Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bir Alevi vatandaşın itirazı üzerine nüfus kâğıtlarında din hanesinin yer almasının haksızlığına hükmetmiş. Mahkemenin bu kararı Sinan Işık adlı vatandaşın 2005 yılında yaptığı itirazın yanıtı mahiyetinde.
Nüfus cüzdanında din hanesinden İslam kelimesini sildirip Alevi yazdırmakta diretmek nasıl bir psikolojinin ürünüdür, bunu tartışmayacağım. Zira Aleviliğin çağrıştırdığı dünya İslam dininin bünyesinde mündemiç bir dünyadır.
Hz. Ali sevgisine izafe edilen bir aidiyet nasıl olur da İslam'dan arındırılıp yalıtılmak istenmektedir, bunu anlamak mümkün değil. Zaten Alevilik konusunu böyle bir cihetten konuşmaya kalkmak da zaman kaybından öteye gitmez.
Asıl meseleye gelirsek, AİHM'in verdiği karar Müslüman kimliğine sahip olanları değil, ancak Müslüman nüfus cüzdanına sahip olanları etkileyebilir. Bir insan devletin tesciliyle ne dinli ne de dinsiz olur.
Müslümanlıklarına nüfus cüzdanlarını dayanak gösterenler bu karardan dolayı belli ölçüde boşluk yaşayacak olsalar da, artık "Yüzde doksan dokuzu Müslüman bir ülkede" diye başlayan hamasi nutuklar çekemeyecek kimse.
Kültürel Müslümanlığın deruni mümin olmanın önünü kesmesi hep bu nüfusa endeksli istatistikî İslam vurgusundan kaynaklanmaktadır.
Bir Müslüman itikadi aidiyetini nüfus cüzdanında bulundurmaktan asla rahatsız olmaz. Ne var ki, din olgusu cinsiyet ve milliyet gibi sabit bir olgu olmadığı için kalbin değişim ve dönüşüm durumlarını dikkate aldığımızda bugün Müslüman olan bir adamın yarın tanrıtanımaz hale gelmesini de hesaba katmak lazımdır.
Diğer yandan, söylem itibariyle bugün din karşıtı İslam muhalifi tavır sergileyen birinin kimlik cüzdanlarında reddettiği inancın mümini şeklinde görülmesi tek kelimeyle kendini yalanlamaktır.
Kişi milliyet ve cinsiyet olarak coğrafyaya tabidir. İstisnalar dışında mensup olduğu millet ve beden coğrafyasının dışına çıkamaz.
Türklükten ya da Araplıktan çıkmak ya da çıkarılmak mümkün olmadığı gibi doğal seyri içerisinde erkeklikten ve dişilikten çıkmak ya da çıkarılmak mümkün değildir. Fakat inançlar söz konusu olduğunda durum bunun tersi istikamettedir. Kişi dinden(İslam'dan) başkaları tarafından aforoz gibi bir yöntemle çıkarılamasa da kendisi inancın emniyetinden şüpheye düşüp dinden çıkabilir. Bu durumda inançlarını yitirmiş kişinin kayıttan düşülmesi icap eder. Böyle bir şeyin pratikte devlet tarafından uygulanamayacağı gayet açıktır. Nüfusa geçmemiş Müslüman mecburen kayıt dışı Müslüman addedilecektir. Özelikle Müslüman olmadığının bilincine varmış olan kişilerin kayıt dışı kalma haklarına anlayış gösterip bu taleplerini saygıyla karşılamak lazımdır.
Nüfus cüzdanına ismini yazdırmama hakkından yararlanmak isteyenlerin önemli bir kısmı inanmadığı halde zorla kimliklerine İslam hanesi yazılan kişilerdir. AİHM'in bu kararı eğer din hanesine dinsel durumunu yazıp yazmamayı kişilerin tercihine ve isteğine bırakıyorsa bu muhayyerlik inanmayan insanlara dolaylı zulüm yapılmasını engelleyecektir. Yok, eğer mahkemenin kararı isteyen Müslüman'ın (ya da Gayri Müslim'in) dinini nüfus cüzdanında beyan etmesini yasaklıyorsa hiç kuşkusuz bu da başka bir zulüm olacaktır.
En basitinden nüfus kâğıdında din hanesinin belli olmayan kimsesiz ve sahipsiz bir insan düşünelim, bu kişi öldüğünde hangi dinin gereklerine göre defnedileceği nasıl belirlenecektir?
Bunu da geçtik, din dışlığını din hanesini tahliye ederek ortaya koymak isteyenler kadar nüfus cüzdanında yer alan din ibaresini evinin yolunu gösteren bir adres belleyip önemseyenlerin buna hakları yok mudur?
Acaba 'Herkesin nüfus kâğıdı kendine' desek daha doğru olmaz mı?
NOT: Bugün saat 18.00'da Taksim Atatürk Kitaplığı'nda "Edebiyat ve Eğitim" başlıklı bir söyleşim var. İlgilenenlere duyurulur.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



