Her sene 24 Kasım'ı "Öğretmenler Günü" olarak kutluyoruz. Acaba bu, ne kadar fonksiyonel oluyor dersiniz? Öğretmen problemlerinin çözümü ve öğretmenlik mesleğinin kalitesini yükseltip itibarlı bir noktaya gelmesine vesile oluyor mu? Yoksa, Öğretmenler Günü duygusal sözler, kuru övgülerle geçiştiriliyor mu? Mademki, senede bir gün öğretmenlere tahsis edilmiş, bunun bir işe yaramasını istemek hakkımızdır, diye düşünüyorum.
Öğretmenlik çok önemli ve hassas bir meslek. Peygamberler aynı zamanda yaşadıkları toplumun öğretmenleridirler. Bu meslek azimli, sabırlı ve hoşgörülü olmayı gerektirir. Öğretmenin malzemesi insandır. Ham durumdaki öğrenciyi işleme ve ondaki cevheri keşfetme görevlisidir. İnsanı yetiştirip toplumun hizmetine sunar. Öğretmenlik yalnız parayla yapılan bir meslek değil; fedakarlık ve manevi sorumluluk da gerektiren bir görevdir. Öğretmen, bu göreve emeğini koyup işin hakkını vermekle yetinmez; gönlünü, samimiyetini, sevgisini, şefkatini ve fedakarlığını da koyar.
Öğretmenlik, nitelikli bir meslek olduğuna göre, zamanın şartlarına uygun bir öğretmen yetiştirme projemizin var olduğunu söyleyebilir miyiz? Gerek okullarımızın genel görüntüsü, gerekse uzmanların sözleri, eğitim alanında iddialı bir çalışmamızın olmadığını ortaya koyuyor. 7. 11. 2010'da Denizli'deki "Eğitimde Yeni yaklaşımlar" konulu konferansta konuşan Osmangazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Selahaddin Turan "Yeryüzünün en kötü öğretmen yetiştirme sistemi Türkiye'deki eğitim sistemidir. Bu yüzden öğretmenin niteliği sorgulanmalıdır" diyerek öğretmenlerin sınıf içindeki yetersizlikleri konusunda şunları söyledi: "Çocukları yönetemiyoruz, şiddet var, gibi şikayetler geliyor. Bu, çocuklardan çok kendilerinden kaynaklanıyor. Çocuk hiçbir zaman suçlu kabul edilemez. Çocuk başarısızsa, anne baba ve sistem suçludur. Çocuk çocuktur. Hayat sınıfın içinde, fakat öğretmen sınıfa girmekten korkuyor. Türkiye'de eğitim okullarda batmıştır, okullarda düzelecektir. Bunun sorumlusu okullardır. Ya terk edin, ya da aklınızı başınıza toplayın."
Eğitim sisteminin liseden sonra üniversiteyi kazanan öğrenci sayısıyla değerlendirilemeyeceğini söyleyen Prof. Dr. Selahaddin Turan, "Sistem bozuk. Öğretmen yetiştirme, okul merkezli olmalıdır" diyor ve memur zihniyetiyle öğretmenlik mesleğinin yürütülemeyeceğini anlatıyor: "Türkiye'de 650 bin öğretmen var. Bunlardan sadece 150 bini öğretmendir, geriye kalanı devlet memurudur, memurlarla bu iş yürümez. Zaman ve nakil anlayışı çocuğun algı dünyasını değiştiriyor."
Üzülerek söyleyelim ki, bazı öğretmen ve okullar eğitim dışındaki işlerle uğraşmaya başlamıştır. 14. 4.2010 günü basına yansıyan bir habere göre, Kocaeli'nin Gölcük ilçesine bağlı bir okulda, okul aile birliği, yöneticiler, veliler, öğrencilerle birlikte "kaynaşma çayı" düzenleniyor? Dansöz oynatılan toplantıda okul müdürü ve veliler dansöze para takıyor, onunla birlikte göbek atıp eğleniyorlar. Miniklerin gözleri önünde gerçekleşen toplantı hakkında konuşan Okul Aile Birliği Başkanı Ayla Sesigüzel "Velilerle toplanıp kaynaşma fırsatı elde ediyoruz" açıklamasını yapıyor. Böyle bir toplantı düzenleyen idareci ve öğretmenlerde eğitim anlayışının zerresi bulunduğunu söyleyebilecek bir eğitimci tanıyor musunuz? Adının başında "Milli" kelimesi bulunan Eğitim Bakanlığı böyle şeylere nasıl müsade eder, anlayabilmek mümkün değil.
Türkiye'nin değerleriyle örtüşen ve herkesi kucaklayan bir eğitim anlayışına ihtiyaç var. Önce eğitim camiasının ciddi bir eğitimden geçmesi gerekli. Sağlıklı bir ölçme ve değerlendirmenin bulunmadığı bugünkü sistemde, eğitimde fırsat eşitliğine darbe vuruluyor. Yetenekler tespit edilemiyor. Öğrenciyi okullar değil, dersaneler yönlendiriyor. Dersanecilik anlayışında, öğrenciye müşteri gibi yaklaşıldığı için, öğrenci de hayata yalnız maddecilik gözüyle bakmayı öğreniyor. Ortamını bulamayan öğrencilerin kabiliyetleri gelişmiyor. Buluş, inceleme, araştırmalarıyla kendi ayakları üzerinde durabilecek öğrenciler yetiştirmek zorlaşıyor.
Mevcut eğitim sisteminde ölçme ve değerlendirme adaletsiz, sınav sistemi arızalı, yabancı dil eğitiminde problemler var, öğrenci dersanelerin insafına terk edilmiş, öğretmen ise -istisnaları vardır- olup bitene seyirci. Okul sonrası öğretmenin kendisini yenilemesi gibi bir gelenek oluşmamış.
Şurası bilinmelidir ki, eğitimin merkezinde, etrafına ışık saçan bir insan olarak öğretmen vardır. Ciddi bir öğretmen yetiştirme projemiz bulunmadıkça, her sene öğretmenler günü kutlasak da, eğitimin problemlerini çözebilmek mümkün değildir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



