Bir: Numan Kurtulmuş yeni, yepyeni şeyler söylüyor. Yıpranmamış, sömürüsü kolay kolay yapılamayacak şeyleri dillendiriyor. Öncü lider Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın "Önce ahlak ve maneviyat" ilkesine çok önemli bir şey daha ekliyor: Samimiyet.
İki: Hak, özgürlük ve alın teri derken sesi kısılıp titremiyor. Milli Görüş'ü sağcılık zannedenlerden değil. Tuzla Tersanesi işçilerine de, asgari ücrete mahkûm edilenlere de aynı duyarlıkla yaklaşıyor.
Üç: Muhafazakârlık ve mukaddesatçılık gibi siyasette çok kullanışlı sözcükleri asla kendisine kapalı kapıları açmak için maymuncuk yapmıyor. Bu iki kavramın da, filolojik anlamının ötesinde ne kadar konjonktürel anlamlar içerdiğini çok iyi biliyor.
Dört: İlk kez açık bir dille muhafazakâr mutlu azınlığın cip sefasını eleştirerek, kapitalizmin her rengine karşı olduğunu gösterebiliyor.
Beş: Kuşdiliyle konuşmuyor. Nasıl bir Türkiye fotoğrafı oluşturmak istediğini bütün netliğiyle ortaya koyuyor.
Altı: Kullandığı terminoloji ve dayandığı referanslar itibariyle oldukça donanımlı, öngörüleri sağlam bir münevver olduğunu ortaya koyuyor.
Yedi: Halen akademik hayatın içerisinde bulunarak öğreticilik vasfını sürdürüyor. Kendine artı bir kariyer ya da imkân oluşturma peşinde olmadığını günlük hayatına dair refleksleriyle gösteriyor.
Sekiz: Ortaya koyduğu ekonomik çözüm yolları ve ülkenin demokratikleşmesi için yapılması gerekenler konusunda çok sıkı kafa yorduğunu hissettiriyor.
Dokuz: Cemaatlere oy deposu olarak değil, içerisinde birçok unsuru barındıran cemiyetin kuvvetli bir dinamiği ve paydası olarak yaklaşıyor.
On: Muhalif olmayı başkasının geçtiği yolların üzerine oturmak olarak değil, yollar üzerine oturanları bertaraf etme mücadelesi olarak anlıyor. İktidar olmak da halkın omuzlarına basarak yükselmek değil, hakkı egemen kılmaktır, bu bilinci yaymaya çalışıyor.
On bir: Numan Kurtulmuş siyasi söyleminde düstur, ilke ve evrensel ölçütlerle hareket ediyor, bir kullanımlık slogan sözlere iltifat etmiyor.
On iki: Kitleye yaslanıp yığınları kendine dayanak yapmıyor, topluma güvenip insanı önemsiyor. Bu yüzden popülizme prim vermiyor. Siyasette neredeyse olağan bir şeymiş gibi görülen oportünizmi cümle kapısından içeri almıyor.
On üç: Kalıp değil ruh önemli anlayışına sahip. Görüntü ya da gürültünün manipülasyonuna kanmayacak kadar sahici. "Allah sizin dış görünüşünüze değil, kalplerinize bakar" düsturuna sıkı sıkıya bağlı. Bu yüzden alışıldık dindar prototipi üzerine hesap yapma hatasına düşmüyor.
On dört: Numan Kurtulmuş'un gelişi bir medeniyetin ihyası, bu medeniyeti idrak edecek bir zihnin inşasını şimdiden muştuladığı için heyecan vericidir. Bu umut ve heyecana bu milletin gerçekten ihtiyacı var.
On beş: "Harun gibi gelip Karun gibi gitmeyeceğiz" sözünü sadece kişisel bir teminat olarak değil, çok daha önemlisi iktidar olmayı bir rant ve fırsat kapısı haline getirmeme manifestosuna dönüştürebilmiştir.
On altı: Seviyesiz çekişme, kısır tartışma değil, hayırda yarışmayı esas alan bir anlayışın öncüsü durumuna gediğini şimdiden hiç fire vermeden gösterebilmiştir.
On yedi: "Reel politiğin şartlarına kul olmayacağıma, Allah'tan başka kimseye kulluk etmeyeceğime söz veriyorum" diyerek hem Hakk'ın, hem de halkın huzurunda en büyük sözleşmeye imza atma yürekliliğini ortaya koyabilmiştir.
On sekiz: Milli Görüş'ün 'Milli Görünüş'ten farkını alnının akıyla göstermesini bilmiştir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



