Bir önceki yazımda, iğneyi kendimize batıralım dedik ya, affınıza sığınarak diyorum ki, bugün de, aynı minval üzere devam edelim, isterseniz!
Geçenlerde ayaküstü bir sohbet esnasında, laf lafı açtı ve bir ara, bir arkadaşım "ölüm var, ahiret var" deyiverdi! Daha doğrusu, o anda içerisinde bulunduğumuz ortamda gözlemlediği ve devamında bahsedilen kimi ihmallerimize, yanlışlarımıza, hatalarımıza vurgu yapmak için, böyle bir hatırlatma yapmak ihtiyacı hisseti.
Ben de gevezelik edip, arkadaşımızın bu sözlerini, tamamladım: "Ölüm de yok ahiret de yok!"
Tahmin edeceğiniz üzere, bu sözlere şahit olanlar şaşırdılar ve "bu nasıl söz, böyle bir şey söylenir mi" dediler!
Sözlerim de ısrar ettim, ama yanlış anlaşılabilecek bir söz olduğu için de, kastımın ne olduğunu, hemen açıklamaya çalıştım:
"Evet, maalesef yok! Daha doğrusu, kimileri, bunun farkında bile değiller, her şey sadece dillerinde!
Şayet kâmil manada, buna inanmış olsaydık, her şeyin geçici olduğunu gerçek manasıyla idrak edebilseydik, bu dünyanın, bir de öbür tarafı olduğunun tam manasıyla şuuruna varabilseydik, yaşantımız böyle mi olurdu?"
Muhatabım "biraz ağır oldu, ama galiba şimdi oldu, durumu düzelttin" dedi ve anlaştık!
Ancak bu vesileyle, o anki düşüncelerimi, sizlerle de, paylaşmak istiyorum.
Hiç şüphesiz yüce Allah insanları, O'nu tanımaları ve yalnızca kendisine kulluk etmeleri için yaratmıştır.
Bu yüzden de, her gün, defalarca, tekrar ve tasdik ediyor "Ya Rabbi, ancak sana kulluk eder, yalnızca senden yardım dileriz" diye de, söz veriyoruz.
Evet dilde böyle ama hakikatte böyle mi?
Maalesef, yaşadıklarımız, gördüklerimiz, şahit olduklarımız bu konuda, zaman zaman karamsarlığa düşmemize sebep oluyor.
Bu noktada, meselenin daha iyi anlaşılabilmesi için, en başta muhatabı da kendim olmak üzere, yarası olan gocunsun kabilinden bazı sorular sormak istiyorum.
Biz hakikaten, tam manasıyla, Allah-u Teala'ya kul muyuz veya daha açık bir ifadeyle kulluğumuzun şuurunda mıyız?
Şimdi, bu da sorulur mu, diyeceksiniz?
Peki, o halde!
Neden herhangi bir makam sahibinden, servet sahibinden çekindiğimiz, korktuğumuz ve karşısında eğildiğimiz kadar, yüce Yaratan'ın huzurunda eğilemiyoruz?
Onun koyduğu kuralların yerine kendimizce, bir takım mazeretler üretiyoruz?
"Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" emrinin aksine "bana değmeyen yılan bin yaşasın" tesellisiyle, haksızlık ve adaletsizlikler karşısında sus pus oluşumuz, dahası bunlara destek oluşumuz nedendir?
Ve çoğu zaman bunları yaparken "ne yapalım, dünya böyle" mazeretine sığınışımız nedendir?
Çoğu, kaynağı belirsiz, karanlık servet sahiplerinin karşısında, servetlerinin hatırına, hazır ola geçişimiz ya da adaletsiz, haksız, yolsuz idarecilere, makamları hatırına alkış tutuşumuz nedendir?
İnandığı değerlerin mücadelesini yaptıktan sonra, kader çizgisinin kendisiyle ilgili hükmünü sabır ve tevekkülle beklemek yerine "hiç ölmeyecek gibi" dünya için yırtınmamız nedendir?
"Hiç ölmeyecek gibi" dünya için çalışırken "yarın ölecekmiş gibi" ahirete çalışmayı unutmamız nedendir?
Birisi çok basit bir dünyevi işimizi hallettiğinde "Allah razı olsun" diye, defalarca teşekkür ederken, bizlere, bütün bu nimetleri bahşeden Cenabı-ı Allah'a hakkıyla ve yeterince şükredemeyişimiz nedendir?
5 yıldızlı, yaldızlı tesettür otellerinde tesettürlü tatil yaparken, son model arabalarda hava atarken, firavun saraylarına benzer mekanlarda, Kur'anlı, ilahili düğünler, törenler, toplantılar, iftarlar yaparken, milyarlık eşarplarla, güzel kokularla, pırıltılı, pahalı elbiseler içerisinde alımlı ve çalımlı bir şekilde, tesettür modelliği yaparken, inandığımız değerlerin neresinde olduğumuzun, ne kadar farkındayız, dersiniz?
Kimilerinin inandığı gibi yaşamak yerine, yaşadığı gibi inanması, acaba, nedendir? Velhasıl, bu dünyanın bir de öbür tarafı olduğuna, ölüm ve ahiretin olduğuna, şuurlu bir şekilde inanmış olsak, inandığımız üzere inatla yaşamak, inandıklarımızda inat etmek yerine, yaşadığımız gibi nasıl inanabiliriz, içerisine düşmüş olduğumuz bunlar gibi birçok yanlışları, nasıl, görmezden gelebiliriz?
Evet, söyleyecek söz çok, ama yerimiz kalmadı. Bu yüzden, bugünlük de, bu kadar! Karar, elbette, sizindir; huzur ve saadetle kalın!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



