Kim ne derse desin, 28 Şubat'ın en büyük hedeflerinden biriside İmam Hatipleri ve Kur'an kurslarını kapatmaktı. Maalesef, o karanlık dönemde bu hedefe büyük oranda ulaştılar da.
O günden bu güne İmam Hatipler bitme noktasına geldi. 'Sekiz yıllık kesintisiz eğitim' yüzünden, Kur'an kursları eş zamanlı olarak bitmişti zaten.
Zira 'On altı yaşında ki bir çocuktan Kur'an kursu talebesi olmayacağı' gerçeği karada, denizde, havada herkesin malumuydu. Çocuk, on altı yaşına kadar ne almışsa, ondan sonrası da üç aşağı, beş yukarı aynı güzergahta giderdi.
Milli Eğitim Şûrası (1 Ana okulu) 4 4 4 sistemini tavsiye kararı olarak benimseyince kafadan bunları hatırladım. Sonra da bu kararın aklıma düşürdüğü artı ve eksiler oldu.
Artı: Bu kararla umarız İmam Hatipler yeniden gereken alakayı görür.
Eksi: Zorunlu eğitimin 12 yıl olması, toplum için gereksiz ve çok zorlayıcı, tek tip insan yetiştirme merkezli bir karar olacak. İnsanların özgünlüğünü ve özgürlüğünü fazlasıyla esaret altına alan bir uygulama olacağı kesin.
İkinci eksi: Kesintisiz eğitimin 12 yıl olması durumunda Kur'an kursları en azından eski şablonunda (28 Şubat öncesi) devam edemeyecek demektir. Yani, 28 Şubat'ın Kur'an kurslarına vurduğu darbe devam edecek.
Farklı, yeni, orijinal bir şablon uydurulabilinir mi bu işe o ayrı bir konu. Bir kaç seneye o da netleşir.
Zinde güç severler veya Genç askerler rahatsızgiller..
Birde şu durum var tabii. 28 Şubat'ı darbeden saymayanlar, dört nala o günkü anti demokratik şartlarda elde ettikleri kazanımları korumanın peşindeler. O dönemde bazı siyasilerin, 'siyasi hayatları pahasına' kaldırdıkları İmam Hatiplerin Orta kısımlarının, yeniden açılması ihtimali belirince kıpırdanmaya ve yer yer de ayaklanmaya başladılar. Tek eksikleri yardıma çağıracak eleman bulamamaları. Voltran'ı oluşturabilselerdi görürdünüz tozu dumanı.
Çevik Bir...
Son bir söz; Kenan Evren'in yargılandığı, Emeklide olsa, eski Genelkurmay Başkanının tutuklandığı şu günlerde Çevik Bir ne alemdedir?
Nedir bu adamı ağza almamalar?
Zerre kadar dokunmamalar, ilişmemeler?
Sütten çıkma ak kaşık durumları mevzubahis değilse, nasıl bir durumla veya paradoksla karşı karşıyayız?
Haklı olarak, değil darbe, darbe ihtimalleriyle bile amansızca mücadele eden STV bile bu mevzuya el atmadığına göre işin sırrı nedir?
1453 ve 1461
İstanbul kaç tarihinde fethedilmiş? 1453
Trabzon kaç tarihinde fethedilmiş?1461
1461 tarihi önemli.
Fetih, şahadet, cihat ne kadar önemliyse o kadar önemli. Ama bir dikkatte 61'e lütfen. Nasıl bir cilve nasıl bir hediyeyse..
Neyse.. Yazıya devam..
İstanbul, Bizans'ın başkentiydi. Trabzon, Bizans yavrusu Pontus Rumlarının..
Buradan nereye mi geleceğim? Şuraya!
Bugün, Türkiye sınırları içerisinde bulunan 81 vilayet geçmiş tarihlerde hep başka başka devletlerin şehirleriydi. Bazı şehirlerde Ermeniler çoktu, bazılarında Rumlar. Ve gün geldi bu şehirler önce Müslüman Araplar tarafından, sonra da Türkler tarafından bir bir fethedildi. Anadolu'yla sınırlı kalmadı fetihler.
Kırımdan Sudan'a, Hazar kıyılarından Viyana'ya kadar düzinelerce ülke/şehir fethedildi.
Ve yine gün geldi Rum'dan, Rus'tan, Bizans'tan, Macar'dan, Sırp'tan aldığımız topraklar elimizden bir bir çıkmaya başladı. Bugünkü sınırlara çekildik nihayet.
Çekildikte ne oldu?
Günler günleri kovaladı ve gün geldi..
Gün geldi, Fâtih Sultan Mehmet Han'ın fethettiği, Yavuz Sultan Selim Han'ın Valilik yaptığı ve Kânûnî Sultan Süleyman'ın doğduğu şehre bir aklı evvel Pontusspor dedi..
Ne demek istiyor olabilir bu üstün zekalı numune?
"O, üzerinde yaşadığın toprak. O, sizi temsil eden takımın adını taşıyan şehir varya!"
Eeee, ne olmuş?
"Orası bir zamanlar Pontus Rum Devletinin sınırları içindeydi. Yani siz aslında Pontuslusunuz, haliyle takımınız da Pontusspor'dur."
Öyle mi?
Ama o zaman ötekiler ne olacak? Öyle ya, bir zamanlar İstanbul Bizans'tı. İzmir, Ankara, Kayseri, Bursa hep öyle: Önce Roma devletinin şehirleri, sonrada Bizans tekfurlarının arpalıklarıydı saydığım ve saymadığım Anadolu şehirleri.
Hele İstanbul; Konstantinopolis'ti orası.
Buraya kadar yazdıklarımı kabus sayın. Ve bilin ki Trabzonspor'a Pontusspor diyen bir kafa, kesinlikle iyi niyetli bir kafa değildir. Onun aklında Fenerbahçe'ye, 'Konstantinopolisspor' demek vardır ama şimdilik bekliyor.
Çünkü Trabzon'a bu yakıştırmayı yapan üstün zeka bilmez mi, Anadolu'da bir tek Trabzon değil, bütün şehirler Bizans toprağıydı bir zamanlar.
Pontusspor diyen kafa şüphesiz hastalıklı bir kafadır.
Art niyetli bir kafadır.
Şikeyle, sporla, puanla ilgisi olmayan, bir yığın kötü hesaplar içinde plan yapan kafadır.
Şehit kanlarıyla fethedilen bir yere, Fatih'in ve ordusunun fethettiği bir şehre üç beş puan için , bir adet kupa için iğrenç benzetmeler yapan insanın niyetini sorgulamak hak olmaz mı?
İşte, böyle 'şey adamların' önünde, 'ne dersen gider' durumları hasıl oluyor bazen..
Çok yazık.
Küçük bir anekdot..
Fatih kumandasında ki Osmanlı ordusu, çok zor şartlar altında Erzincan ile Trabzon arasını 25-30, bazı kaynaklara göre 40 günde aşabilmiştir.
Çekilen zorluklar karşısında Fatih'i bu seferden alıkoyabilmek için, Uzun Hasan'ın annesi Sâra Hatun'un : "Hey oğul. Bir Trabzon için bunca zahmetleri çekmek nedendir? " dediğinde Padişah hışımla: "Hey ana, bu zahmet din yolundadır. Kim ahrette Allah (cc) hazretlerine varacak, inayet ola derim. Zira bizim elimizde İslam kılıcı vardır. Eğer bu zahmeti ihtiyar etmesek, bize Gazi demek yalan olur."
İşte Pontus, böyle zorluklarla ve aşkla fethedildi.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



