Her ilde, ilçede, her ailede terör nedeniyle kan akmış, yanan yürekler akan gözyaşıyla soğutulmaya çalışılmıştır.
Taraflar, hep kabahatin karşı tarafta olduğunu söylemiş ve kendini sütten çıkmış ak kaşık gibi görmüştür.
Irmağın kenarında duran kişi karşı taraftakine "Neden karşı taraftasın?" diyor.
Öbürü cevap veriyor "Sen neden karşı taraftasın?" diyor.
Arabulucu rolündeki de "Eğer bu ırmak olmasaydı karşı taraf olmayacaktı.
Bütün suç bizi birbirimizden ayıran yabancı güçlerde" diyerek "Ötekileştirmeyi" azaltacak yerde üçüncü bir "Öteki" icat ediveriyor.
Halbuki hepimiz aynı güneşte ısınır, aynı ırmaktan su içer, abdest alırız.
Bu arada "Ben tarafsızım" diyerek hep üç tarafa gidip gelenler, en fazla yorulanlar ve üç tarafın da hem yanında hem karşısında görünürken en uzak kalanlardırlar.
Rabbimiz, hepimizi bu dünyaya teker teker getirmiş ve teker teker götürüyor.
Ölenle ölmediğimiz gibi yaşayanla beraber yaşamıyoruz.
Hepimiz kendi ömrümüzü yaşıyoruz.
Kimsenin yanında veya karşısında olmak gibi bir görevimiz yok.
Hakkın ve haklının yanında olacağız.
Allah, herkesi eşit haklarla yaratmış.
Takva yarışında kim öne geçerse Allah katında değerli odur demiş Hucurat süresinde.
Yıllarca sağcısı "Amerikayaaaa dön" derken Solcusu "Rusyayaaaa dön" diyerek birbirlerini ötekileştirirken kendilerini köleliklerini unuttular.
Şimdilerde yine aynı oyun devam ediyor.
Öyle bir ortamda Allah'tan başka hiçbir kimseye boyun eğmeyen bir topluluk olmalı ve bütün insanlığı insana ve onun haksız kriterlerine kul köle olmaya çağıranlara karşı hakkı söyleyerek bütün insanlığın Allah'ın emrettiği yere dönmesini sağlamalıdır.
Herkes yanlış tarafa silah ve finans zoruyla döndürüldüğünde doğru yol üzerinde tek başına kalsa bile yürümeye devam edecek kahraman insanlara her günden daha fazla ihtiyaç vardır.
Paranın ve silahın gücü karşısında yoldan çıkanlar bir gün geri döndüklerinde doğru yolda sabit insanlar olmalı ki kaçtıkları yeri bulabilsinler.
Rabbimiz, İslâm ümmeti için "Siz, insanlar için çıkarılan en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten yasaklar, Allah'a iman edersiniz....." buyurur. (Âl-i Imran 110)
Çok şükür bu milletin çocukları, bütün hatalarına rağmen bu yüce görevi yerine getirdiler.
Bütün baskılara, yasaklara rağmen Kur'an'ı öğrenmeye ve öğretmeye devam ettiler.
Yanlış yolları deneyip dönenler geri geldiklerinde onlarla buluşuverdiler.
Çünkü İslâm üzerinde yollarına devam edenler herkesin eşit haklara sahip olduğunu, kimsenin bir diğerine dönme veya itaat etme zorunluluğu olmadığını, yalnız ve yalnız yaratanın emrine uyarak "Kıbleye dön" diyorlar ve topluca Yaratana yöneliyorlardı.
Günümüzde kendini sorun çözme amiri olarak görenler ellerine çekiç alıp her tarafı çivi görmeye başladılar. Halbuki çekiçle çivi birbirine vurduklarında ikisi de aynı şiddette zarar görürler ve acı duyarlar.
Rabbimiz, sorunlu dünyanın sorunlarını çözmek için sevgili Peygamberimizin eline ve gönlüne ilk önce iki şey verdi:
Biri kitap yani Kur'an-ı Kerim, öbürü kalem.
İlk nazil olan iki süre Alak süresi ile Kalem süresinin ilk ayetleri biri okumayı öbürü kalemi işaret eder.
Kalem hem methiye hem mersiye (ağıt) yazabilir ama ağıt yakılacak işleri insan yapar.
Eline çekiç alan ağıtlık işler yapar. Ve yüzler güldürmesi gereken kalem, ocaklar söndürmeye başlar.
Onun için her şey insanda başlayıp insanda bitiyor.
Herkes kendisinin haklılığını iddia ediyor.
Peki, hakem kim olacak? Sorusuna herkes yine kendisini gösteriyor.
Bu çıkmaz yoldan bu güne kadar çıkan olmamış.
Ancak Medine'de otuz yıldır devam eden Evs ve Hazreç arasındaki savaş, Sevgili Peygamberimizin Medine'ye hicreti ve iki tarafın topluca Müslüman olmasıyla ve hakem olarak Kur'an-ı Kerim'i kabul etmesiyle düşmanlık dostluğa dönüşmüş.
Rabbimiz bu olayı bize haber verir ki, bizler de aynı yoldan yürüyelim: "Hepiniz topluca Allah'ın ipine (Kur'ân'a) sımsıkı sarılın, parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de, O kalplerinizi birleştirdi ve O' nun nimetiyle siz kardeş oldunuz. Ve siz ateş çukurunun kenarında idiniz de, O sizi kurtardı. Allah doğru yola gelesiniz diye ayetlerini işte böyle açıklar." (Âl-i Imran 103)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



