Gülhane Askerî Tıp Akademisine Başbakan'ın hanımının giremediğinin açıklanmasıyla başlayan tartışma her gün yeni bir boyut kazanıyor. Genel Kurmay Başkanı böyle girilememenin savunulacak bir yanı olmadığını vurgulayarak, Başbakan'ın hanımına GATA'nın kapısını açtı. Elbette, tabii olanı beyan etti. Bunun yanında, aynı dertten on yılı aşkın bir zamandır muzdarip olan hanımlar var. Onlar, milletin emeği, vergisi, hizmeti ile devletin yaptığı veya özel sektörün işlettiği üniversitelere giremiyorlar. Gerekçe aynı, başlarında örtü olması.
Bu yasakların başlamasında dönemin askerlerinin büyük etkisi vardı. Şimdiki askerler ise, başörtüsü ile GATA'ya girilememesinin yanlışlığını vurguluyorlar.
Milletin ve devletin olan üniversitelere, eğitim kurumlarına, sağlık kurumlarına başını örterek girememenin yanlışlığı gün gibi ortada. Bu yasağın varlığı, kaynağı siyaset değil, Genel Kurmay içindeki Ergenekoncu cephe. Tabii Ergenekoncu cephe ile iş ve güç birliği yapan siviller ortaya böyle milletin hiç de tasvip etmeği korkunç yasaklar çıkarmakta pek mahir davranıyorlar.
Bu cephenin darbe planları dâhil memlekette ne gibi büyük işlere, hizmetlere imza attıkları, hangi kurumları, müesseseleri nasıl bir hizaya getirdikleri gün geçtikçe daha net anlaşılıyor.
Son yılların Genel Kurmay Başkanları kurumuna, yönetimine, makamına temsil ettiği orduya sahip çıkmasa kimi darbeci, Ergenekoncu subaylar, generaller yoğun bir faaliyet içinde olacaklardı. Doğu Perinçek'in talimatıyla hareket eden bir ordu olsa olsa Mao'nun ordusu olur. Ve meydanlarda, kızılca kıyametler koparır.
Bütün bu faaliyetlerin nihaî noktasında, devletin üst düzey yönetimi ve millet yer alıyor. Onların kendilerine takdir edilen vazifeleri haricindeki çalışmaları, eylemleri, bağlantıları bir bir ortaya çıktıkça ordumuzu darbecilerden ve Ergenekonculardan temizleyenleri daha bir saygıyla anıyoruz.
Gülhane Askerî Tıp Akademisine bırakın sıradan bir vatandaşı, Başbakan'ın hanımının dahi giremiyor olması büyük bir yankı uyandırdı. Bu yanlışlığı kurumun ve ordunun başı vurguladığı halde, bazıları kaba bir ifade ile camiye de ayakkabı ile girilemediğini, ikisini kıyas ettiğimizde iki girilememe sebebinin birbiriyle uyumlu olduğunu izah etmiş oldu.
Cami her bakımdan bugünlerde bir kıyas yöntemi kullanılıyor.
Camiye ayakkabı ile girilemediğine göre, GATA'ya da örtülü olarak girilemez. Yine camiyle birlikte başka bir mekân daha karşılaştırılıyor. Cami bir ibadethane ise, cem evlerine de ibadethane statüsü verilsin.
Meselenin nereye bağlanacağını herkes merak ediyor. Alevi Çalıştayları raporu şimdi Başbakan'ın masasında.
Cem evlerinin cami gibi bir ibadethane oldukları devlet tarafından tescil edilirse, Aleviler bütün bütün kendi içlerine gömülecek. Cem evlerinden dışarı çıkmayacak, camilere karışmayacak. Buraların ibadethane statüsü kazanması, Aleviliğin resmi bir din veya mezhep olarak, devlet katında temsil edilmesini gerekli kılacak.
Sünnilerin bir Diyanet teşkilatı varsa, Alevilerin de benzer bir teşkilata kavuşması zaruret halini alacak. Zira ortada bir ibadethane olduğuna göre, bu ibadeti, ibadethaneyi ve buralardaki ibadet şeklini tanzim edecek, yürütecek, denetleyecek bir müesseseye ihtiyaç duyulacak.
Bu ülkede yıllardır, laikliğin kalesini Aleviler ellerinde tuttular. Dine karşı laikliğin yılmaz müdafii olarak pek çok gayret gösterdiler. Din ve devlet işleri ayrı derken, aslında Sünnilik devlete karışmasın dediler. Buna karşı, Cumhurbaşkanından Başbakana üst düzey devlet erkânı Hacı Bektaş'ı ziyaret ettikçe kendilerini daha bir güçlü gördüler.
Şimdi ise laiklikten bütün bütün sıyrılmış haldeler. Bir takım aşırı sol, uç ideolojilerin Aleviler arasında hızla gelişip yayıldığı, ideolojilerin Sünnilerle mücadele etmek için başta laikliğe sarıldığı dönemden ibadetlere, ibadethaneye döndükleri döneme geldik.
Onlar da cami statüsünde cem evleri istiyor. Demek ki bu ülkede ölçü camidir. Devletin ölçüsü de, dinin ölçüsü de, ibadetin ölçüsü de camidir. Devletin kanunları cami esas alınarak çıkarılmalıdır.
Devletin yasakları ile caminin yasakları uyum içinde olmalıdır. Cami devletten ayrı değildir. İbadetin de, ibadethanenin de ölçüsü camidir. Ancak bu ölçüyü kaçıranlar, caminin kıymetini takdir edemeyenler, camiden içeriye adımını atmayanlardır.
Ölçüsüzlük, camilere de saygısızlıktır. Cami temel bir ölçüdür, tabii ölçmesini bilmeyenler yanlış sonuçlara varıyorlar.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



