Geçenlerde bir arkadaşımla sohbet ederken, söz dönüp dolaşıp Meclis'deki kavgalara, bağrışmalara, küfürleşmelere geldi.
Bildiğiniz üzere, son dönemlerde uygulanan gerilim ve kamplaştırma politikalarının da tesiriyle, hemen hemen kavgasız gün geçmiyor.
Topluma, her yönüyle örnek olması gereken milletvekilleri, çok basit sebeplerle ya da sebepsiz yere, mahalle kavgalarında bile kullanılmayacak bir üslupla, birbirlerine olmadık hakaretler yağdırıyorlar.
Bunları da kastederek arkadaşım sordu: "Sen de milletvekilliği görevinde bulundun. Milletvekilleri, neden, olur olmaz sebeplerle kavga ediyorlar, küfürleşiyorlar? Hem neden, bu gibi tavırlar, son dönemlerde, daha çok arttı ya da belirgin hale geldi?"
Dedim ki: "Adamların, bir şekilde, kendisini göstermesi gerekiyor. Dağarcığında bir şey yok ki, çıksın konuşsun, anlatsın.
Topluma yön verecek, ufkunu açacak çalışmalarından, projelerinden, fikirlerinden bahsetsin. Bu olmadığı için de, ancak, kavga, gürültü, şamata ile kendini göstermeye çalışıyor. Seçmenine, bakın, ben de buradayım diyor."
"Bir de" dedim ve ilave ettim: "Adamın genel başkanına da kendisini göstermesi lazım. Genel başkanları tek seçici ya, bak, ben, aslanlar gibi, senin için kavga ediyorum edasıyla, varlığını ispatlamaya çalışıyor."
Arkadaşım "bu kadar basit mi, bu iş" diye sordu ve ekledi: "Peki, son zamanlarda, neden çok daha fazla arttı, bu gibi davranışlar?"
" Bunun sebebi de çok basit" dedim:
"Siyasette olmadık rüzgârlar esti, sel, önüne, ne bulduysa kattı götürdü. Bazı partiler, aslında, hakkı olmadığı ölçüde milletvekili çıkardı.
Böyle olunca da, bir takım kaliteli insanlar, baraj sorunu sebebiyle, Meclis dışında kaldılar, sıradan, pek bir vasfı olmayan kimileri de, Meclis sıralarını doldurdular."
Evet, değerli dostlar, arkadaşımla aşağı yukarı bunları konuştuk!
Şimdi, bu yazdıklarımı, ağır bulanlar olabilir!
Ama söyler misiniz?
Kendi bölgesindeki, yoksulluk, adaletsizlik ürünü uygulamalar, boşaltılan köyler, faili meçhuller, geri kalmışlık için kılını bile kıpırdatmayan, ortaya bir fikir, bir proje koymayan bir milletvekilinin, Başbakan'ın servetiyle ilgili, birkaç cümlelik bir eleştiri, dile getirilince, kendinden geçip, naralar atarak, küfürler ederek muhalefet milletvekillerine hücum etmesini, hatta parmağını kıracak kadar saldırganlaşmasını, başka türlü nasıl, izah edebilirsiniz?
Peki, bir oylama neticesini, Başbakan'a, herkesten önce, bildirmek için, görev yerinden fırlayıp, Meclis içerisinde, 100 metre koşu rekortmenlerini de geride bırakacak bir hızla, depar atan bir milletvekilinin, bu davranışını, normal kabul etmek mümkün müdür?
Geçenlerde, bir fotoğraf karesine de yansıdığı üzere, Başbakan'ı karşılarken, ellerini önüne kavuşturup, Meclis merdivenlerine kemal-i edeple (!) tek sıra dizilen milletvekillerinin bu davranışları, hangi bir kişiliğin ürünüdür ya da bu, normal bir durum mudur?
Peki ya, bir başka milletvekilinin "Türk töresi budur, Başbakan, uçurumdan atlarsa, biz de atlarız" diye, güya, bağlılık ifade ederken, bu tabirin, ancak, koyunlar için kullanıldığını bile aklına getirememesinin temelinde, nasıl bir ruh hali, yatmaktadır?
Kimi milletvekillerinin, ilkokul çocuklarının, birbirlerini öğretmenlerine şikâyet etmeleri gibi, birbirleri hakkında, ispiyon listeleri hazırlamalarına ne diyeceğiz?
Sanırım, misalleri uzatmaya gerek yok! Biraz ağır bir eleştiri olduğunun, farkındayım. Ancak, kimlik ve kişilikle ilgili, ciddi bir problem bulunduğu da, bir gerçektir.
Bu problemin çözümü de, bu soruların cevabındadır. Hadi bakalım, siz verin, bu soruların cevabını!
Huzur ve sağlıkla kalın!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




