) açıklamasını yapmıştı. Başbakan ise, öğrencilere "Yumurtayı atacak yerde, omlet yapıp yeyin" gibi sığ ve ucuz bir tavsiye yöntemini seçti.
Sayın AKP ve CHP yetkilileri! Birer temsilciniz aynı anda öğrenciler tarafından yumurtalı saldırıya uğradı. Birbirinize, tahrik ve gerilim ifade eden sözlerle saldırıp durmayın! Unutmayın ki, bu üslubunuz öğrenciler ve halk üzerinde olumsuz örnek oluşturuyor. İkiniz de aynı meydanda bu gerilim üslubu ile konuşsanız; ikinizin de taş yağmuruna tutulacağınızdan şüpheniz olmasın. Siyasette devamlı saldırı, polemik ve gerilim üslubunu kullanmak ülkeye yarar getirmez. Efendi olun, problemleri güzel güzel tartışın, ülkeye hizmet yarışına girin. Düşman kardeşler üslubunu bir tarafa bırakın.
Tuttuğunuz yol, kullandığınız üslup doğru değildir. Hatta geleceğimiz açısından kaygı vericidir. Ben, bu kafa ile, bunların Türkiye'yi hassas ve sıkıntılı bir dönemden geçirebileceklerine inanamıyorum. Neden? Kısa bir süre önce, Wikileaks adlı bir internet sitesi ABD'nin gizli belgelerini yayınladı. Tabiatıyla bunların gizli olup olmadığı ayrı bir tartışma konusu. Fakat, başka bir ülke kaynaklı bilgiler sebebiyle Hükümet ve Anamuhalefet partisi birbirine girdi. Kamuoyuna yansıyan bilgiler üzerinden birbiriyle dalaştılar. Bu üslup, devlet adamı üslubu olamayacağı gibi, devlet adamlığı oyunu bile olamaz. Bu ne ciddiyetsizlik! Başka bir ülkenin sözleriyle, yetkili durumdaki siyasi partiler birbiriyle cedelleşir mi? Devletin menfaatleri ile ilgili bir konuda, daha ne zaman bir araya gelip ortak hareket edeceksiniz? Şakşakçılarınız eşliğinde birbirlerinize saldırmak hoşunuza mı gidiyor? İktidar ve anamuhalefet partilerinin bir araya gelip Türkiye'nin meselelerini müzakere edememesi gibi bir olay düşünülebilir mi? Bu iki partinin birbirine "yalancı" diye hitap etmesi günübirlik bir hadise haline gelmiştir. Yalanı meşrulaştıran bir anlayışla karşı karşıyayız.
Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde AKP ve CHP temsilcilerinin yumurtalı saldırıya uğraması, başta bu iki partiye ve tüm siyasilere ders olmalıdır. Kavga ve çatışma üslubunu bırakıp nezaket ve kibarlık üslubunu kullanmalıdırlar! Bunu yapmazlarsa, "Bilmiyor musunuz yoksa?" sorusunu sormak zorunda kalacağız.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



