Bugün sükût orucunu bozma günüdür.
Takvim yaprakları 27 Şubat'ı 'özel' bir insanın Rabbine kavuşması olarak kaydedecek. Bir sonraki gün 28 Şubat'tır ve bu ülke için en büyük çabayı gösteren 'muhterem' bir insanın bizim için mücadele eden o değerli liderin tüm çabaları karşısına dikilen 'karanlık' odakların 'çektirdikleri' kaydedilecektir.
Millî Görüş Lideri Necmeddin Erbakan'ı hayırla yad etmeyecek bir vatan evladı var mıdır acaba. İçi yanmayan, ruhunda fırtınalar kopmayan, hüzünlerinden nehirler oluşmayan ve 'rahmet' dilemeyen?
Muhterem Erbakan'ı tek bir yönüyle ele almak mümkün değil. Dünya tarihinde de, Türkiye tarihinde de müstesna bir yeri oldu ve olmaya devam edecek. Hangi İslam ülkesine giderseniz gidin, size ilk olarak söyleyecekleri isim muhterem "Erbakan" olacaktır. Batılıların silahların ucuyla çizdiği suni sınırların ayırdığı İslam coğrafyasını bir araya getirebilmek için iddia edilen 'hayalcilik' suçlamalarını elinin tersiyle iterek en büyük çabayı gösterenin Erbakan olması unutulabilir mi?
Bugün İslam dünyasında oluşan 'uyanış' hadisesinin kökenlerinde Necmeddin Erbakan'ın asırlık mücadelesinin yeri çok büyüktür. İsmini asla bir haritada gösteremeyeceğiniz en küçük ülkeden en çok bilinen ülkelere kadar 'Erbakan'ı tanımayan, onunla büyümeyen kaç nesil vardır acaba? Filistin mücadelesinin aynı zamanda Erbakan'ın mücadelesi olduğunu en iyi Siyonistler bil(dir)iyor.
Türk siyasetinde attığı ilk adımlarla oluşturduğu bağımsızlık hareketinin ardından mecliste topladığı inançlı insanlarla neleri başardığını bugün neredeyse bilmeyen kalmadı. Bildiğimiz bir şey daha var; bu ülke için gösterdiği çabalar aynı zamanda ümmet için gösterdiği çabaydı ve 'batılı' odakların bunları görmezden gelmesine imkan yoktu. O yüzden attığı her adımda içerden ve dışarıdan engellemeler oldu. Her an yaptığı her şeyin karşısına hep bir sahtesinin var edilmesinin sebebi de biraz buydu.
İslam dünyasında silahların gölgesinden demokrasi alanına çektiği mücadelenin biricik olması hiçbir şekilde tesadüfi değil. Devlet tecrübesi olmayan inançlı insanları hem bir devlet idare edebilecek vasıflara kavuşturması, aynı zamanda tevazuuyla onlara destek olması onun önemini ortaya koyuyor. Batılılar tarafından tarumar edilmiş coğrafyanın Türkiye'ye baktığını, Osmanlı'yı özleyeceğini iyi bilen 'muhterem insan' planlarını uzun vadeli hazırlamıştı. Anadolu sermayesinin gücünü oluşturabilmesi için İstanbul dükalığının karşısına dikildiğinde başına gelecekleri biliyordu, yılmadı. Dışarıda imal edilen ve bizi yedek parça üzerinden kendisine mahkum eden batının hilelerini çok iyi biliyordu. O aynı zamanda bir bilim adamıydı. Leopar tanklarıyla adının anılması onun başardığı ilk önemli çalışma değildi. O bu milletin aslının çok şey başaracağına inanıyor, içimizdeki güzelliğin ortaya çıkabilmesi için kurulan tuzakları boşa çıkarmaya gayret ediyordu.
Burası bir Erbakan!
Hiçbir zaman tek başına iktidar olamadı. Onun gücünü ve mücadele azmini bilen odakların türlü hilelerine karşın o her zaman milletine hizmet etmenin farklı yollarını bulmuş, hayal kırıklıkları oluşturmadan başarının yolunu zorluklar içinden geçirerek zaferle taçlandırabilmişti. Maneviyat onun azığıydı ve Rabbine giden yolda attığı her adım bir 'hû' içreydi. Kıbrıs'ta gerçekleşen zulümler karşısında tereddüt etmeden hareket emrini verdiğinde, evet, çok şaşırtmıştı ülkeyi 'kurbanlık koyun'a çevirmeye çalışanları. İmkânsızlıklara bakmadan neler yapılabileceğinin hesabını yapan 'deha' için önemli olan orada bulunan Hz. Peygamber Efendimiz'in halasının türbesiydi. Orada ecdadımızın ayak izleri vardı ve hürmet etmemiz gereken nice değere sahiptik. Stratejik değerinin de farkındaydı elbet. Evren'in 'cihat ruhuyla adanın tamamını almak istiyordu' dediği muhterem Erbakan'ın kazanmaya çalıştığı duaları daha çok önemsediğini söylemeye bilmem gerek var mı?
Kafasına sürekli vurulan, devamlı küçümsenen, aşağılanan insanımıza ne kadar büyük olduğunu, ne kadar değerli olduğunu siyasi mücadelesi boyunca anlattı durdu. Zor zamanlardan geçti, yılmadı. Yalnız kaldı, yılmadı. Etrafında büyük kalabalıklar oluştu, yılmadı. Günlerce aylarca çocuklarını göremedi, yılmadı. Evladının okula gitmek yerine babasını görebilmek için yakınındaki camide namaz kılmaya gelmesi ve biraz olsun babasını görmeye çalışmasını bir dosttan duyduğum günden beri beni hüzünlere gark ediyor. Oğlu Fatih'e vakit ayırabildiğinde sevgili eşi de yanında değildi artık. Nermin Erbakan, diğer lider eşleri gibi değildi. Eşinin her daim yanında, kapristen uzak dilinde dualarla 'hak' bir yolda mücadele etmenin azmiyle yaşadı bir ömür.
Hatice Nermin Erbakan vefat ettiğinde artık zihinlerimize kazınan fotoğraflarıdır Necmettin Erbakan'ın. Her İstanbul'a gelişinde onun eşiyle vuslat vaktidir artık. Gazeteci olduğumuz için her daim takip ettiğimiz o anlar çok özeldir ve muhterem Erbakan'ın sevgisinin hiçbir zaman bitmeyeceğini anlamak için çok yakınında olmanıza bile gerek yok. Sevgi, Allah'ın insanlara bahşettiği o en güzel duygu...
Bugün bir dede aramızdan ayrıldı, bir baba, bir eş, bir lider, Cahit Zarifoğlu'nun o güzel deyimiyle 'burası bir insan' ayrıldı aramızdan ve sevdiğine kavuştu. Allah demenin yasak olduğu dönemlerden geçilmişti. Bürokraside atanabilecek, 'namaz'ın manasını bilen insanların bile olmadığı dönemler. Ona 'takunyalı' demişlerdi. Geldiğinde ülkeyi değiştirecekti. Onun yüzünden hiçbir zaman tebessüm eksik olmadı. Tevazuunu sürekli yanlış anlattılar. Mizah duygusuyla halkına sevgisini göstermesini, Rabbini çok sevmesini necis komedilerine malzeme ettiler. Ekmeğini komiklikten yiyenlerin, karikatüristlerin hiçbir zaman utanmadan çizdikleri karikatürlerin hedefi halkına olan sevgisinin önünün kesilmesiydi.
Halkını refah ve huzur içinde yaşatmak istedi
Sadece on bir ay sürebilen Refahyol döneminde ortaya koyduğu başarı çizelgeleri bile 'medyatik linç'in önünü kesmedi. Halkına 'kobay faresi' olarak bakan güçlerin utançtan saklayabilecekleri bir yüzleri hiçbir zaman olmayacak. Onun en önem verdiği şey, halkının refah ve huzur içinde yaşamasıydı. Bunun için kimsenin aklına gelmeyecek hazırlıklar yaptı, yaptırdı. Oluşturduğu 'havuz' birilerinin hortumunu kesmekle kalmadı, halkına vaat ettiği 'ekonomik' mutluluğun adımlarıydı bunlar ve mutlaka başarıya ulaştıracaktı. Yüzü gülen çocuklar onun eğer mutluluktan gözlerini nemlendiriyorsa boşuna değildi. Ekonomik zorluklar nedeniyle acı çeken insanlar onu ağlatıyorsa o da boşuna değildi. Onun insanüstü gayretlerle dünyanın her yerine koşması, bir çok ülkeyle işbirliği oluşturmaya çalışması, batılılar tarafından dışlanarak sömürülen ülkelere 'birleşelim' mesajı vermesi azminin sınır tanımayacağını gösteriyordu. Kurtla kuzunun yan yana yaşayabileceği bir sevgi iklimi oluşturmak istiyordu. Hz. Peygambere olan sevgisi çok büyüktü. Millî Gazete'de günlük olarak takip ettiği ve bir gün çıkmadığında aradığı en önemli bölüm 'hadisi şerif'lerin olduğu bölümdü.
Ve bir de en çok sevdiği sahabe: Eba Eyyüb El Ensari (r.a). Millî Gençlik Vakfı döneminden itibaren her biri farklı şehirlerde yapılan nice Fetih şölenine katıldım. Her zaman o coşkunun bana iyi geldiğine inandım. Kitaplardan başımı kaldırmamayı sadece 'o gün' terk ettim. Sonrasında artık tiyatro gösterisinde de yer aldığım fetih şölenlerinde padişah çadırında kimi zaman Bizans kalesinde, kimi zaman Molla Gürani, kimi zaman Akşemseddin olarak beyaz sakalımı sıvazlarken onu dinledim hep. Eyyüb Ensari'nin 90'lı yaşlardaki azmini anlatışını. Bir peygamber müjdesiyle İstanbul surlarına geldiğini ele aldığı o anlar. Zafer ona mukadder olmayacaktı ama o en azından görevini yapmak için nice yollar aşıp gelmiş, İstanbul'un manevi burçlarına İslam sancağını dikmişti.
Necmeddin Erbakan'ın Eba Eyyüb El Ensari'yi anlattığı anlarda coşkunun onun sesindeki heyecanla yükseldiğini hissetmemek için gerçekten 'yürek'siz olmak gerekiyordu. Onun konuşmalarında ortaya çıkan ruhun sadece seçim çalışmalarını kapsamadığını hayatımızın her anında önemseyeceğimiz umdeler olduğunu anlayabilmek için biraz olsun 'muhasebe' yapmak yeterli olacaktır.
Bugün, İslam dünyasının neresine giderseniz gidin, sizi karşılayanların tebessümünde onun adı saklıdır, şaşırmayacaksınız. Yurdunuzun hangi noktasına giderseniz gidin, isterse kimselerin ulaşamadığı bir uzak köy olsun; onun isminin oralarda çiçekler gibi açtığını göreceksiniz. Onun temelini attığı fabrikaların muarızlarının küçümsemelerine rağmen halen yerinde durması gelecek için umudunuzu artıracaktır, sakın şaşırmayın.
Belki kapatılmıştır o fabrikalar, belki dönüştürülmüştür işe yaramaz binalara. Belki birilerine peşkeş çektirilmiştir, önemli değil. O Milli Görüş'le ruh hamurumuzu yoğurarak aramızdan ayrıldı. Bize batı uşağı olmamayı öğütledi, kendimize güvenmemizi, çalışmamızı, asla yılmamamız gerektiğini.
Sanıyor musunuz ki onun gidişi mücadele azmimizi ortadan kaldıracaktır. Asla! İslam dünyasının zihnine derin izlerle kazınan 'ruh' inandığımız değerlerin hiçbir zaman sarsılmayacağını hatırlatacaktır yaşayanlara. Patani'deki Müslüman'ın mücadele azminde 'Erbakan' isminin saklı olmasının anlamını neye yorabilirsiniz. Gannuşi'yi mücadelesinden tüm zorluklara rağmen yıldırmayan nedir? Mısır'da Müslüman Kardeşler liderlerinin onun selamını ilettiğinizde size sıkı sıkıya sarılmasının anlamı nedir? Afganistan, Pakistan, Çeçenistan, Saraybosna, Filistin deyince neden hemen yanı başımızda hissettiğimiz yürek devletler aklımıza gelir? Mescidi Aksa'nın işgal altında olduğunu çok iyi biliriz. Filistinli kardeşlerimizi dualardan unutmadığımız gibi onların dualarında da bizler hep var olageldik. Çünkü onlar için çırpınan bir Başbakan'ı 'beton döküp gömmeyi' hayal eden Siyonist zalimler gördü bu dünya. Filistin'e büyüklüğünü 'içindeki cevheri' hatırlatan Necmeddin Erbakan hayal görmüyordu. İslam dünyasının başına getirilen 'kukla' rejimlerin miadının dolacağını çok iyi biliyordu muhterem Erbakan. Halklarla oluşturduğu 'kardeşlik' halkası bir gün domino taşları gibi kuklaları devirecekti, bunu en iyi o biliyordu. İşin sadece sloganla olamayacağını, ekonomik gücünüzü oluşturmadan ayakta duramayacağınızı çok iyi biliyordu. Hayallerden devletler kurmuyor, en basit kurumların bile temellerini sağlama almanın hesabını yapıyordu. D-8'lerle oluşturduğu gücün neleri başarabileceğini iyi biliyordu. Kısa sürede zorluklarla mücadele ederek oluşturduğu yapı, 'birlikte yapabiliriz' demenin gerçekleşmesiydi. Biliyordu ki bir kere ayağa kalktığınızda artık oturmayı düşünemeyeceksiniz. İslam dünyasındaki devrime bir ad verecekseniz bunun ne olduğunu yakın zamanda bulmanız mukadder olacak. Bilin ki her birinin ortak noktası 'tebessüm' olacaktır 'kucaklaşarak' başarmanın. Dünya hayatını 'Hak Batıl mücadelesi' olarak gören Erbakan hocanın batının çürümüşlüğüne herkesten önce vurgu yapması asla bir tesadüf değil. Batı'yı yakından gören ve tanıyan, gücünü tartan muhterem Erbakan sanal güç gösterilerine sığınmadan düşüncelerini realize ederek ortaya koydu. Endonezya'dan İran'a, Malezya'dan Fas'a düşündüğü 'güçlü blok' sadece ezanların hür bir şekilde okunması değil, kardeşlik ikliminde 'Tanrıyı kıyamete zorlamak' gibi saçmalıklarla dünyayı ateşe vermeyi düşünen çılgınların önüne set çekebilme gayretiydi.
Çağımızın en önemli düşünürlerinden Garaudy'nin bir söyleşide Erbakan'la ilgili söyledikleri asla unutulmamalı: "Erbakan kısa iktidar döneminde İsrail'in dünyayı ateşe verebilmek için başlatacağı üçüncü dünya savaşının önüne yaptığı anlaşmalarla geçmiştir"
Zorluklara 'sabır'la karşılık verdi
Bugün 28 Şubat. Hocamızı dokuz saat zorlu sınavlara 'sabretmeye sevk edenlerin' utanç günü. İktidardan indirildiği günden beri getirilen nedametlerin bir önemi yok artık. Onun dostluk elini tutmayıp, 'sivil irade'den kaçınan, 'siyasi hayatıma da mal olsa'cıların hedef saptırmalarına sadece kargalar gülüyor bu ülkede. Yaşadığı tüm zorlukları 'suskunlukla' ve 'sabırla' asla karşısındakini incitmeden yaşayan 'muhterem' bir insanın alacaklarını tahsil etmek gibi bir derdi olmadı. Ne yaptıysa milleti için yaptı. Halkına getirdiği ekonomik rahatlığı hazmedemeyenler onu iktidardan ederken bir de itibarsızlaştırma amacı güttüler. Kayıp trilyon davası adıyla onu milletinin malını hırsızlardan alan adam oluşunu gizlemeye çalışıp mağdur etmeye yeltendiler. Büyük servet sahipleri utanmadan her gün medyada alaylı bir dille 'altın' hesabı yaptırarak batılılara payanda olmayışını, İslam ekonomisine olan bağlılığını aşağılamaya devam ettiler.
Yüzündeki acı tebessüm hiçbir zaman gitmedi Necmeddin Erbakan'ın. En sevmediği muarızından bahsederken bile merhametini eksik etmedi. Affedici oldu, incitici olmadı. Çok incindi, çok hüzünlendi ama üzmemeyi, umut kırmamayı bildi. Hiçbir Millî Görüş'çünün yüzünde asla yenilgi izi olmayacak bu yüzden. Çünkü onun inandığı peygamber buyruğu çok önemliydi: "Müslüman, sana gelen sende dirilsin" diye düşünmüş, hep 'hikmet'e ram olarak yaşamıştı.
Ben bugün en çok üzülecek olanların Filistin'de yaşayanlar olacağını düşünüyorum. Çünkü onları hiçbir zaman dualarında unutmayan bir insanı kaybettiler. Ama bir ruh kazandılar. Lice'de acı çekenler de onu asla unutmayacak. Irk yüceltmeciliğinin karşısına İslam kardeşliğini koyduğu için ceza aldığı Bingöl konuşması ve daha nice özgürlükçü çabası bu ülkede en çok acı çeken insanların gözünde onu asla 'unutulmaz' kılacak. Rabbinden gelen her musibete sabırla karşılık veren muhterem Erbakan'ın aramızdan ayrılışı sadece cismanidir. Onun oluşturmaya çalıştığı çizgi hiçbir zaman silinmeyecek; ne gönüllerden ne de hafızalardan. İslam dünyasında açan her çiçek onun baharı müjdeleyen konuşmalarını hatırlatacak. Bir çiçekle baharın gelmeyeceğini ama baharın çiçeklerin açmasıyla geleceğini bilen bir insanın 'asla umudunu kaybetme' hatırlatmasını unutmak mümkün olmayacak.
Türk siyasetine "Millî Görüş" aşısı yapılmıştır, mücadele devam edecektir.
İslam dünyasına "Millî Görüş" aşısı yapılmıştır, mücadele devam edecektir.
"İçinizden hayra çağıran bir topluluk bulunsun" çağrısının muhatapları asla umutsuz olmayacaklar. Onları hiçbir şey kederlendiremeyecek. Her türlü zorluk karşısında 'tebessüm' edebilmeyi, huzurun huzursuzlukta olmayacağını her zaman bilecekler. Onları görenler her zaman kucaklarını açacaklar. Allah'ın selamı olacak onlar. Mute'de, Taif'te o kutlu insanı yalnız bırakmayan ümmet, Hakk için çalışan mücadele erlerini asla yalnız bırakmayacak.
Bugün ağlayan biz değiliz. Bugün ağlayan yalnızca İslam âlemi değil. Bugün ağlayan 'Hakk'ın sesinin ulaşabildiği her bir insan. Ya Hakk'ın mesajının ulaşamadığı insanlar?
O yüzden mücadele devam edecek, etmeli.
Erbakan Hoca'nın hayatı film olmalı
Necmeddin Erbakan hocamızın Türk siyasetine ve dünya siyasetine getirdiği metodlar henüz irdelenmedi. İlmi çalışmalar yapılmadı. Hocamızın en çok önemsediği ve vefat etmeden çok önemli toplantılarla bir araya getirdiği insanlara söylediklerinin kuvveden fiile geçme zamanıdır artık. En son birkaç yıl önce Çırağan Sarayı'nda düzenlenen D-8 toplantısında Hollywood'un karşısına "Müslüman Sinema"nın çıkarılması gerektiğini belirten bir konuşma yapmıştı. Batı'nın sanatla neleri yıktığını çok iyi biliyordu. Nelerin yeniden imar edilebilmesi için yapılması gerekenleri de çok iyi biliyordu. "Sinema"yla ilgili bir derneğin kurulmasında öncülük etti. Umudu çok büyüktü. Vücudunun ona oluşturduğu tüm zorluklara o zihninin gücüyle karşı duruyordu. İmkansızlıklarla işi yoktu. Her zaman en iyiyi yapabilmenin bir yolu vardı, olmalıydı.
Bugün ilk iş, Millî Görüş Lideri Necmeddin Erbakan'ın hayatının tüm yönlerinin ele alınacağı sinema filmleri olmalıdır. Mustafa Akkad merhumun profesyonelliğiyle çekilebilecek bu filmler bizim üzerimize borçtur. Onun hayatı, yapmaya çalıştıkları üzerine belgeseller de yapılmak zorunda. Artık atalet, ayrışma zamanı değil.
Birlikte güç oluşturma zamanı.
Muhterem Necmeddin Erbakan'ın aziz hatırasını arzuladığı noktalara ulaştırabilmek için gücümüz neye yetiyorsa onun için yola çıkabilmeliyiz. Şükürler olsun, Türk siyasetinde oluşturmaya çalıştığı 'inanmış insanlar' birlikteliği bugün çok ileri boyutlarda. İslam ortak paydası yeniden bu ülkenin en önemli değeri haline geldi. İslam dünyasını da etkiledi. Sömürülen ülkelerin kendilerine çevirdikleri aynalardaki aslanın yeleleri şimdilerde zalimleri korkutmaya başladı.
Batı ülkelerinde yaşayan Müslümanlara şimdi daha çok iş düşüyor. Hakkın tebliğindeki 'sevgi' unsuru daha çok öne çıkarılmalı. Hak mesajın ulaşmadığı her bir fertten hepimiz sorumluyuz. Batı'ya en büyük iyilik, zalimliğinin önüne geçmek olacaktır.
Necmeddin Erbakan hayatı boyunca bunun için çabaladı ve büyük başarılara imza attı. Artık görev bizlerde. Onun gösterdiği çabanın devamını bizler getirebilmeliyiz. Dünyanın kurtuluş ümidi İslam ümmetidir. Ümmet fikrini bizlere sürekli hatırlatan da bugün çok sevdiği Rabbine kavuşan, yarın istirahatgâhına götüreceğimiz Millî Görüş'ün muhterem lideri Necmeddin Erbakan'dır.
En başta evlatlarına, torunlarına aile fertlerine, Millî Görüş için fedakârca çalışan herkese, hepimize Allah sabırlar versin.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



