Dünya kamuoyu, 31 Mayıs 2010 sabahının, insanlık tarihi için bir kırılma noktası ve bir milat anlamına geleceğini tahmin etmiyordu. Yıllardır, Sabra'da, Şatilla'da, Beyrut'ta, Beytüllahim'de, El Halil'de, Batı Şeria'da, Kudüs'te, Gazze'de bebekleri, kadınları, bütün vücudu felçli ihtiyarları, gençleri katleden İsrail, uluslararası sularda yardım taşıyan, içinde elli ülkeden yüzlerce sivil insanın bulunduğu gemilere saldırdı.
İsrail ordusunun "efsaneleşmiş" Şetayet 13 isimli komando birliği destroyerler, zodyaklar, fırkateynler ve Skorsky helikopterler eşliğinde rehber gemi olan Mavi Marmara'ya kum gibi, karınca gibi asker indirdi. İsrail deniz ve hava kuvvetleri neredeyse bütün operasyonel gücünü, Mavi Marmara'daki, 1 yaşından 85 yaşına kadar sivillerin bulunduğu gönüllülerin üzerine sürdü. Olayın ardından İslam dünyası başta olmak üzere birçok Batı ülkesinde insanlar ellerindeki Türk bayraklarıyla terör devleti İsrail'in korsanlığına karşı protestolar yaptı. Bir televizyon muhabirinin Beyrut'ta hayatı boyunca görmediği kadar çok Türk bayrağını insanların ellerinde sallarken gördüğünü söylemesi, Filistin'de İsrail'i protesto eden Amerikalı bir genç kızın elinde Türk bayrağı varken İsrail askerlerinin ateş açması üzerine gözünü kaybetmesi, uluslararası medyada da manşetlere taşındı. NTV'den CNN Türk ve Habertürk'e kadar bazı televizyonların "umulmadık" haberler yapması, Filistin konusundaki toplumsal duyarlılığı yansıtan hakkaniyetli yorumlarda bulunması, şüphesiz sağduyulu herkesi çok mutlu etti.
Sivil ve silahsız insan hakları savunucusu ve insani yardım gönüllüsü insanlara karşı yaptığı terör saldırısı yetmezmiş gibi İsrail, tam da kendine yakıştığı ve her zaman yaptığı gibi şimdi de insanlığın vicdanın Gazze'ye taşımak isteyen bu insanlara iftira atmaya başladı. İsrail, "Mavi Marmara gemisinde terörle bağlantılı iki İHH çalışanı vardı" yalanını ortaya atıp zırlayan komandolarının görüntüleri eşliğinde dünyayı kandırmaya çalışırken, Türkiye'deki İsrail dostları da yavaş yavaş bu dezenformasyonu merkeze alarak İHH hakkında karalama kampanyası başlattı.
İsrail'in olayın başladığı andan itibaren, şehit, yaralı ve tutuklu sayısı konusunda bilgi vermemesi, gasp ettiği gemilerle ilgili halen dünya kamuoyuna bir açıklama yapmaması, bilgi keşmekeşine, fısıltıların enformasyona dönüşmesine neden oldu.
Olayın başlangıcı...
2008 yılının Aralık ayında, Gazze'ye soykırım boyutuna varan saldırılar yapan, fosfor bombası gibi kimyasal silahlarla 1,500 Filistinliyi şehit eden İsrail, o günden bu yana Gazze'yi bir açık hava hapishanesine dönüştürdü. 1,5 milyon Filistinli ilaç, gıda, su, tıbbi yardım malzemesi ve yapı malzemesinden mahrum. Ameliyat olmazsa öleceği kesin bebeklerin bile İsrail'e veya yurtdışına çıkıp tam teçhizatlı hastanelerde ameliyat olmasına izin vermeyen İsrail, bu mazlumlara yardım götürmek ve insanlığın gözü önünde Nazi kampına çevrilen Gazze blokajını kırmak isteyen insani yardım gönüllülerine saldırdı.
Halbuki çok net olara Akdeniz'de uluslararası kara sularında yaşananlar şunlardı:
- Mavi Marmara gemisi uluslararası sularda İsrail'in saldırısına uğradı. Uluslararası hukuka göre açık sulardaki her gemi bayrağını taşıdığı geminin toprağıdır ve bu hukuksuz bir işgal girişimidir.
- Üzerinde çakı bile bulunmayan sivil gönüllülerden dokuzu İsrail komandolarınca şehit edilmiştir.
- Kesemedikleri uydu yayınından tüm dünya, İsrailli teröristlerin gemiye çıkmadan ve inmeden önce, uzun süre gemiyi taciz etiğini, sonra da ateş açtığını görmüştür.
- Sis bombası, ışık bombası, gaz bombası ve mermi yağdıran İsrail ordusu, helikopter ve zodyaklarla gemiye çıkarma yapmıştır.
- Ellerine yaralı geçen 19 yaşındaki Furkan Doğan'ı, 45 santimetre mesafeden dört el ateş ederek şehit ettiler. Furkan'ın kafasından dört mermi çıktı. Furkan'ın Adli Tıp Raporu, uluslararası kurumlara rapor olarak sunulmuştur.
Ancak, bu kadar net ve açık vahşete rağmen, her zamanki gibi olayın soğumaya yüz tutmasıyla beraber Türk medyasına konuşlanmış bazı İsrail muhibbi seslerin kontra bir haber taarruzuna başlayacağı yönündeki öngörümüzde yanılmadığımızı gördük. İsrail'in operasyonu devam ediyordu. Sisin dağılmasını bekleyen bu odakların çirkin kalemleri, yalan yanlış yorumlarla Filistin hassasiyetine sahip milleti hızla manipüle etme çabasına başladı. Fitnenin ilk adımı, Gazze'ye yardım konusunda ortak refleks gösteren tüm siyasi partilerin, düşünce gruplarının ve cemaatlerin ayrışmasını sağlamak. Bu refleksi kırmak için nokta atışları yapmaktı. İkinci adım ise güya şehitlere üzüldüğünü belirtip akabinde, yardım organizasyonunu yapan İHH'yı hedef tahtasına koymaktı. Ve medya ilk olarak İsrailli askerlerin, yumruğundan başka silahı bulunmayan masum sivillere karşı gösterdiği insanlık dışı şiddeti, "elde ettiği" görüntülerle tersine çevirme operasyonuna başladı. Medyanın yayınladığı fotoğraflar, "efsane"leşmiş, Şetayet 13 isimli İsrail Komando Birliği'nin ağlayıp zırlayan askerlerinin "mağduriyet"ine, insani yardım gönüllülerinin ise "militanizm"ine örnek gösterilmeye başlandı. Göreceksiniz, yakın bir zamanda Saadet Partisi, Ak Parti, İHH ve diğer grup, parti ve cemaatler de bu tartışmaların içine çekilmek istenecek. Amaç Filistin merkezinde kurulan bu gönüllü blokajın kırılması.
Elliye yakın ülkeden yardım gemilerine katılan sivil eylemcilerden dokuzu şehit olurken, elliye yakını da yaralandı. Endonezyalı ve Ürdünlü yardım gönüllülerinden de şehit olanlar olduğu, hatta yaralı bir İsrail komandosunu İsraillilere teslim ederken karnına beş kurşun sıkılan Endonezyalı doktorun akıbetini de hâlâ bilmiyoruz.
Olay gününden bu yana uluslararası camiada sıkışan terör devleti İsrail'in tek yaptığı ise dezenformasyon. Daha önce hiç kimseyi umursamadan ve hesap verme gereği duymadan Filistinli öldüren İsrail, şimdi Mavi Marmara'da şehit ettiklerinin Gazze gibi sahipsiz olmadığını görünce panikledi. İlk kez açıklama yapma, yalan söyleme, haber çarpıtma durumuyla yüz yüze geldi. İsrail'in enformasyon alanındaki yalan imparatorluğu bugün pul pul dökülmektedir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



