Amerikan tarihinde dış politikayı doktrine eden ilk Başkan James Monroe'dan bu yana, ABD Başkanları kendi dış politika doktrinlerini oluşturmayı bir gelenek haline getirmişlerdir. Obama döneminin diğer dönemlerden farkı ise hala net bir dış politika doktrinin yayınlanmamış olmasıydı. Ancak New York Times yazarı Roger Cohen bu konuyu 28 Kasım'da köşesine taşıyarak konuyla ilgili farklı bir tartışmanın başlamasına yol açmıştır.
Cohen, "Sessiz Doktrin" ismini verdiği Obama yönetiminin yeni doktrininin, Bush dönemindeki terörle savaş anlayışından bir kopuşu ve Ortadoğu coğrafyasında tehdit olarak algılanan düşmanlara karşı başlatılan sessiz ve örtülü operasyonları ifade ettiğini belirtmiştir. Cohen'e göre, Amerika artık Afganistan ve Irak'ta yaptığı gibi eski konvansiyonel savaş tekniklerini kullanmaktan ziyade, daha yoğun ve iyi finanse edilmiş pradator saldırıları, siber saldırılar ve ustaca düzenlenen suikastlar gibi yeni yöntemler kullanarak başta İsrail'in güvenliği olmak üzere Ortadoğu'daki çıkarlarını korumaktadır.
Cohen'in yazısı Amerikan dış politikasının nasıl bir değişim ve dönüşüm geçirdiğini gösteren yazılardan sadece biriyken, aslında tüm Ortadoğu sakinleri pradatorların kullanılarak Pakistan ve Libya'da birçok hedefin vurulmasında ve İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerine karşı düzenlenen siber saldırılar ve bilim adamlarının kaçırılarak öldürülmesinde olduğu gibi her şeyin farkındadır. Fakat Cohen bir adım daha ileri gitmiş ve Bush'un terörle savaş doktrinine bir alternatif ve uluslararası çatışmaya yeni bir yaklaşım olarak yeni postmodern savaşın tanımını yapmıştır. Gerçekleri cesurca ortaya koyan bu yazı bu sebeple bize de hayli tatmin edici gelmektedir.
Büyük bir kriz içerisinden geçen Amerika'nın yıllarca Afganistan ve Irak'ta büyük paralar harcayarak ve büyük askeri kayıplar vererek sonuca bu şekilde ulaşamayacakları konusunda büyük bir ders çıkardıkları ve bu konuda kendilerine bir özeleştiri getirdikleri görülmektedir. Bu kapsamda Amerika'nın bundan sonraki süreçte tehdit olarak gördüğü düşmanlarını yok etmek için daha ucuz, daha sessiz ve hassas yöntemleri kullanması daha tercih edilebilir görünmektedir. Bu açıdan bakıldığında Amerika'nın Irak'tan çekilmesi ve önümüzdeki dönemde Afganistan'dan çekilme planları bu yeni dış politika anlayışının bir parçası olarak görülebilir. Söz konusu geri çekilmenin ise Irak'ın geleceği için hiç de hayırlara vesile olmayacağı söylenebilir.
Ortadoğu'daki hastalığın adını "İslam" olarak koyan ABD, bundan sonra Ortadoğu'dan çekilir gibi yaparak ve daha yumuşak politikalar izler gibi yaparak bölgeye dışarıdan müdahale etmeyi planlamaktadır. Bunu yaparak da bölgede Sünni-Şii veya Müslüman-Kıpti gibi ayrışmalara yol açarak bölgenin istikrarsız kalmasını hedeflemektedir. Bölgede Şii dünyasının lideri yani çatışmanın bir tarafı belliyken, Sünni tarafın temsilcisi kim olacak sorusu akıllarda soru işareti bırakmaktadır. Geçen yıl İslam dünyası önce kendi içerisinde hesaplaşmalı diyen Amerikan yönetimi, yoksa bir Türkiye-İran çatışmasını mı desteklemektedir?
2009 yılında büyük bir seçim zaferi ile Amerikan siyasetinin başına geçen ve İslam Dünyası ile diyaloğu sağlamak adına sürekli ikinci ismi olan "Hüseyin" ismine vurgu yapan Barack Obama, İslam Dünyası içerisinde de büyük bir ümitle karşılanmıştı. Ancak Obama ülke ekonomisinde yaşanan başarısızlıkların ardından kamuoyu desteğini kaybetmemek için sürekli en güçlü yanı olan dış politika silahına sarılmıştır. Usame Bin Ladin'in yakalanıp öldürülmesi sürecinde olduğu gibi, Obama'nın radikal İslam'ın en büyük temsilcisinin öldürülerek adaletin yerine getirildiğini söylemesi hem infazın illegal olduğu tartışmalarını başlatmış hem de İslam dünyasında büyük hayal kırıklığına yol açmıştır. Bütün bu sürecin sonunda ise Amerikan Başkanı Obama, izlemiş olduğu Netanyahu vari politikalar ile "Hüseyin" isminin vermiş olduğu heyecanı yok etmiş ve tüm İslam dünyası için Barack Netanyahu Obama olarak hatırlanmayı hak etmiştir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




