Yaklaşık beş yıl önce (Aralık 2004), İbrahim Tenekeci'nin editörlüğünü yürüttüğü düşünce sayfasında, dolayısıyla Millîi Gazete'de, yazı yazmaya başladım. Kalemi namus bilip, namusumuza laf getirmeden, beş yıl boyunca sözümüzü söylemeye gayret ettik. Bu sürenin son üç, üç buçuk yılında Balkanlar ve özellikle Bosna üzerine eğildik.
Yayınlanan hemen her yazıdan sonra, Balkanlarla olan irtibatımın sebebini ya da Balkan kökenli olup olmadığımı merak eden birkaç okuyucu postası aldım. Balkanlar ile genetik anlamda bir bağlantım olmasa da, bu toprakların her evladı gibi, tarihi ve manevi bir bağa sahibim.
Bosna Savaşı'nın en kanlı günlerinde lise talebesiydim. Rahmetli Aliya İzzetbegoviç'in "Savaştan önce dostlarımız ve düşmanlarımız vardı. Düşmanlarımız burada, dostlarımız nerede" sualine, "işte buradayım" demek adına Sırp Çentiklerin katliamlarını tel'in mitinglerine katılıyor, montumun sol cebine diktirdiğim, Bosna-Hersek Ordusu'nun zambaklı sancağını gururla taşıyordum. Daha o günlerden başlayan Bosna sevdası üniversite yıllarının ardından hat safhaya ulaştı. Artık bir Bosna ziyareti yapmanın zamanı gelmiş, belki de geçiyordu. Bosna-Hersek'te ilk gittiğim şehir Saraybosna oldu. Saraybosna'ya ulaştığımda ilk yaptığım şey, Başçarşı ve ardından arka sokaklar dâhil, tüm şehir merkezini yaya olarak dolaşmak oldu.
Mladi Muslimani (Genç Müslümanlar) Teşkilatı ve Mladi Muslimani Genel Başkanı rahmetli Ömer Behmen'i ilk ziyaretim o günlere rastlar. Yaklaşık otuz kişilik grup içinde anlatılanlar dinlerken, söz Millî Görüş'ün savaş yıllarındaki yardımlarına gelince, arkadaşlar hemen beni öne sürdüler. Grubun içerisinde bir Millî Görüşçünün bulunması rahmetli Ömer Behmen'in gözlerini ışıldatmıştı. Gruptan ayrı olarak davet ettiği odasında yakından görüşme ve kitaplarını imzalatma fırsatı bulmuştum. Rahmetli Behmen, birçok Türkçe cümle ve kelime biliyordu. Erbakan Hoca'ya dua ve Türkçe "maksuz selam" göndermeyi de ihmal etmemişti. Bu görüşme esnasında, çok değil yalnızca bir asırdır ayrı düştüğümüz, Boşnak kardeşlerimizle tercümansız konuşamamak beni çok rahatsız etmişti. Kendi kendine Boşnakçayı öğrenmeye sözü vermiştim. Elhamdülillah bu sözümü büyük oranda tutabildim.
Rahmetli Ömer Behmen ile o günlerde başlayan irtibatımız daha sonra da kesintisiz devam etti. Bosna'ya her gelişimde mutlaka onu da ziyaret ederdim. Sırp asıllı bir kişinin, 9 Ocak 2007 günü akşam saatlerinde, kırımızı ışıkta geri geri gelerek, Behemen'e çarpmasından bir kaç gün evveline kadar da kendisiyle birlikteydik. Kurban Bayramı sebebiyle gittiğim Saraybosna'da geçirdiğim o bir hafta bana çok öğretti. Türklüğün kanla değil kalple; kardeşliğin gen değil iman ile alakalı bir hadise olduğunu; alçaklık ile alçak gönüllülük, kalleşlik ile kardeşlik arasında dağlar kadar fark olduğunu o günlerde yaşayarak gördüm.
Rahmetli Ömer Behmen, "İnsanlara vefa gösterirseniz, Allah da size vefa gösterir. İnsanlara merhamet ederseniz, Allah da size merhamet eder" sözünün hakkını veren insanlardandı. Vefa ve merhamet sahibiydi. Bosna-Hersek'in kurucu Cumhurbaşkanı ve mütefekkir rahmetli Aliya İzzetbegoviç'e bağlılığı sebebiyle "Aliya'nın en güçlü kalesi" olarak anılan Ömer Behmen, son nefesine kadar duruşunu ve istikametini değiştirmedi. O, sağlam bir muvahhit, ve örnek bir Müslüman'dı. O, tıpkı diğer dava arkadaşları gibi, yalnızca Bosna'nın değil tüm dünyadaki Müslümanların dertleriyle dertleniyordu. 2007 yılındaki Milletvekili seçimlerinden bir hafta kadar önce yaptığımız ziyarette, her zaman olduğu gibi, önce Erbakan Hoca'nın sağlık ve sıhhatini, Saadet Partisi'nin durumunu sormuştu. Ayrılırken ertesi gün İstanbul'a döneceğimizi ve bir emri olup olmadığını sorduğumuzda cevabı çok netti: "Estagfurullah, bizim İstanbul'a emrimiz olmaz. Ancak ricamız olur."
İşte bu güzel, 23 Nisan 2009 Perşembe günü sabah saatlerinde Saraybosna'daki evinde vefat etti. Vefat haberini aldığımda rahmetli Behmen gözümün önüne geldi. Milli Gazete ve diğer haber sitelerine Ömer Behmen'in vefat haberini geçerken, gözyaşlarıma mani olamadım. O, cenaze törenin, savaştan sonraki hayatı gibi, mütevazı olmasını istiyordu. Doğduğu yer olan Mostar'a defnedilmek istiyordu. Her şey istediği gibi oldu. Mütevazı bir törenle 25 Nisan 2007 Cumartesi günü, Mostar'da toprağa verildi. Allah, mücahit Ömer Behmen'e rahmet eylesin. Allah, mekânını cennet eylesin.
Bu vesileyle konuya gösterdikleri hassasiyetten dolayı; Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, Dünya Bülteni Genel Yayın Yönetmeni Akif Emre, Haber 7 editörü Ersin Çelik, Moral Haber sitesi Yayın Yönetmeni Emrah İriç, Timetürk sitesi Yayın Koordinatörü M. Furkan Gümüş ve editörü Emrullah Öztürk, Gerçek Hayat dergisinden Suavi Kemal Yazgıç ve 8 Sütun Genel Yayın Yönetmeni Ali Adakoğlu'na, Bosna-Sancak Net Genel Koordinatörü Hüseyin Agoviç'e teşekkürlerimi sunuyorum.
Bununla birlikte, Türkiye'deki onlarca Balkan-Bosna-Sancak derneğinden hiçbirinin, Müslüman Boşnakların özgürlük mücadelesinin sembol isimlerinden mücahit Ömer Behmen'in vefatıyla ilgili basın açıklaması ya da vefat ilanı yayınlamaması gerçekten dikkat çekiciydi. Dikkat çekici olan bir başka husus ise, mevzu Bosna'dan açıldığında hamasi cümleler kuranların, Ömer Behmen'in Genel Başkanı olduğu Mladi Muslimani'den teşekkür mektubu almak için kapısında bekleyenlerin haber sitelerinde ve televizyon programlarında rahmetli Behmen'in vefatına yer vermemeleriydi. Unutmamak gerekir ki, iyi insanları anmak bizden bir şey eksiltmez. Safımızı belli eder. Bizi de iyiler kervanına dâhil eder.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



