İnsanoğlu, hayata, neşe, hüzün, öfke, korku...gi bi temel duygularla başlıyor. Yaşanan duygu hangi boyutta yer alırsa alsın, insanın olaylara karşı bu türden bir tepki geliştirmesi, hüznün de, neşenin de, korkunun da, öfkenin de doğal bir durum olduğunu gösterir. Ancak tıpkı insanın anatomik örgüsü gibi, belli bir nizama sahip olan bu düzenek bozulduğunda ve duyguların dozajı doğal seyrinden çıktığında bu sıradan bir duygu olmaktan çıkar, bir sorun haline gelir. Bu anlamda öfke ve öfke patlaması sıkça karşımıza çıkan bir duygu durumudur.
Öfke, kişinin engellenme, red edilme, haksızlığa uğrama gibi kişilik örselenmelerinde yaşanan bir karşı çıkıştır, anlık bir tepkidir. Kişi, red edilme, dışlanma, kabul görmeme, engellenme, haksızlığa uğrama... gibi nedenler karşısında benlik saygısını korumak ve örselenen kişiliğini müdafaa etmek için tepkisel davranabiliyor ve öfkeyi bir yerde savunma aracı olarak kullanabiliyor.
Öğretmen öğrencisini azarladığında, anne çocuğu eleştirdiğinde, patron işçisini aşağıladığında, sıra bekleyen hasta sırasını kaybettiğinde öfke devreye giriyor ve kişi için bir güç, bir savunma aracı haline geliyor. Esasen öfke bir duygu olarak insana bireysel ve müşterek haklarını, varlığını ve değerlerini korumak için verilmiş bir duygudur. Ancak bu duygunun sınırları belli hudutlarla belirlenerek, öfkeyi bir savunma aracı olmaktan çıkarıp öç almak ya da zulmetmek şeklinde algılamanın önüne geçilmiştir. Allah Resülü, pehlivan, güreşte yenilmeyen değildir, pehlivan, öfkesini yenendir" diyerek öfke kontrolünün önemine vurgu yapmıştır.
Gündelik hayatta, hoşumuza gitmeyen, benliğimize yönelik örselenmelere yol açabilecek bir çok olayla karşılaşırız ve böyle durumlarda içimizden gelen tepkileri kontrol etmekte zorlanır ve bunu çeşitli şekillerde dışavururuz. Bu kimi zaman, sözle, kimi zaman gözyaşıyla, kimi zaman sessizliğin içine gömülerek, kimi zaman da sabır silahıyla ortaya çıkar. Fiziksel şiddet ise, öfkenin ilkel bir şekilde dışa vurumudur ki, böyle bir savunmayı tasvip etmediğimiz gibi, geçerliliğinin de olmadığını biliyoruz.
Modern zihniyet, öfkeyi de, sevgiyi de, nefreti de bireysel bazda değerlendirdiğinden böyle bir zihniyete sahip olan kimseler için, öfke; zarar sadece kendilerine dokunduğunda ortaya çıkmaktadır. Oysa İslâm kardeşliğini ve buna bağlı müşterek duyguyu paylaşan kimselerin öfkeleri bireysel alanın ötesinde de vardır. Onlar, kilometrelerce uzaklarda yaşayan kimselerin uğradığı haksızlığı da kendilerine dert ederler ve buna da aynı şekilde öfke duyarlar. Ancak öfkeyi yansıtma ve ortaya koyma şekilleri hayatları gibi gerçekçi ve insanidir.
Öfke duygusu, benlik saygısının ve genel hakların korunması yönünden insana verilmiş bir mekanizmadır. Bunu tetikleyen unsur ister bireysel olsun ister müşterek, tepkiler itidalli ve kontrollü olmalıdır. Bu noktada bireysel bir örselenmeyle karşı karşıya kalmışsak, bunu ifade etmek ve boyun eğmemek en doğal hakkımızdır. Eğer zarar, değerlerimize yönelikse, belli sınırlar dahilinde karşı çıkmalı ve benlimizi koruduğumuz gibi bunları da korumalıyız.
Öfke, belli ölçüler çerçevesinde normal bir durumdur. Fakat bizlere düşen ne haksızlığa uğramak ne de haklarımızın çiğnenmesine göz yummak olmalıdır. Kendi hakkımızı koruduğumuz gibi başkalarının haklarını da korumalıyız. Öfkeyi ancak böyle durumlarda itidalli ve ölçülü bir şekilde kullanabiliriz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



