Pek çoğumuz olanları anlamakta, kavramakta büyük güçlük çekeriz. Aslında hepimiz kurulu düzenin değişmesi karşısında büyük tedirginlik duyarız. Oysa Adem aleyhisselamdan beri bu düzen değişmektedir. Her an ayrı biçimde Cenab-ı Hakk'ın "ol emri" tecelli etmekte bu emir çerçevesinde yeni oluşumlar meydana gelmektedir.
Son KPSS'de yaşanılanları da bu çerçevede düşünmek gerekir.
Şayet kopyalara büyük bir iştahla saldıranlar, emeği, hakkı, hukuku, alın terini bir anda silerek sadece kendi istikballerini hırsızlıkla teminat altına almayı düşünenler olağanüstü bir başarıya imza atmamış olsaydı kimi hakikatler hiçbir zaman ortaya çıkmayacak, maalesef birilerinin çiftliği haline gelen bir kurum yine binlerce adayın güvenini kazanmaya devam edecekti.
Ahlâkî zaaflarımızdan ve zayıflıklarımızdan başka ülke ve millet olarak hiçbir eksiğimiz ve kusurumuz bulunmamaktadır.
Maddî manevî her türlü nimetlerle donatılmış bir ülkede, vatanda tek ve en büyük eksikliğimiz ahlâkî zayıflıklarımızdır.
Ahlâkî zayıflıklarımızın ancak, manevî terbiye sitemi ile düzeltileceği, nefsin ıslahının, kalpteki kötü huylarının temizlenmesinin ancak takip edilecek düzenli bir manevî terbiye ile mümkün olduğu açıktır.
KPSS'de şahsî bir hırsızlık yapılmamış, binlerce kişiyi mağdur eden, onların emeklerini, hayatlarını, istikballerini çalan olağanüstü bir beceri ortaya konulmuştur.
Devlet ve devletin her müessesinin yegâne varlık sebebi, milletinin, vatandaşının güvenini kazanmaktır.
Devlet bünyesinde, kurumunda bir hırsızlık, yolsuzluk, ahlâksızlık mevcut ise bu bütün bir milletin ıztırabına sebep olur.
Sadece bireylerin münferit hırsızlığı söz konusu olsaydı, binlerce, onbinlerce insan büyük bir ıztırap altına girmezdi.
Başta Cumhurbaşkanı ve Başbakan olmak üzere devletin en üst makamları, mercileri derhal olaya en ince ayrıntısına kadar müdahale etmeli, en üst noktadaki sorumludan(!) [sorumsuzdan] en uzaktaki hırsızlığa tevessül eden adaya kadar herkesi milletimiz ve adalet önünde gerekli cezaya çarptırmalıdır.
Bu tür meselelerde devlet, hükûmet "meseleyi içimizde çözelim, kamuoyuna duyurmayalım" anlayışını terk etmeli, milletin hakkı çalındığı için böyle bir işe tevessül edenleri millete tanıtmalıdır.
Bu KPPS bir dönüm noktası olmalıdır.
Devletin bütün denetleme, teftiş ve yargı kurumları çok sıkı bir takip sistemi geliştirmeli, her alanda sağlıktan, savunmaya kadar büyük bir inceleme hamlesi başlatmalıdır.
Millet, devletine güvenemezse kime güvenecektir.
ÖSYM, YÖK gibi kurumlar milyonlarca kişinin kaderini, hayatını etkileyen, belirleyen, yönlendiren en önemli merkezlerdir.
Buralara bir virüs bulaşırsa, buraların bilgisayarına ahlâkî çöküntünün işareti, habercisi, hazırlayıcısı bir virüs bulaşırsa, sadece birkaç bilgisayara zarar vermez.
Bu virüs ülkenin geleceğini, ülkenin kaderini, ülkenin yarını yok eder.
Ahlâk ve maneviyat, bütün sistemlerin, bütün virüslerin, bütün çöküntülerin yegâne çaresi, yegâne kurtarıcısıdır.
Bu virüs karşısında bütün ülke teyakkuza geçmelidir. Bir siyaset malzemesiyle değil, bir çöküş manzarasıyla karşı karşıyayız.
Siyasetçiler en küçüğünden, en büyüğüne derhal bir mes'uliyet göstermeli, suçu bir siyasî partiye atmaksızın, derinlerdeki yanlışların muhasebesini yapmalıdır.
Kim olursa olsun, hangi zihniyeti, hangi siyasî görüşü taşırsa taşısın böyle bir haksızlığa, böyle bir hırsızlığa tevessül edenler, hangi siyasî görüşü yüceltebilirler ki?
Hangi siyasî görüş bu tür işlere tevessül edenleri kendi arasında görmek ister?
Ortada hiçbir gücün bağışlayamayacağı bir haksızlık ve hırsızlık vardır.
En sıkı ve sert tedbirler alınmaksızın, bütün bağlantılar, aracılar tek tek tespit edilmeksizin kalpler mutmain olmayacaktır.
Meseleyi "sızdırma" kelimesi izah etmekte son derece zayıf kalmaktadır.
Sızdırmak hırsızlığın, haksızlığın en küçük bir yöntemidir.
Maalesef bizdeki tek haksızlık ÖSYM'de değildir.
Bu olayı bir "cemaat" meselesi haline getirenler, maalesef üzüm yemek derdinde değil bağcıyı dövmek niyetindedir.
Böyle söylemek meseleyi açıklamaz, bilakis daha da beter bir hale getirir.
Devletin bütün kurulları, kurumları baştan ayağa bir teftiş ve denetim sisteminden geçirilmeli, en küçük bir haksızlık karşısında derhal ilgililer, yetkililer hakkında soruşturmalar açılmalıdır.
Aç gözlü kopyacıların, alanların, satanların şaibeli notlar alarak gerçeklerin ortaya çıkmasında sağladıkları hayır, ne güzel bir hayırdır.
Devlet, kendini vatandaşına karşı azıcık mes'ul hissediyorsa bünyesine bulaşan bütün virüsleri, bütün ahlâksızlıkları bu vesileyle temizlemeli, milletin hakkına, hukukuna, alın terine büyük bir hürmet duyduğunu ispat etmelidir.
Bu hırsızlık ortaya çıkmasaydı, kurulu düzen devam edecek, alan memnun satan memnun hesabı, binlerce, milyonlarca gencin ve ülkenin istikbali çalınacaktı.
Borç ve batak
Zihnimizin nasıl işlediğini öğrenmek için kelimelerin işaret ettiği manaların ve mefhumların dikkatlice anlaşılması gerekir.
Batak, bataklık kavramı mecazî olarak da gerçek olarak da insanın çıkamayacağı ve bütün ruhuyla hissettiği yok oluş anını hücrelerine kadar hissettiriyor. Sadece bir çıkmazdan değil, bataklıktan söz ediyoruz.
Bataklığın ne demek olduğunu en güzel anlatan ifadelerden biri de batakhanedir. Batakhane, bataklığın tecessüm etmiş, batışın adeta film karelerine alınmış halidir.
İnsan için bu dünyadaki düşüşünün en korkunç mekânlarından biridir. Batak kelimesi dilimizde ve zihnimizde daima borç kavramı ile birlikte canlanır.
Kumar batağı, uyuşturucu batağı, borç batağı gibi çeşitleri içinde insanı en dehşetli ıztıraplara, en vahşi davranışlara sürükleyen batak hiç şüphesiz borç batağıdır.
Şahsî borçlar ve hesaplar dışında devletler de bu bataklıktan nasiplerini alırlar.
Bataklığın zihnen daha hafifletilmiş şekli ise, yüzmektir.
Borç içinde yüzmek kavramı yine kurtuluş ve refah umudunu değil, sahile ve selamete çıkamayan bir boğuluş, yok oluş çırpınışını ifade eder.
Türkiye'de bir dönem yaşanılan kredi kartı buhranının manası ne idi? Borçtan borca, bataktan batağa, bankadan bankaya sürüklenen insanlar bir gün son çare olarak kurtuluşu canlarına kıymakta buldular.
Cinnet geçirmek kavramı artık günlük sözlerimiz için olağan ve sıradan bir deyim olarak yer almıştı.
Borcun ve batağın şiddetini, etkisini, ıztırabını ölçmek için yeni borçlara ve yeni bataklara sürüklenmek son derece tehlikelidir.
Elbette borç, alacak verecek en insanî ve en iktisadî kavramlardandır.
Hayat devam ettiği sürece hepimiz bundan az veya çok bir hisse alacağız.
Ancak, sınırların zorlandığı ve aşıldığı, kurak ve temiz alandan bataklığa doğru sürüklenildiği zamanlarda artık aklın devreden çıktığına, cinnetin son noktasına kadar insanı esir aldığına şahit oluyoruz.
Kapitalizm için kullanılan en bildik ve masum ifade nedir? Vahşi kapitalizm. Doğrudan vahşetle özdeşleşmiş bir iktisadî düzen, maalesef en ağır ve öldürücü darbeleriyle içimizde yaşamaktadır.
Müslümanlar olarak onun vahşetine karşı daima, helal rızık, sadaka, yardım, hayırda yarışmak, sadaka-i cariye, alan elden veren el üstündür, muhtaçları koruyup gözetmek gibi büsbütün şefkat, merhamet ve mağfiret olan kavramlarla donandık, kuşandık.
Bu yüzden Avrupa, Amerika, Rusya öldürmek için, sömürmek için dünyayı dolaşıp işgal ederken, bizim derneklerimiz, vakıflarımız, hayır kurumlarımız daima felaketler, mahrumiyetler yokluklar, çaresizlikler, hastalıklar karşısında adeta bir insanlık timsali haline geldiler, hayırda yarıştılar.
Bugün hangi hayır ve yardım kurumuna bakarsanız bakınız hepsi bir iman ve insanlık vazifesi olarak muhtaçların yanındadır.
Allah'a ve Resül'üne iman etmeyerek savaş açan bütün sistemler, hangi ilkeyi benimsemiş olurlarsa olsunlar içlerindeki vahşet sayesinde insanı ve insanlığı bir bataklığa düşürmek için çalışmaktadırlar. Buna karşılık Müslümanların önderlik ettiği kurumlar ise, adeta onların açtığı yaraları sarmak, insanlığın, kardeşliğin, merhametin, şefkatin yeryüzünde yeniden ve bütün kuvvetiyle yeşermesi için canla başla hizmet etmektedirler.
İslâm, insanın dünya ve ahiret saadeti için ilkeler benimsemiştir.
Kapitalizm ve onun ana dayanağı olan faiz düzeni bu vahşetin bütün insanlığa sirayeti için mücadele vermektedir. Tek başına bireylerin, yine kendilerine sunulan çok cazip imkânlarla bu bela ile mücadele etmesi ne kadar mümkündür?
İşlerin gerçekçi düzende işleyişini anlatan kavramlardan birisi de reeldir. Reel ekonomi, reel politika gibi kavramlar ilkelerin değil kurulu düzenlerin tahakkümünün kabul edilmesini dayatır.
O zaman bizim zihnimizde ve dilimizde olduğu gibi, borç da bir bataklıktır.
Türkiye'nin IMF ile ilgili bütün hatıralarının acı olmasının tek sebebi borçlarımız değil de nedir?
Cihan imparatorluğunun ağır ağır tarihin sayfalarına gömülmesinin sebebi borçları değil de nedir?
Borç, en acı hatırların, en ağır şartların, en vahşi davranışların izlerini taşır.
Ortada adım adım bataklığa sürükleyen çok ciddi borçlar varsa önlemin derhal alınması, borçlunun borcunu bir felakete sebep olmadan kendi kaynaklarıyla ödemesi zarureti vardır.
Bir kişinin borçlanması, bataklığa sürüklenmesi sadece bir kişinin hayatını etkilemez. Onun eşi, çocukları başta olmak üzere yakın çevresi de aynı ıztırabı duyar.
Borç düzeninden onun hamisi faiz düzeninden kurtulup, insanlığın saadetini temin eden adil bir iktisadî düzene geçmek gerçek bir kurtuluş olacaktır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



