21. Yüzyılda ABD'nin Küresel Stratejileri" isimli kitabımda Amerikan yönetiminin izlediği yanlış politikaların sonuçlarını anlatırken Immanuel Wallerstein'ın şu sözüne yer vermiştim: "Bush görevinden ayrıldığında Amerika çok daha zayıf bir hale gelecek!"
Francis Fukuyama'nın şu değerlendirmesi de aynı kitapta yer almıştı: "Her krizi doktrinimizin en dar kalıbı olan askeri müdahale yaklaşımıyla çözmeye çalışmak ABD'yi çökertti..."
Barack Obama, "çok zayıflayan ve çöküşe geçen" bir ülkenin Başkanlık koltuğuna oturdu.
Obama'yı seçim kampanyası sürecinin en başından beri izliyorum; kitlelere yaptığı konuşmalardan medya önündeki açıklamalarına, ailesi ile olan ilişkilerinden, çalışma arkadaşlarına karşı tutumuna kadar bir bütün olarak değerlendirdiğimizde Obama, çağımızın en başarılı siyasal imaj çalışmalarından biridir. (Obama'nın seçim kampanyasının detaylarını merak edenler, www.siyasaliletisim.org internet adresinden bu konuyla ilgili bilimsel makalelere ulaşabilirler.)
Amerikalı siyasal iletişim danışmanları, halkla ilişkiler ve reklam uzmanları, aylar süren çabalarının sonucunda Obama'dan bir başkan çıkartmayı başarmışlardır.
Obama'nın görevi Bush'tan devralırken yaptığı konuşmada verdiği mesajların da "biçilen imaja" uygun olarak tasarlandığı dikkat çekmektedir.
Obama, ABD'nin "gülen yüzü" olarak konumlandırılmıştır.
Bush'un berbat ettiği, batırdığı, çökerttiği, dünyanın en nefret edilen ülkesi haline getirdiği Amerika, "sürekli gülümseyen" Obama tarafından hem kendi içinde, hem de uluslararası alanda yeniden inşa edilmek istenmektedir.
Obama üzerinden biçimlendirilen yeni iktidar imajının, Bush'un sert ve haşin tavırlarının aksine, daha yumuşak, işbirliğine açık, diyalogu önemseyen bir yapıda olacağı açıktır.
Obama'nın görevine başlarken yaptığı konuşmadaki şu ifadelerine bakar mısınız: "Fakir ülkelerin vatandaşları, sizlerle beraber çalışacağız ve sizlere temiz suyu ulaştıracağız, sizlerin tarlalarını ekeceğiz, zihinlerinizi ve karınlarınızı doyurduğumuz gibi. Bizlerin sahip olduğu şansları her ülkeye götürmeye kararlıyız. Bizim sınırlarımız ötesindeki acı çeken vatandaşlar yaşama mücadelesi verirken biz rahat uyuyamayız. Dünya artık değişiyor ve biz de değişmek zorundayız. Önümüzde yeni bir çağ ve üstlenmekle yükümlü olduğumuz yeni bir rol var..."
Obama'nın konuşmasının satır aralarında gizli olan "Dünyanın en büyük ve güçlü ülkesi biziz. Suyunuzu da biz veririz, karınlarınızı da ancak biz doyururuz..." böbürlenmesini, kendisini dünyanın efendisi ve imparatoru sanma cakasını, sanırım siz de fark ettiniz...
Bush, ABD'nin imparatorluk hevesini dümdüz ifade ediyor, bu amaca ulaşmak için haçlı savaşı başlattıklarını açıkça söylüyordu.
Yeni Başkan Obama, aynı hedefi süslü cümlelerle, farklı ambalajlarla sunuyor.
Acaba Amerika, Dünyanın Küresel İmparatoru olma hedefine, Obama'ya çizilen "ılımlı, işbirliğine açık, yumuşak başlı, demokrasiden yana" şeklindeki imaj ile mi ulaşmak istiyor?
Yoksa Amerikalı siyasal imaj ve halkla ilişkiler cambazları hepimize, suya atılan ama altından da ateşin yavaş yavaş yandığı kurbağa muamelesi mi yapıyor?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



