Aklıselim herkes biliyor ve kabul ediyor ki, bugün Türkiye'nin önündeki en büyük problemler, cari açık, bütçe açığı ve çok yükseklerde seyreden borç stokudur.
Yaklaşık 8 yıllık Ak Parti Hükümeti döneminde, cari açık 45 milyar dolardan 145 milyar dolara çıkmıştır. Daha önceki hükümetler döneminde yapılan cari açığın, 3 katı açık bu hükümet döneminde gerçekleşmiştir.
Toplam iç borç stoku, yine bu Hükümet döneminde 92 milyar dolardan 222 milyar dolara çıkmıştır.
Ak Parti iktidara geldiğinde 129 milyar dolar olan dış borcumuz ise 268 milyar dolara yükselmiştir.
Bu, son derece kötü ve ürkütücü bir tablodur. Aklı başında herkesin, en başta da, iş başındaki hükümetin ve onun başbakanının bu felaket tablosunu düzeltmek, eksileri artıya çevirmek yönünde bir takım adımlar atması gerekmektedir.
Zira Türkiye'nin, bu kadar yükü taşıyacak hali kalmamıştır.
Bu tablo, ürkütücü ve korkulması gereken bir tablodur. Yatırım için ayrılan kaynaklar, son derece kısıtlı iken, ülkemizin insanları, işsizlik, yoksulluk gibi çok önemli problemlerle karşı karşıya iken, Türkiye, bu yüzden, 2010 yılında sadece faiz ödemelerine yaklaşık 57 milyar TL kaynak aktaracaktır.
Yoksulluğun pençesinde kıvranan insanlarımıza yapılan sosyal yardımların tutarı ise 7 milyar civarındadır.
Rantiyeye 57 Milyar, millete ise, 7 milyar!
Bu adaletten nasiplenmemiş bir tablodur ve bunun müsebbibi de, tabii ki, Ak Parti Hükümeti'dir.
Burada daha da önemli olan ise Başbakan'ın, bu tabloyu dert etmeyip, dahası, bu felaket tablosundan bile, kendisine bir öğünme payı çıkarmaya çalışmasıdır.
Başbakan, çok yanlış bir şekilde "Ne var canım bunda, cari açık diye tutturmuşlar, cari açık yapabiliyorsanız, adamlar size güveniyor demektir, güveniyorlar ki, size borç veriyorlar, bunda korkacak ne var" anlayışı içerisindedir.
İşte işin daha da vahim olan yönü de budur! Mesleğimiz de, doktorluk ya, hani, meşhur bir misal vardır!
Adamın hastalığı, çok ağırlaşmış, son demlerini yaşamaktadır, iyileşme imkânı da, kalmamıştır.
Doktor der ki "Hastayı artık eve götürün, orada bakın, burada yapacağımız fazladan bir şey kalmadı."
Hasta yakınları sorarlar: "Doktor, hastaya ne yedirelim, neler vermeyelim, ne yapalım?"
Bunun üzerine, doktor da der ki "ne yerse yesin!"
İşte Başbakan'ın yaklaşımı, zaman zaman vurgulandığı üzere, aynen bu olay ya da fıkradaki gibidir.
Şayet bir ülkenin başbakanı, cari açığı, bütçe açığını, çok yükseklerde seyreden borç stokunu dert etmiyor ve konuya "Ne var canım bunda" anlayışı içerisinde yaklaşıyorsa ve bunu konuşanları da, felaket tellallığı yapmakla suçluyorsa, Türkiye ekonomisinin durumu, aynen yukarıdaki fıkrada olduğu gibi "Ne yerse yesin" durumuna gelmiş demektir.
Başbakan, bu tablodan "Battı balık" misali, rahatsızlık duymayabilir, ama gerçek budur!
Ülkesini seven herkesin, bu kötü gidişi durduracak adımlar atması ya da atılan ve atılacak olan adımlara destek olması gerekmektedir.
Son sözüm de "Tamam, bunları biliyoruz ama bunlar gidince ne olacak" diyerek, kendisini çözümsüzlüğe mahkûm eden ve akıllarınca çözümsüzlüğü çözüm gibi sunanlaradır: "Hiç merak etmeyin, bundan daha kötüsü olmaz!"
Sağlıcakla kalın!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



