Düşünmek...
Çağımızın en yorucu 'iş' hali. Manayı sadece somut algıya, duyulara endeksleyen yaşam şeklinin hoşuna gitmeyen, yıpratan, eskiten, yani bir faydası olmayan eylem hali. Hazırda gelmelidir herşey, insana. İnsan; bütün bir evrenin hizmetinde olduğu varlık. Ama yeşile basmamak lazım. Bütün bir evren insanın hizmetindedir; ama açlıktan ölmek üzere olan milyonlarcası varken, kaplumbağaları korumalı, lalelerle donatmalıyız bütün şehri.
"Ölmeden önce ölünüz" derken Peygamber, intiharı mı teşvik ediyordu? Ne kadar da düz bir mantık. Tam da popüler kültür salatası ile beslenen gençlerin algısına göre.
"İnsanları hakir görmekte üstüne yoktur, sanatçıların" diye düşünenler olduğunu biliyorum (sanatçıdan kastım ben değilim, bu görüşlerin dillendirildiği alanın mensupları).
Rüya...
En az düşünmek kadar kenara itilmiş, gerçeğe varış yolunda vazgeçilmez bir durak. Kimi zaman birkaç dakikalık rüyada yaşananları uyanıkken birkaç hafta hatta ayda yaşanabilir. Tıpkı sinema perdesinde bir buçuk iki saat içinde izlediklerimizin bazen yüz yılı kaplaması gibi.
Rüyalar geçmişten mi söz eder yoksa geleceğe dair belirtiler mi içerir.
Seküler dünya, rüyaya, sadece geçmişten zihin altında kalanlarla yetinme alanı verirken; İslamî kültür ise rüyanın geleceğe dair belirtiler içerdiğini ifade eder. Bu yüzden rüyalar tabir edilir.
Rüya, kendimizle karşılaşabileceğimiz yegâne tarafsız saha. Günlük hayatta yüzümüze takılan/taktığımız maskelerden ve 'rol' elbiselerinden kurtulduğumuz bir çıplaklık saltanatı.
Etrafınıza baktığınızda gördüğünüzün gerçek olduğuna kânî değilseniz, sadece gördüğünüzle yetinmemelisiniz. Gözleriniz kapalıyken ya da etrafınıza kapanan gözleriniz sinemaya açılıyken gerçeğe daha yakınsınızdır.
Modern insanın rüyayı yeterince ciddiye almamasının sebebi nedir? Belirsizlik mi? Ya da kendisinin belirsizlik olarak tanımladığı sonsuzluk ihtimali mi? Bu sahtelik algısına sinemanın etkisi ne olabilir? Ya da hangi sinema?
Gençlerle her sohbetimizde 'sanat sineması' denen şeyin ne olduğu, ne olmadığı, neden bu kadar sıkıcı olduğu gibi konularda kafa patlatıyoruz. Bu konuda gençlerin düşünüyor olması bile başlı başına bir ivmedir. Müslüman hassasiyeti olan gençlerin, 'neden sinemada müslümanlar bu kadar geri' sorusunu içleri acıyarak sormalarından memnuniyet duyuyorum. Zira bir soru içinizi acıtıyorsa, siz de sorunun bizzat kendisini acıtabilirsiniz. Böylesine acılı/sancılı/ağrılı bir süreç sonunda ancak hedefinize ulaşabilir ya da yaklaşabilirsiniz.
Müslümanların neden sinemaya uzak kaldıklarını izah edebilmek için hep beraber bir rüyaya çıkmamız gerekli. Herhangi bir zamanda olmayacağımız, bütün zamanlara 'zamansızlık'tan bakabileceğimiz, idarenin tamamen bizim elimizde olduğu bir halde, rüya halinde seyir etmeliyiz.
Öncelikle müslümanlar derken, ülkemizin inanç geleneği olan Sünni İslam algısını hatırlamak gerekir. Sünnilikte resim, heykel, müzik gibi sinemaya kaynaklık eden sanat dallarına cevaz verilmemiştir, uzun süre. Daha birkaç yıldır İslami camia bu alanlara da girdi. Bunun doğru olup olmadığını tartışacak yeterlilikte değilim elbet. Sadece bir tespit olarak bu noktayı ifade edip diğer bir hususa geçiyorum.
Yepyeni bir cumhuriyet olarak doğan Türkiye, tazeliğini hormonal dengesine vererek, köklerini neredeyse tamamen kesip, naylon çadırlar içine hapsedilerek sanal kökler eşliğinde 'yeniden var olmaya' mahkum edilmiştir. Cumhuriyetin kuruluşu sonrası sosyo-kültürel alandaki değişiklikler/devrimler/devirmeler, sanatın altyapısını oluşturacak olan bir medeniyet algısı ile olan bağımızı da yerle yeksan etmiştir. Bir kültür üzerine bina olabilecek sanat, bir boşluk ve nahoşluğun ayaklarımızın altından yukarı doğru tazyikte bulunma gayreti ile oluşturulmaya çalışılmış ve tabiatın kanunu gereği suyun kaldırma kuvveti, sanatsal kalkınmaya yetmemiştir.
Neden sonra, Anadolu coğrafyasının insanı geçmişiyle iletişime geçmeye başlamıştır. Değerleriyle, kültürüyle, doğasıyla, dokusuyla ve inancıyla. Memleketteki özgürlük ve özgünlük ortamı, insanımızın özüne yönelebilmesine mahal verir bir hal almıştır.
Geldiğimiz noktada insanımız bir tercihle başbaşa kalmıştır. Ya zihninizdeki bütün soru işaretlerine cevap bulabileceğiniz geçmişinizi tanıyarak nevi toprağınıza münhasır bir algı ile yeniden doğacaksınız ya da soru işaretine düşman bir modern algıyı temelsiz olarak kabul ederek başkaları gibi olmaya rıza göstereceksiniz.
Tercih konusunda sıkıntı yaşayan varsa lütfen sanat alanından uzak dursun, özellikle de sinemadan. Seçimini yapmış ya da bu satırları okuyunca yapanlarsa hemen işe koyulmalı. Ölmeden önce ölmek için; düşünmek için, rüyaya hakkını verdikten sonra bu hak doğrultusunda rüyada uyanmak için...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



