PTT Müdürü bir babanın üç oğlunun en büyüğü... Ortaokul son sınıfta babasını kaybedince, iki kardeşi ve annesiyle beraber sıkıntılı bir hayat mücadelesine başlar.
Babadan kalan emekli maaşı, ihtiyaçlarını karşılamak açısından belki yetersizdir ama yapılacak başka bir şey de yoktur... Üç erkek çocuk ve bir anne kenetlenip, birbirlerine destek olarak hayatlarını sürdürürler.
Büyük oğulun, 1955'de Mülkiye'yi kazanması buruk bir sevinçtir aile için. Okumak güzeldir ama zorlukları vardır...
1959'da iyi bir dereceyle mezuniyet, ailenin ümitlerini tekrar yeşertir; geçim sıkıntısı azalacak ve (içlerinden birisi daha sonra PTT Genel Müdürlüğü ve RTÜK Başkanlığı da yapacak olan) kardeşler de tahsillerini sürdürebileceklerdir artık...
Zor şartlar altında eğitimini tamamlayan büyük oğul, stajının ardından 1963'de Ankara'nın Çamlıca İlçesi'ne Kaymakam olur.
Çamlıca'da geçen üç yılın ardından Urfa'nın Bozova ilçesine tayini çıkar...
Çevresinde bulunanlar, Bozova'dakilerin Kürt olduğunu ve gitmemesi gerektiğini söylediklerinde, aldırmaz; 'Müslüman kardeşlerim değil mi, gideceğim" der ve gider.
Önce selamını bile almadılar, sonra arkasından ağladılar
Bozova'ya gittiğinde, devraldığı bürokratik mirasın ne kadar ağır olduğunu anlaması için birkaç gün yeter. Sokağa çıktığında insanlar adeta kendisinden kaçmakta, selam verdiğinde almamakta, gördüklerinde yollarını değiştirmektedirler...
Genç Kaymakam, işinin zor olduğunu anlar ve ama yılmaz. Kardeşleri olduğuna inandığı insanlarla kaynaşmayı kafaya koymuştur bir kere. Gerektiğinde kapı önünde bekleyip işlerini görür, dükkanlarına uğrayıp çaylarını içer, namaz vakitlerinde onlarla beraber cemaate katılır...
Halkın işlerini güçleştiren memurları, bazen kendisine has metodlar da kullanarak, hizaya getirir ve devletin imkanlarını halk için kullanmaya başlar.
Mülki amirin kendisi olduğunu, başta Jandarma olmak üzere herkese kabul ettirir ve adaletsizlikler son bulur...
Sıra köylere gelir. Doktor Yenge ile beraber köylere gider; kendisi halkın dertlerini dinler, Doktor Yenge hastaları muayene eder, ilaçlarını verir... Kaymakamlık jipi, doğuma gidecek köylü kadınları hastaneye yetiştirmek için cankurtaran görevi görür bazen...
Köylerin su ve yol problemi vardır ama devletin imkanları kısıtlıdır. Köylüleri ve zamanın Şanlıurfa Valisi'ni ikna edip, imece usulüyle 3 köyün yol parası ile 10 köye yol, yine 3 köyün su parası ile 12 köye su getirir.
Her köyün imece listesinin birinci sırasında Kaymakamın ismi vardır.
Bir süre sonra, köylere gidişi köylüler için bayram olur adeta... Köy meydanında karşılanır, bütün insanlarla sarılarak selamlaşır... Köylüler, kendilerinden iğrenmeyen, kirli gömleklerine aldırmadan kendilerine sarılan Kaymakamı çok sevmektedirler artık...
İki yıl kalması gereken Bozova'da dört yıl kalır... Ayrılırken kendisi de Bozovalılar da, ağlamaktadır...
Doğrunun yanında, yanlışın karşısında oldu
Başka ilçelerdeki Kaymakamlıkları da benzeri şekillerde gerçekleşir. Derken Kars Vali muavini olur, ardından Emniyet Genel Müdür Muavini...
Kaymakamlığı, Vali Muavinliği ve Emniyet Genel Müdür Muavinliği gibi Valiliği de sıradışıdır...
Vali olarak atandığı Konya'da sabah namazı için gittiği caminin imamı gelmeyince cemaate namaz kıldırır mesela... Hacc'a giden ilk Vali olur...
Doğru olduğuna inandığı her şeyin yanında, yanlış olduğunu bildiği her şeyin de karşısındadır...
Merkez Valiliği ve sonrasında emeklilik... Emekli olduktan sonra ticarete başlar ama liderinin arzusu üzerine, işlerini tasfiye ederek, İstanbul'un yolunu tutar; Millî Gazete, Yeni Devir ve Milsan Basın Sanayii A.Ş.'nin Genel Müdürü'dür artık...
Oktay Ağabey, Oktay Bey, Vali Bey, Vali Amca, Vali Baba... Yani Hazım Oktay Başer: Emekli Vali; Milsan, Yeni Devir ve Milli Gazete'nin eski Genel Müdürü...
Bugün 1 Haziran 2010... Hazım Oktay Başer'in, Oktay Ağabey'in aramızdan ayrılışının 1. yılı.
1 Yıldır her Salı ve özellikle de Cuma günleri, gözlerimiz onu arar... Geldiğinde hava güzelse şayet, ilk olarak bina girişindeki banklarda oturduğu için, gözlerimiz hep oraya takılır... Hani belki...
Cuma namazı sonrası musafahalaşmalarımızda, aramızda olmamasını; ardından halefi Ömer Yüksel Özek'in odasına bizlerle beraber yemek yemeğe çıkmamasını garipseriz hâlâ...
Bizim yaşadıklarımızın, Oktay Ağabeyin mutad olarak uğradığı başka bazı mekanlarda da yaşandığına, insanların gözlerinin O'nu aradığına ve kulakların alabildiğine sevgi dolu bir şekilde söylenen 'Vicdansız...' hitabına hasret kaldığına eminiz...
Ama Oktay Ağabey, artık aramızda değil... Hepimizin bir gün mutlaka çıkacağı yolculuğa bizden önce çıktı ve biliyoruz ki, bizi orada bekliyor...
Hangi şartlar altında olursa olsun sürekli gülümseyen, espriler yapmaktan hiç geri durmayan birisiydi Oktay Ağabey...
90'lı yılların sonuna doğru beyin damarları ile ilgili bir rahatsızlık sebebiyle gittigi bir hekimin, neşeli halini gördüğünde söylediği, 'siz hep böyleyseniz, size bir şey olmaz' sözlerini sık sık anardı...
1983'den itibaren Topkapı'daki binamız ve 1999'dan sonra da Sefaköy'deki tesislerimizde, herhangi bir hususta Oktay Ağabey'in yardımını talep eden insanlar hiç eksik olmazdı. Hiç üşenmez, kendisine aktarılan dertlere çözüm bulabilmek için elinden geleni yapar ve sürekli olarak takip etmekten de geri durmazdı.
Hazım Oktay Başer denilince akla gelen en önemli konulardan birisi de şüphesiz hatıraları idi. Her birisi hemen herkes için büyük öneme sahip hatıralar...
Yaşamı ders ve ibretlerle dolu bir insandı
Nasıl bir ülkede yaşadığımız, yakın tarihte neler yaşandığı, devletle halk arasındaki soğukluğun sebepleri, bunun üstesinden nasıl gelinebileceği... İnsanları başarıya götüren etkenlerin neler olduğu, kimliğini kamufle etmeye çalışmanın mı, yoksa açık olmanın mı daha sağlıklı bir davranış olduğu...
1937 doğumlu olan Hazım Oktay Başer'in, aramızdan ayrıldığı 2009 yılı 1 Haziran'ına kadar yaşadıkları, altın değerinde ibretlerle dolu...
Tahsil hayatı, Mülkiye günleri, maiyet memurluğu, kaymakamlığı, vali muavinliği, emniyet genel müdür muavinliği, valiliği ve Milsan-Yeni Devir-Millî Gazete Genel Müdürlüğü...
Evet Oktay Ağabeyin bütün hayatı etrafında olanlar için ders ve ibretlerle dolu idi...
Aramızdan ayrılışının 1. yılında, Oktay Ağabey'i bir kez daha rahmetle anıyor ve Cenab-ı Hakk'ın kendisini Cenneti ve Cemali'yle mükafatlandırmasını niyaz ediyoruz...
Doktor Yenge, Emin Ağabey ve yeğenleri başta olmak üzere, bütün sevenlerine de tekrar sabırlar diliyoruz...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



