Geçtiğimiz hafta sonu büyük mütefekkir Nurettin Topçu'nun 100. doğum yılı anısına gerçekleştirilen Birinci Ahlak Şurası'ndaydık. TYB tarafından organize edilen şura hem bir kadirşinaslık örneği hem de dönüp bir kez daha iç aynamızdan ruh cephemize bakma imkânıydı.
Açılışı İstanbul Ticaret Odası'nda yapılan şuranın oturumları TYB Sultanahmet Kültür Merkezi'nde gerçekleşti.
Soğuk havaya rağmen TYB Sultanahmet Kültür Merkezi hıncahınç doluydu. İki gün boyunca devam eden oturumlarda çoğunluğu akademisyen otuzu aşkın konuşmacı Nurettin Topçu'yu ve bu paralelde çağdaş dünyanın ahlak hallerini ele aldılar. Eğitimden siyasete, iletişimden, ekonomiye etraflıca yapılan tahliller çağdaş dünyanın en büyük sorunun ahlak sorunu olduğunu ortaya koydu.
Şuradan benim çıkardığım sonuç şu ki; toplumların ahlaktan uzaklaşması kadar, ahlakın kökeninden koparılması sorunu üzerinde de ciddiyetle durmak gerekiyor.
Nurettin Topçu'nun ahlak anlayışının kökeninde 'Allah' vardır. İnsanı kâmil manada insan yapan Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmasıdır.
İslam'ın mistik boyutunu asla göz ardı etmeyen Nurettin Topçu ahlakı da pasif bir içe gömülme ameliyesi olarak telakki etmemiştir.
Onun ahlak anlayışı insanın "hulk" (yaratılış) orijinine bağlı eylemsel isyan ahlakıdır. İslam dünyasının içinde bulunduğu durum ne ekonomik ve ilmi ne de teknik bir durumdur. Geriliğimizin de, zavallılığımızın da, sömürülmeye müsait oluşumuzun da özünde Kur'an'ın öngördüğü ahlak insanı olmaktan hızla uzaklaşmış olmamız yatmaktadır.
İman ve ibadet eğer hedeflendiği noktaya ulaşamıyor, bulunduğu yerde çakılıp kalıyorsa tek sebep ahlakî dinamizmi yitirmiş olmasındandır. Nurettin Topçu İslam şahsiyetçiliği fikrinin mimarıdır. İçine düştüğü durumun suçlusunu hep dışarıda arayarak bahaneler üretmeye çalışan insanları kendisiyle buluşturmaya çalışır.
Oturduğu kürsünün sınırlarına hapsolmamış, lafazan aydınların dolaştığı sokaklarda dolaşmamıştır. Irkçılığa karşı Anadolu milliyetçiliğini, ahlakçılığa karşı Kur'an ahlakiliğini, varoş kültürüne, avam iktidarına karşı Medine medeniyetini savunmuştur.
Bilginin yanında durmuş, ama bilgiye karşı kuvveti savunmuştur. Ona göre 'Dindar adam başkalarından çok şey bilen değil, daha çok kuvvetli olandır.'
Nurettin Topçu pasif ahlak muhafazakârlığından hiçbir zaman haz etmediği için hep antikapitalistti. Mistik ruhuyla Anadolu sosyalizmini bağdaştırabilecek kadar özgün ve sahici bir münevverdi. Ezen karşısında ezilenin yanındadır. Asgari ücretle karın tokluğuna ağır şartlarda çalıştırılan işçiye yakın patrona uzaktır. Onun sosyalizm düşüncesi kul hakkının çok yönlü olarak savunulması düsturuyla özetlenebilir ancak.
Nurettin Topçu'yu en iyi anlatan sözcük hiç kuşkusuz "hareket" kelimesidir. Bu kelimeyi taklitleriyle karıştırmamak gerekir. Zira Topçu'nun ifade ettiği muharrik güç, içten dışa doğru gelişip mecra bulur. Onu taklit edenlerin hareketteki hareket noktası ise suret ve satıhtır.
Dışarıdan alınan bir rüzgârı fırtınaya dönüştürme gayretidir. Oysa Topçu'nun hareketten kastı gayesi sonsuzluk olan bir harekettir. Bu da 'insanın içindeki özün farkına varması' ile gerçekleşen bir durumdur.
Hareket kendini tekrarlıyorsa bir şova dönüşmüş demektir, bir döngü ya da nümayiştir. Fakat Topçu felsefesinde hareket, ancak kendinden daha üstün bir düzene yönelirse isyandır. "İradenin eseri olan her hareket, mükemmele, daha mükemmele bir özlemdir." Özlem, insanı isyana sevk eder. Zaten "isyanı olmayanın ahlakı yoktur".
100. doğum yıldönümünde Nurettin Topçu'yu bir kez daha hatırlıyoruz. Bu hatırlayış aslında unutturulmak istenen ahlakın yeniden gündemimize oturması demektir. Eğer Nurettin Topçu'lar hatırlanırsa ahlak hatırlanmış olur. Şayet ahlak akla getirilirse akıldan yüreğe yürekten eyleme geçip bir isyanın yürekten taşmasına sebep olur.
Yaşadığı zamanda nasıl yok sayılmak istenmiş, akademik başarıları ve entelektüel çabaları görmezlikten gelinmişse aynı şey çok yönlü olarak günümüzde de tekrar edilmektedir. Bugün Nurettin Topçu'nun düşünce ve felsefesini özümseyip değerlendirebilecek perspektifte bir cemaatsel yapı var mıdır, bilmiyorum. Onu ne sosyalistler, ne yeşil sermayeciler, ne milliyetçiler, ne muhafazakâr siyasetçiler ne mutasavvıf kişilikler kendi perspektiflerine katabilirler.
Mevcut kapların hiç birinde şekil almaz. Ama hangi kafa yapısına sahip olursa olsun kendini bu topraklara ait hisseden herkesi silkeleyip kendine getiren bir tarafı olduğu hiçbir zaman inkâr edilemez. Bu ahlak dinamizmi ve isyan ahlakı sanattan siyasete, ekonomiden eğitime hayatımızın her köşesine etki ettiği takdirde Türkiye yeniden ayağa kalkacaktır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



