Öğretmenler el birliği ile görevlerini hakkıyla yapsalar, çocukları, gençleri görev bilinciyle hakka hukuka riayet edecek şekilde yetiştirseler, "öğretmenler günü"nde veya kendilerine mikrofon uzatılan zamanlarda özellikle maddî ve dolayısıyla mânevî şikâyet olarak dile getirdikleri hususların hiçbirini dillendirmelerine gerek kalmayacaktır. Niçin mi, anlatayım.
Öğretmenlik mesleği hiç kuşkusuz yeryüzünün en onurlu ve en güzel mesleğidir. Çünkü insan doğrudan doğruya "kendi türü"ne hizmet etmektedir. Kendi cinsinin bilgisini, görgüsünü, yaşam standardını yükseltebilmek için bir hayat boyu çalışıp didinmektedir. Bu hal, zincirin halkaları gibi birbirine bağlı bir şekilde sürmektedir. Her bir halka sorumluluk bilinciyle kendini güçlü tutmak zorunda olduğu gibi, önündeki ve arkasındaki halkanın payına düşen güvenliği de üstlenmektedir.
Eğitim olgusunun bir de başka boyut vardır. Bir öğretmen "insan" olarak daha medenî şartlarda yaşamak istiyorsa, kendine verilen veya kendisinin gönüllü olarak talip olduğu öğretmenlik görevini en iyi bir şekilde yapmak zorundadır. Kendisi ne kadar sorumluluk duyarsa, eğittiği, yetişmesine vesile olduğu, şimdiki ve gelecekteki uygulamaları için kendini örnek alan öğrencilerine o kadar hizmet etmiş olur.
Ayrıca bu hal, sosyal hayatta birlikte yaşayacağı insanları bizzat kendisinin eğitmesi demektir ki, genel olarak düşünüldüğünde böyle bir fırsat hiç kimseye nasip olmayan bir nimet-hizmet fırsatıdır. Başkaları, sosyal hayatın çirkinliklerinden şikâyet ederken, o, çirkinlikleri işleyen veya işleyecek olanlarla bizzat yüz yüze olan ve bu çirkinlikleri önleme makamında olan kişidir.
Eğitim öğretim adına, evrensel anlamdaki eğitim ve öğretimin gereklerini yerine getirmiş olması ve onlardan ödün vermemesi, öğretmenin de geleceğinin aydınlık olması demektir. Sorumluluk bilinciyle öğretmenin yetiştirdiği gençler, hayatta birtakım görevler üstlendiklerinde, görevlerini hakkıyla yerine getirecekleri için, sosyal ve ekonomik hayatın standartları her geçen gün biraz daha yükselecektir. Bu da, hayatı birlikte paylaştığı bütün bireylerin maddî ve mânevî anlamda hayat standartlarının yükselmesi demektir.
Eğer öğretmen eğriye eğri, doğruya doğru derse, öğrenci de aynı yolu izler. Ama öğretmen eğilip bükülürse, öğretmen görevini lâyıkıyla yapmazsa, öğrenci de eğilip bükülür: İşten kaytarır, görevlerini savsaklar, bulunduğu halkayı zayıflatır. Hatta zamanla bu halka kopar. Zaten toplumsal dejenerasyon da böyle başlamıyor mu?
Çocuk fıtraten temizdir, dürüsttür, çalışmayı, yeni şeyler yapmayı ve üretmeyi ister ve sever. Fakat aile, okul ve çevre görevlerini yapmazsa, çocuk da aile ve okul ortamını örnek aldığı için zamanla onlara benzer. Aileye ve topluma rağmen çocuk à genç à insan, aksi istikamette davrandıkça, çevre onu da kendine benzetmek için her türlü yönteme başvurmaktadır.
Ne ekersen onu biçersin. Öğretmen bugün hayatın olumsuzluklarından şikâyet ediyorsa, sorumlusu kendisidir. Öğretmen, nefsi adına ekonomik yetersizliklerden şikâyet ediyor, her fırsatta bunu dile getiriyor. Çeşitli platformlarda, karşılıklı konuşma ve görüşmelerde "parasızlık, geçinememe" sürekli gündemi işgal ediyor. Eğitimin kalitesi, eğitim adına yapılabilecek yenilikler neler olabilir, bunlar hiç gündeme gelmiyor. Öğretmenler sürekli gaz, tuz, bez ve benzeri ihtiyaçları dillendirmeyi kendilerine vird edinmiş durumdadırlar.
"Şuurlu öğretmen" toplumdaki bozuklukların, yapılan haksızlıkların sorumlusu benim diyebilen kişidir. Her birey toplumda sınanmaktadır. Kimi parayla, kimi ilimle, kimi güzelliğiyle, kimi ahlâkıyla... En büyük zenginlik "insana yatırım"dır. İşte buradaki "insan", öğretmenin elinde yoğrulan kişidir. Öğretmen iyi yoğurmadığı için maya tutmuyor ve bir türlü ekmek olmuyor hamur...
Öğretmenlik para kazanıp zengin olmak için seçilecek bir meslek değildir. Eğer sadece öğretmenlikten çok para kazanarak iyi imkânlarda yaşayan varsa, işte orada bir sorun var demektir. Öğretmenlik maddî anlamda ne öldürür, ne de ondurur. Ekonomik standartları bellidir. Bu mesleği seçerken herkes bunları bilir veya bilmesi gerekir.
Öğretmenlik parayı pulu bir kenara itip, var olanla yetinerek onurlu bir hayatın sahiplenilmesi demektir. Zaten toplumun soysal ve ekonomik standartları yükseldikçe, öğretmenin de buna paralel olarak aynı imkânlardan faydalanması kaçınılmazdır.
Öğretmenlik şikâyet mesleği değildir. Aksine olmazları olurlaştırmanın adıdır öğretmenlik. Kuru topraktan taptaze filizler yetiştirebilmektir. Kendine teslim edilen gençleri bilgiyle, irfanla, güzel ahlâk ile donatıp, onların imkânsızlıkları yenerek yeni imkânlar ortaya koymalarına vesile olmaktır.
Günümüzde birçok genç, öğretmen olabilmek için uğraşmakta, önlerine konan sınav engellerini aşabilmek için gecelerini gündüzlerine katmaktadır. Sınavı kazanıp öğretmenlik hakkını elde ettikten sonra yapılması gereken şey, artık "Eğitim ve öğretimin kalitesine, nasıl katkı sağlayabilirim?" düşüncesi hayatına yön vermelidir. Öğretmen, bu ideal için mücadele etmeli, bu idealin zeminini oluşturabilmek için şikâyetleri olmalıdır. Yoksa sürekli "açız, açız" diye feryat etmek bu mesleği ifsat etmek olur.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



