Milletin büyük umutlarla ve olağanüstü destekle ülke yönetimine taşıdığı AKP, iç ve dış antidemokratik dinamiklere karşı gösterdiği teslimiyetle, birbirinden kıymetli fırsatları heba etti ve milletin istikbali için, bir umut kırıklığı oldu.
Yıllar önce ve henüz seçim kavşağına girmeden önce Sohbetlerimizde, bazı saf kardeşlerimizin: "AKP bir ehveni şer, ama ne yapalım barajı aşacak Saadet Partisi veya Saadet Partisi programıyla yola çıkan başka bir siyasi gurup olsa onu destekleyeceğiz, alternatifi yok !" propagandasıyla karşılaşıyorduk.
O zaman bu vurgu bir zalime teslimiyetin ifadesi oluyordu. Anlatamıyorduk.
İnsanoğlunda çok az rastlanan bir Özgüven kaybıydı.
Yenilmişlikti. Yenilmişliği içselleştirmekti, kabullenmekti. Kazandığı mücadeleye rağmen masaya mağlup oturmayı kabul etmekti.
Batı hayranlığı ve batı taklidiyle başlayan bir mağlubiyet ideolojisinin günümüze kadar taşınmasıydı. Oysa temel kültürümüzde Umudunu yitirmek büyük vebaldi. Bugün geldiğimiz yol ayrımında acı tecrübeler sonucu, geç de olsa, gerçeklerin görülmesi, bizi mutlu etmektedir. Anadolu ve Trakya şehirlerinde, köylerinde yeniden tebliğ çalışmaları, seminer ve sohbetlerimizde halkımızın uyandığına şahit olduk.
Gayesi olanlar, bir hedefi olanlar mutlaka kazanırlar. Omurgalı duruşuyla tek başına da olsa her insan bir millettir, yeter ki imanı, inancı olsun.
İnançlı bir insan İbrahim Halilullah gibi tek başına bir ümmettir.
Hayatını milletimizin birliğine adayan büyük ilim adamı Bediuzzaman buyuruyor : "Eski hal muhal, ya yeni hal, ya izmihlal!"
Her gün önce kendimizi yeniden inşa etmek ve yeniden fethetmek zorundayız. Çünkü doğan güneşle birlikte her gün taze bir doğuş, taze bir başlangıç!
Değerlerimizin ve vatanımızın tahribine, ülkemizin gırtlağa kadar borçlanmasına ve halkın fakirleşmesine seyirci kalamayız, kalmayacağız.
Tarihimiz ve Kur'an kaynaklı kültürümüzle bağımızı güçlendireceğiz. Kendi memleketimiz kadar, Bu gün işgal edilen İslam yurtları, Doğu Türkistan'dan, Keşmir'den, Çeçenya'dan, Bosna'dan, Kosova'dan ve Osmanlı mirası olan Orta doğudan, Iraktan ve Filistinden sorumluyuz.
Antakya'da BOP- Büyük Ortadoğu Projesinin eş başkanı olan TC Başbakanı tarafından açılışı yapılan Paganist Antiyoş Güneşi Altında Medeniyetler Buluşması sırasında isminden sık bahsedilen Misyoner Barnard Levis;
" Bir Milleti tahrib etmek için tarihiyle ve Kur'an kültürüyle yani diniyle bağını koparınız !" diyor. Vatikan ve Siyonistler çok açık söylüyor ve eserlerine derc ediyorlar, yazıyorlar. Yakından tanıdığımız Fransız misyoner, Luis Massignon da onu destekliyor ve "Temel değerlerini kaybeden Osmanlı tebaası için şimdi vaftiz zamanı!"
Cumhuriyetin ilk nesli olan babalarımız bu uğurda çok acı çektiler.
Bizler soylu bir mücadelenin içine doğduk, görevimiz ne kadar ağır olursa olsun bedelini ödeyerek yürüyüşü sürdüreceğiz. O zaman çocuklarımız, torunlarımız ve gelecek Müslüman nesilleri özgür ve onurlu bir hayat bekleyecektir.
İki milyar nüfusu ve zenginlikleriyle İslam dünyasının Kaptan Köşkü olan Türkiyenin güvenliği ve ekonomik istikrarı şart.
Resmi ideolojinin söylediği gibi stratejik müttefikimiz değil, can düşmanımız, evet bütün mazlum milletlerin kan düşmanı Amerika ve Siyonizmin yapay senaryosu olan PKK ile üretilen siyasi ve ekonomik dar boğazların işbirlikçilerden kurtarılması milli ve yerli projelerle mümkündür.
Kurduğu Havuz sistemiyle, IMF 'yi on aylık iktidarında Türkiye'den çıkaran Milli Görüş, Ülkemizi bekleyen milli ve yerli projelerin tek sahibidir.
Amerikanın görevlendirdiği Kemal Derviş eliyle ve Ecevitli DSP ile başlayan ekonomik tavsiye programı AKP döneminde açılımlarla devam ediyor. IMF Türk ekonomisini avcunun içine aldı. Oysa IMF'nin girdiği Latin Amerika ülkeleri iflas etmiş, halk marketlere saldırmış ve yağmalamıştı. Bu bilgi ve tecrübelere rağmen Türkiye ekonomisi IMF'ye teslim edildi.
Özelleştirme programıyla Bütün milli ve stratejik tesisler yabancılara satıldı. Satışlar devam ediyor.
Sonra da toprak satışı başladı. İşsizlik hızla arttı ve halk fakirleşti. Bugün aynı kötü yönetim devam etmektedir. Az daha sınırdaki verimli mayın tarlaları İsrail'e veriliyordu.
Dünya gündemini Müslüman ve Müslüman olmayan fakir ülkeler aleyhine belirleyen Amerika, Avrupa Birliği ve Siyonistlerle Global elitler diye tanımlanan güçler, Türkiye'ye "Arzı mevut projesinde" bugün figuranlık yaptırıyorlar. Sekiz bakan ve seksen iş adamıyla gidilen Erbil'de, Barzani başkanlığında planlanan Kürdistan resmen AKP hükümeti tarafından tanındı ve Kerkük resmen satıldı. Türkiye'nin Irak'ta kırmızı çizgileri kalmadı.
Irak'ın işgaliyle birlikte Filistin ve Irak'taki katliamları gözden ve gündemden uzak tutmak gerekiyordu. Amerika Vatikanla birlikte Dinlerarası Diyalog masallarıyla Medeniyetlerin Buluşması projelerini uygulamaya giriştiler.
TC. Başbakanı BOP projesinin eş başkanı olarak görevlendirildi. Antalya ve Urfa'dan sonra, Başbakan Antakya'ya geldi ve bir talihsiz açılışı yaptı. Yahudi İsak Haleva, Bartalameos, Mesrop Mutafyan ve Diyanet İşleri Başkanı'yla halka uzak ve tarihten kopuk bir etkinlik başlatıldı.
Türkiye'de halkın kendilerine verdiği büyük desteğe rağmen bu kadar dirayetsiz, ehliyetsiz ve beceriksiz bir hükumet gelmedi. 367 vekil çoğunluğuna sahip olamadı. Başbakan Grup toplantısında "Kimse kendi başına fikir beyan etmesin, hepiniz benim Markamla Meclis'e geldiniz. Sen partiden ayrıl, öyle konuş!" diyerek basına demeç veren vekil arkadaşlarını azarlıyor ve aşağılıyordu. Başbakan açığa vurduğu siyasal usluba sığmayan tarzıyla tırsan vekillere Hoca'nın ve Numan Kurtulmuş'un emsalsiz nezaketini hatırlatmaya başladı. Halkın beklediği ve ihtiyacı olan kanunları çıkarmayı akıl dahi edemediler. İkinci dönem de seçimlere giderken tekrar alternatifsiz -mağdur rolüne sığındılar.
Avrupa Birliği'nin dayattığı uyum yasalarını büyük bir teslimiyet içinde çıkarmaya devam ediyorlar.
Sosyal yapısıyla, AKP bir sivil toplum örgütü değildir, bir siyasi parti değildir.
AKP, 28 şubat postmodern ihtilal sürecinin bir deprem çadırıdır.
Artçı sarsıntılar da geçince herkes tekrar kendi evlerine dönecektir.
AKP nin sonu ANAP'tan daha hazin olacaktır.
Türkiye ve Ortadoğu'nun barış ve istikrarı Milli Görüş konseptine, tasavvuruna yerli ve milli projelere her zamankinden daha çok muhtaç.
İttihad-ı İslam'ın son paradigması olan Osmanlı bakiyesi Türkiye Cumhuriyeti'nde siyaset, büyük bir umutla Numan Kurtulmuş önderliğinde başlayan atılımı bekliyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



