Türkiye’de insan hak ve özgürlükleri söz konusu olduğunda “hangi kesim için” sorusunu rahatlıkla sorabilen oligarşik güçlerin demokrasi ile ciddi sorunları var. Beyinlerindeki demokrasi algısının ideal demokrasi tanımı ile yakından uzaktan alakası yok! Demokrasiyi algılama özürlü oligarkların kitabında demokrasi sadece bir temenni ve teenniden ibaret. Oysa demokrasi bir “temenni” ve “teenni” rejimi değildir. Demokrasi bir uygulama ve samimiyet rejimidir. Samimiyet yoksa demokrasi de yoktur.
Demokrasinin siyasal ve toplumsal yaşamda ideal anlamda var olabilmesinin bir diğer önemli şartı ise siyasal sistemde “hukuk devleti” ile “kanun devletini” birbirinden ayırmak, hukuk devletini sürgit kılmaktır.
Hukuk devleti kanun devletine dönüştüğünde güçlünün hukuku galebe çalmaya başlar! Güçlü olan haklıdır, güçsüz olanın canı cehenneme… Oligarşik güçlerin yapmak istediği tam da budur. Türkiye’nin ideal bir hukuk devleti şemsiyesinde yönetilmesini engellemek! Zira hukuk devleti güçlü ile zayıfı eşitler. Fırsat özgürlüğü tanır. Zayıfın hakkı güçlünün elinde sabun gibi eriyip gitmez!
İdeal anlamda demokrasiden bahsedeceksek o vakit hukuk devleti ile demokrasinin barışık yaşaması gerekir. Bu ikisinin kardeş kardeşe yaşamadığı bir siyasal ortamda kaos ve belirsizlik kaçınılmazdır.
Oligark güçler bu kaos ve karmaşa ortamından beslenirler. Kaos ve karmaşa oligarşik güçlerin menfaatlerini kollamaları açısından uygun bir ortam oluşturur. Zira siyasal sistemde taşların yerine oturması demek oligarşik güçlerin beslenme kaynaklarının kesilmesi demektir! Beslenme kaynaklarından akan tatlı rantın adil bir şekilde toplumsal tabana paylaştırılmasından korkan oligarşik güçlerin demokrasi konusundaki samimiyetsizliğini, hukuk devleti konusundaki mütereddit tutumlarını anlamak hiç de güç değildir.
Bugün başörtüsü konusunda koparılan yaygaranın arka planında, sistemin merkezinde, devlet imkânlarına çöreklenen oligarkların eski statülerini kaybetmeye başlamalarının kuyruk acısı vardır.
Hantal ve kapalı sistem anlayışıyla çalışan bürokratik yapı yeni dönemde aşınma ve kırılmalara uğrarken bürokrasideki karar mekanizmalarının bir bir el değiştirmesi oligarşik güçleri rahatsız etmektedir. Zira demokrasi kapalı sistem anlayışıyla devam ettirilen bir yönetim anlayışını kaldıramaz. Demokrasi şeffaflık ve açıklık rejimidir. Demokrasi, halkın kaynaklarını kullananları tasarruflarından dolayı sorumlu tutar. Bu sorumluluktan doğan yükümlülükleri ise hukuk devleti garanti altına alır. İşte bu sebepten demokrasi konusunda arızalı bir zihniyete sahip olan oligarşik güçler hak ve özgürlüklerin demokratik bir ortamda, hukuk devletinin güvencesi altına alınmasını asla istemezler.
Başörtüsü sorununda samimiyetsiz ve çifte standartlı davranan, demokrasi algılamalarında zafiyet bulunan oligarşik güçler, gerçek bir demokratik düzenden çok demokrasinin kılıf olarak kullandığı oligarşik ve totaliter bir düzenden yanadırlar.
Türkiye’de hukukun ve demokrasinin ideal anlamda yaşanmadığını, demokrasinin bir heyuladan ibaret olduğunu söylemek ve bunu kabullenmek zorundayız. Ancak bu ön kabul bizi sistemin kökten değişmesi gerektiği gerçeği ile yüz yüze bırakır.
Kısmi bir devlette reform hareketi bu ülkenin hukuk zemininde yönetilmesi için asla yeterli olmaz. Türkiye’nin topyekûn bir değişim ve dönüşüm hareketine ihtiyacı vardır. Bu dönüşümü gerçekleştirecek siyasi iradenin temel meşruiyeti kokuşmuş, sürekli çürüyen, antidemokratik, hukuk yoksunu düzenin ürettiği arızalı yönetim anlayışıdır.
Yeni dönemde kavga, bu değişimi arzu eden samimilerle, demokrasi algısı arızalı samimiyetsizler arasında olacaktır. 59 ve 60. Hükümetler döneminde atılan bazı adımların bu değişim için bir başlangıç olabileceğini varsaymakla birlikte, hazır yaraya neşter vurulmuşken kökten değişimin önünün açılmasını temenni etmekten başka çare yoktur.
Meydanlardaki sanal kalabalık...
Oligarşik güçler, meydanlara topladıkları sanal kalabalıkları rejim konusunda hassas olmaya çağırırken, öte tarafta kendileri rejimden çok kendi saltanatlarının yıkılacağı tereddüdüyle gizli hesaplar içine girmektedirler. Anıtkabir önünde başörtüsüne hayır için toplanan, manipule edilmiş kalabalıklar avazının çıktığı kadar demokrasi, Atatürkçülük, laiklik diye bağırırken onları sokağa döken güçler ise bir iç toplumsal çatışmanın nasıl üretileceğinin hesabını yapmaktadırlar.
Kaos ve anarşiden beslenen oligarşi bu kirli tezgâha sokmak istedikleri toplum kesimlerinin artık uyandığını hissetmiş olmalılar ki eskiden sahnelenen oyunların artık değerinin kalmadığı gerçeği ile yüz yüze geldiler.
Tuncay Özkan gibi, provakatif güçlerle işbirliğini görev saymış kukla şahsiyetler bile meydanlarda “Esas olan La İlahe İllallah, var mı gerisi?” diye bağırarak meydanlara çekemediği dindar kalabalıklara örtülü mesaj yollama acziyetine düşmüşlerdir.
Dindar kesimin örgütlü ve örgütsüz sivil toplumu böylesi çirkin bir oyuna alet olmaz. Olsa olsa demokratik tepkilerini ortaya koymak adına kamusal alana çıkarak özgürlük taleplerini dile getirirler. Ancak günlük siyasete fazlaca angaje olan bu sivil toplum örgütlerinin her biri kuyruğundan bir yerlere bağlı olduğundan tavır birliği içerisine giremediler ve başörtüsü konusunda ortak bir dil oluşturamadılar, o ayrı konu. Netice-i kelam, oligarşik güçlerin demokrasi konusundaki samimiyetsizliklerinin arka planında rant ve menfaat kaybı vardır. Demokrasi, özünde, tam anlamıyla kâmil ve adil bir rejim olmasa da bazı evrensel asgari standartları bulunan bir yönetim biçimidir. Oligarşik güçler bu asgari standartlar konusunda gayet bilgili oldukları halde samimiyetsizdirler.
Sistemin içindeki safralar
Oligarkların arızalı demokrasi anlayışında, insan hak ve özgürlükleri adına kişiden kişiye, kitleden kitleye değişebilen yargılar bulunmaktadır. Laikçilerin laikçilik yapmaları en temel insani hak iken, dindarın başörtüsü ile kamusal alana dâhil olması rejim için büyük tehlikedir. Oligarşik güçler hukuk devletine geçilmemesi için ellerinden geleni yaparlar, çünkü güçlerinin ellerinden kaymasını bir türlü hazmedemezler. Bu yüzden demokratik bir düzene de karşı durarak, eleştirdikleri saltanat düzenini aratacak nitelikte antidemokratik ve dar kadro felsefesine dayalı, seçkinci uygulamalara imza atarlar.
Onun için bu oligarklarla uzlaşmak mümkün değilse -ki mümkün gözükmüyor- siyaseten tasfiye edilmeleri en doğru çözüm yoludur. Meşruiyetini serbest seçimlerden alan siyasi irade toptan değişimi samimiyetle arzuluyor ise hangi ideoloji şemsiyesi altında bulunuyor olursa olsunlar bu oligarkları bir an önce sistemin ağırlık merkezinden uzaklaştırmanın çarelerini aramalıdır.
Son çete operasyonları daha da genişletilmeli, geçmişte işlenen cinayetler aydınlatılmalı, müsebbipleri topluma deşifre edilmeli, sistem içindeki safraları temizlemelidir. Böylece geçmiş dönemlerde töhmet altında bırakılan toplumsal kesimler bu psikolojik baskıdan kurtarılmalıdır. Demokrasi şeffaflaşma ile varit olur. Şeffaflaşma ise risk almayı gerektirir. Yıllarca kapalı sistem çalışmış bir düzeni şeffaflaştırmak deveye hendek atlatmak deyimi ile bile ifade edilemeyecek kadar güç bir iştir. Şeffaflaşma kavramına ürküntü ile bakan oligarşik güçlerin maskesi yavaş yavaş düşmektedir. Üzücü olan ise meydanlara biriken kalabalıkların bu güçlerin oyununa gelmeleridir. İzmir’de çarşaf yakmak, anıtkabirde başörtüsü aleyhine slogan atmak ancak ve ancak bir oyuna alet olmaktır. Yoksa toplumun kahır ekseriyeti barış ve esenlikten yanadır. Çünkü bu toplumun iman ettiği din esenlik ve barış dinidir.
Barışı bozmak isteyen küçük kalabalıkların oyunu, barıştan yana olan büyük ve asil bir toplumun karşı oyunu ile bozulacaktır. Bu karşı oyun ise şuurlu ve bilinçli olmak, öfkeye kapılmadan hareket etmektir.
İyilikle kötülük her devirde yan yana olmuştur. Tevhit ve küfür her dönemde mücadele içinde olmuştur. Aydınlık ve karanlık her zaman birbirini kovalamıştır.
İslam’a olan düşmanlık
İslami değerler tarihin her döneminde karşıtları tarafından saldırıya uğramıştır. Kâh şu, kâh bu adına… Ama bugünkü oyun bambaşkadır. Bugün başörtüsü üzerinden dindarlar ve din kıskaca alınmaya çalışılmaktadır. Çünkü yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların oyunlarını bozacak yegâne güç İslam’dır. İslam’a olan düşmanlık ve kinin altında, kendi saltanatının altından kaymasını istemeyen zalimlerin fasit düşünceleri yatmaktadır. Beşeri hiçbir düşünce sistemi yeryüzünde zulmün ve adaletsizliğin engellenmesi için gereken samimiyeti ve fedakârlığı gösterememiştir, başarılı da olamamıştır. Bu yüzden İslam bu zalimler için büyük tehdittir. Allah’a hakkıyla iman eden, Müslüman’ca yaşamaktan başka derdi olmayan Müslümanlar ise hedef tahtası olmaya devam edeceklerdir. Bu yüzden demokrasi dindarlar için yoktur. Demokratik ilkeler dindarlar söz konusu olduğunda kolayca rafa kaldırabilir, off konumuna alınabilir. İnsan hak ve özgürlükleri Müslüman’ca yaşamak istemeyen herkes için sonuna kadar açıktır. Hatta kanun devleti seküler bir yaşamı tercih eden herkesin “özgürlüğünü” sonuna kadar garanti altına alır. Gayri meşru ilişkiyi zina kapsamından çıkarır. Bu durum, toplumun temel çekirdeği olan aile müessesesinin yıkılmasıyla sonuçlansa bile! Ama dindarların özgürlüğü söz konusu olduğunda hukuk ve demokrasi susturulur. Devre dışı bırakılır. Devreye despotizm ve ideolojik kaygılar girer. Toplumu yukarıdan modernleştirmek isteyen sosyal mühendislerin icat ettiği “rejimi koruma ve kollama” sosuna batırılmış, mesnetsiz, gayri ahlaki, mantık yoksunu, gayri hukuki mütalaalar girer. İşin tuhaf tarafı bu mütalaalar da adına hukukçu denilen bir takım etkili yetkili zevattan sadır olur. Öyleyse ortaya şu sonuç çıkıyor. Hukuk adına hak ve hukuku katleden, birinci sınıf Hak düşmanları oligarşik düzene meşruiyet kazandırmak için yeri ve zamanı geldiğinde harekete geçebiliyorlar.
Buna canlı kanıt mı istiyorsunuz?
Hâkimler ve savcılar kurulunun üyelerinin meydanlara inerek başörtüsüne hayır diye bağırmaları yeterli kanıtı gözler önüne seriyor sanırım. İşte bu adamların demokrasi algılamaları ve kafalarındaki demokrasi düşüncesindeki arızalar! Buyurun buradan yakın, bir nefes çekin ve öksürün. Öksürdükçe bu kadar uzun bir yazıya neden katlanmak zorunda kaldığınızı anlayacaksınız!



Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



