Millî Eğitim Bakanlığı lise öğrencilerini affetmeye, zayıf notlarını silmeye, onları bir üst sınıfa salimen geçirmeye hazırlanırken, üniversite öğrencileri de nasiplerine bir affın düşebileceği beklentisi ile yeniden ümitlendiler. AKP’nin iktidarda bulunduğu dönemler içinde şimdiye kadar sadece bir üniversite affı çıktı. 2005 yılı mart ayında yasal düzenleme yapıldı. Ancak bu düzenleme, 2000 öncesini ve 2004-2005 öğrenim yılını ve sonrasını kapsamadı. Türkiye’de 2000 öncesinden de, 2005 sonrasından da pek çok öğrenci, çeşitli sebeplerle üniversitesinden ayrılmak zorunda kaldı. Yılların birikimi, şimdi yeni bir affın kapısını aralamak için hükûmete ciddi bir fırsat sunuyor. Anayasa mahkemesi onları cezalandırmadan, yasaklı hale getirmeden, siyaset ve hükûmet sahnesinden silmeden, en ağır cezalara çarptırmadan onlar zorunluluklar karşısında okulunu terk eden öğrencilere bir müjdeli haber verebilirler. Cezayı değil affı seçerek bir kez kazanılarak girilen kapıdan yeniden girmek isteyenlerin önünü açabilirler.
Af konusunda, elbette akla ilk merhamet, acıma, şefkat, hataların üstüne sünger çekme, yeni bir sayfa açma, pişmanlıktan umuda yolculuk gibi duygular gelse de, durum, hapishane affına dönüşünce birden bire ciddileşir. Zira, Rahşan affının bu ülkeye verdiği zarar ne hatırlardan çıkmış ne de güncelliğini yitirmiştir. Bir günde boşalan hapishaneler maalesef çok kısa bir zaman sonra birer birer eski konuklarını ağırlamaya başlamıştır. Dışarıda nefes almak fırsatı yakalayan eski mahkumlar, bu affın sonsuz bir af olduğu hayali ile birden topluma büyük zararlar vermeye başlamış, milleti adeta nefes alamaz duruma getirmiştir. Kendilerine verilen bu şansı kısa zamanda yanlış yolda değerlendirenler ait oldukları yere dönmüşler, af da bitmiş ama tahribatı kalmıştır.
Elbette, üniversiteliler için durum son derece farklıdır. Buradaki karşılaştırma sadece af kavramı üzerindedir yoksa affın her iki kesimdeki mahiyetinin karşılaştırmaya dahi müsait olmadığı açıktır.
Binbir emekle, alınteri dökülerek ve hayli zahmetler çekilerek kazanılan üniversitelerin herkes için ne kadar kıymetli olduğu açıktır. Hükûmetin üniversitesiz vilayet kalmasın amacı ile şu günlerde Millî Eğitim Plan ve Bütçe komisyonundaki çalışmaları da malumdur. Yeni üniversiteler kurarak bir yandan gençlerin üniversiteli olabilmek hayalini gerçeğe dönüştürme çabası güden bir hükûmetin diğer yandan da bir üniversiteyi zaten hakkı ile, emeği ile kazanmış ama çeşitli sebeplerden ötürü bu hayatı devam ettirememiş gençlerimizin -elinde imkân varken- önünü açmaması, onları ait oldukları yerlere dönmeye hazırlamaması elbette düşünülemez.
Kaldı ki, hükûmetin sunacağı böyle bir kanun teklifini başta diğer partiler sahiplenir ve destekler. Onların da, bu ülkenin genç ve üniversiteli insanlarının –ben diyeyim hayır dualarını siz deyin oylarını- almaya ihtiyacı vardır. Hükûmetin çıkaracağı bir kanunun ne kadar geçerli olduğu konusunda aklımızda bir takım sorular belirebilir. Şu anda bütün dayanakları, bütün düzenlemleri, bütün kanunî ve yasal yolları ile bir giyim ve kıyafet kanunu resmen yürürlükte olsa da, fiilen böyle bir kanun yürüyememektedir. Rektörler kendilerini, bağlısı oldukları, emri altında bulundukları YÖK Başkanından, yasaları çıkaran Meclis’ten ve bu yasaları uygulatmakla mükellef olan Başbakan ve hükûmetten ve bu yasaya onay vererek teklifi tam manası ile kanun haline koyan Cumhurbaşkanından daha üstün bir makamda görseler de, af konusunda boyunlarının kıldan ince olacağından kendilerinin de bir şüphesi bulunmaz artık.
Üniversitelileri affetmek hususunda binbir dayanak, binbir ölçü, binbir örnek bulunabilir. Sadece kendimize bakmak, istatistiklerimize göz gezdirmek dahi önümüze sayısız veri koyar. Bir de, buradan açılıp Avrupa’ya baktığımızda örneğin Fransa’daki, Almanya’daki durumu bir incelediğimizde affetmek konusunda büyük bir kamuoyu kendiliğinden oluşur, gelişir. Af bir kez daha haklılık payını arttırır ve kendini adeta zorunlu kılar.
Söz konusu örnekleri bütün detayları ile açıklamak, istatistik kurumu gibi ayrıntıları sunmak ve bunlar üzerinde bir takım derin analizler yapmak benim vazifem değil, ilgili ve yetkili kişilerin ve kurumların vazifesidir. Kamuoyunda oluşan bir talebi ve beklentiyi anahatları ile dile getirdik. Bu beklentinin toplumsal dayanakları da mevcut. haber5.com internet sitesinin "Öğrenci affı çıkmalı mı?" sorusuna evet diyenler, yüzde 87; memurlar.net internesitesinde yine aynı soruya "evet" diyenler, yüzde 83; "Öğrenci affı çıkar mı?" sorusunu "çıkar" biçiminde, turkforum.net adresinde destekleyenler ise, yüzde 84’tür. İster büyük çoğunluk ister kahir ekseriyet diyelim, ister büyük kamuoyu desteği ve talebi diyelim, af için ciddi bir talep vardır ve bu talep her platformda dillendirilmektedir.
Hükûmet, bu sese kulak vermez, kazanılan ünivesitenin önündeki engeli açmak için bir adım atmazsa, tıkanıp kalan ünivesite sistemini daha da tıkanık ve kapalı bir hale getirecektir. Af, üniversitelilerin yuvaya dönüş operasyonudur.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



