Dünya üzerinde adına devlet denilen yapılar içinde en ilginç olanı İsrail'dir. Tarih sahnesine girişi de, ortalığı birbirine katışı da çok hızlı olmuştur. Adı kutsal kitaplarda 'fesat'la anılan bir toplumun din diliyle 'ıslah'tan uzak kalmanın tüm yollarını araması, pratik yöntemlerle kendisi için 'tehdit' oluşturan her şeyin ötesine geçme çabası ve elbette 'seçilmiş(!) bir millet olmanın dayanılmaz ağırlığı!
Hem tüm milletlerden üstün olacaksınız hem de etrafınızdaki hemen her şeyden ve herkesten ürkerek normal bir yaşantı süreceksiniz. İsrail devletini kuranların fobisidir aslında üstün olmak. Bir yönüyle kendinizi çok güçlü hissedersiniz. Eğer paranız, gücünüz varsa diğer toplumları kolayca ezebilirsiniz. Ama sonuçta yaptığınız düşmanlık size karşı bir güç meydana getirecektir. O zaman ne yapacaksınız? Üstün(!) olduğunuz için hep kahramanlık gösterisiyle mi kurtulacaksınız şikar (av) olmaktan.
Kanla alınan topraklar ancak...
Filmin biraz başlarına gitmek gerekiyor aslında. Hz. Musa dönemlerine kadar değil elbette. Batı'nın, Avrupa'nın nefret ettiği millet olan Yahudiler en büyük sıcaklığı Müslümanlardan gördüler. Çünkü İslam nefreti kuşanan bir dili olumlamıyordu. Yahudi toplumları içinse artık, güçlü olan Batı'nın nefretliği kıvamından çıkmak için kendine yaslanabileceği bir devlete sahip olmak gerekiyordu. Azınlıkta olmanın çaresizliği, ticari zekayla bir yol arayışına çıktı. Paranın satın alabileceği çok şey vardı. Batı'ya kabul ettirebilecekleri bir hikayeleri de vardı. Maden bizden hoşlanmıyorsunuz o zaman bizim bir devletçiğimiz olsun ayakaltından çekilelim. İngiltere gibi bir ülkenin alternatifli yollar arayışında olmaması mümkün müdür? Hazır Osmanlı dağılmak üzereyken bir taşla birkaç kuş vurmanın diplomasisi üzerinden savaş kazanan İngilizlere 'kurtuluş günü'nü armağan etmenin kime ne zararı vardı. Sultan Abdülhamid'e giden elçilerin ya da Siyonizmi oluşturmaya başlamış Yahudilerin beklentisi, 'al altınları ver devletimi' olmuştu. Uçan kuşa borçlanmış ve çok büyük devletler oyununda daral gelmiş Osmanlı Filistin'i verecek, rahat edecekti. 'Kanla alınan topraklar ancak...' cümlesini eğer İsrail devleti bütün bilinçaltına yaymadıysa ben de Norveç'te katliam oluşturan adamın -Türk medyası diliyle- aşırı dinci(!) olduğunu iddia edeceğim, o derece yani.
Osmanlı hayır demişti ama Avrupa'nın hem 'tehlikeli toplum'dan kurtulmaya ihtiyacı vardı hem de Osmanlı sonrası için de İslam coğrafyasına bırakılacak bir atom bombasına. Tam burada süreci özetlemek için neler yaşandığını anlatmak yerine başka bir yol öneriyorum size. Hollywood kanalıyla ne kadar Yahudilere yapılmış zulüm filmi varsa o filmlerdekilerin tam tersini düşünün meseleyi kavrayabileceksiniz. Filistin'in bugün yaşadığı acılar da sağlaması olsun.
Hitler'in sadece Yahudilere değil 'ari ırk' -ne kadar da benziyor teori Üstün Irk'çılara(!)- dışında kalacak tüm toplumlara öfkesi vardı. Akıl hocalarının Yahudilerden olması bugün bile çözülememiş bir muamma. Hitler'in fırındı, katliamdı derken Avrupa'da kaynattığı kazan İngilizlerin yapmacık mukavemetiyle Filistin'de kurulan bir devlete zemin hazırladı. Sahi Saddam Kuveyt'e ABD elçisinin ve çevresinin telkinleriyle girmişken neden diktatörlüğüne en büyük desteği veren ABD tarafından alaşağı edildi? Ve sayın yazar, bunun Hitler ile ne alakası var? Yok tabi canım, aklıma öylesine geliverdi işte!
İsrail'in gücü var mı?
İsrail kurulduktan sonra Batı'da büyük bir rahatlama meydana geldi. Hilafet'i elinden alınan Osmanlı için artık tek yol küçülmek ve Batılı yaşam tarzını taklit eden yeni bir devlete dönüşmekti. Hem yeni devletin çok daha büyük sorunları olacaktı. Bütün İslam toplumlarından uzaklaşan ve 'Türk'lüğünden kendine Mu adalarında medeniyet arayan yeni devletin seçkin yönetimi dilde ulaştığı sadeleşmeyle hem geçmişinden kopacak hem de dış dünyaya kapanarak kendi kendine 'rakı, leblebi' muhabbeti kuracaktı.
Kontrollü giden bir yapıdan dünya sistemine bir zarar gelmezdi. Osmanlı'nın kolunun uzanamayacağı Arap dünyasını lokma lokma İsrail'e yedirme çabaları hızla aşama katetti. Filistinlilerin evleri, yurtları giderken kimselerden ses çıkmadı. Başını kaldıranın yeni bir derdi oluyor, ötelere kimse bakamıyordu. Mısır'ın İsrail'le tutuştuğu savaştaki 'kendine güvenli milliyetçilik' pozları İsrail tarafından başka kapıya fırlatıldı. Etraftaki tüm devletlerin bir dış kabuğu bir de iç yüzeyi olacaktı artık. Mısır'ı içten fethetmenin yolunu bulmuştu Siyonist anlayış. Suriye için de bir sorun yoktu. Irak'ta zaten 'maceracı' filmi vizyondan hiç inmiyordu. Arabistan, Libya gibi ülkeler koptukları bütünden uzağa fırladıkları için bir 'güç' oluşturma şansları hiçbir zaman olmayacaktı. 'Müslümanım diyen bu kadar millet biraz öfkelenip ayağa kalksa, Esir mi olurdu Mescid-i Aksa' ezgisini hatırlayanlar için şaşırtıcı bir durum elbet. Haritayı eline alıp İslam milletlerin olduğu yerlere baksanız İsrail'in hiçbir hükmünün olmayacağını çıkarırsınız. Peki ama bu gücü nereden alıyor İsrail?
Bizi ezgilerimiz neden hep yalancı çıkarıyor?
Her ülkeye verilen pahalı oyuncaklar var. Bizim payımıza da darbeler düştü. Sürekli bir 'irtica' paranoyasıyla İslam ümmetinin silahlı gücü başörtülü anaların örtüsüne odaklandırıldı. İslam ülkeleri arasında bir sorun oluşturmak isteyenler hep terör kartını öne çıkardılar. Hatırlayın, Uğur Mumcu öldürüldüğünde devlet katından yapılan 'hesabı sorulacaktır' laflarının nasıl da beylik beylik ortalarda dolaştığını. Toplumun provoke edildiğini, İran üzerinden nefret söylemi geliştirildiğini. Devlet hesap veren bir yapı olmadığı için 'iç hesap'lara kimse uzanamadı. İhtilaller sırasında da 'devlet' kendi iç yapılarını kontrol dışına çıkardığı için hep uzaklara baktık. Aslında herkesin bildiği ama söyleyemediği şeyin adı 'derin devlet'ti. Yaşatmayı değil, öldürmeyi amaçlayan bir yapıydı. Ne Gaffar Okan'da ne Eşref Bitlis'te ne Hrant Dink'te, ne Muhsin Yazıcıoğlu'nda ne de Musa Anter'de 'şaşırma duygusuna nedense yer yok'tu.
Yetenekli Bay Ripley' kim
'Rutin Dışı'na çıkmak tabiri Demirel'le birlikte hafızalarımızda. Kimdi bu adamlar? Devletin içinde yer tutmuş, bir türlü hesap sorulamayan, kimselerin konuşamadığı, üzerine gidemediği bu adamlar, bu kadınlar uzaydan mı inmişlerdi? Özel Harp Dairesi, NATO, CIA, karşıt çatışan gruplara aynı silahı, aynı mermiyi verebilen 'Yetenekli Bay Ripley' kimdi sahi!
Türkiye'ye batılı güçlerin verdiği oyuncaklar arasında öne çıkanı 'Kürt meselesi' idi. Millî mücadeleyi beraber vermiş bir milletin evlatları 'ırk' üzerinden birbirlerini vuracaktı. Gerekli ortam hazırlanmış, sistem güneydoğuda PKK'yı oluştururken amacına kadar her şey belirlenmişti. Sonra işler sapa sardı. Büyük devletler PKK oyuncağını içtekilere yem etmediler, 'fason iş'ler için gerekli yerlerde kullanmaya başladılar.
İsrail bu arada hiç boş durmadı. Küçücük bir devletti ve Filistinliler çetin ceviz çıkmıştı. İşin kötü(!) tarafı, İslam dünyası Filistin'i onca meselelerine rağmen hiç unutmaya yanaşmadı ve kendi meselesi bildi. Yönetimleri 'kontrol altında olan' devletlerin halkı mazlumdu ve mazlumların yanındaydı. Birbirleriyle 'dualar'ı vasıtasıyla haberdar oluyorlar, gözyaşlarıyla mesajlarını Hak katına çıkarıyorlardı. İsrail'e Batı kirli işlerini gördürmeye başlamıştı. Böylece onlar da İsrail'in tüm kanun dışı faaliyetlerini görmezden geliyorlardı. Batı özellikle 'demokrasi' kavramıyla 'insan hakları ' konusunda son derece duyarlı bir dil geliştirmişti. Anca bu dil İsrail sınırlarından içeri girmiyor, 'anti semitist' kavramıyla da İsrail'in alaylarına işaret edenlerle alay ediliyordu. Çok çalışkan olan İsrail'in belki de yapabildiğini sandığı en iyi şey Müslümanlara atfedilen 'aşırı dinci terör örgütü' algılaması oldu. Masum halka kıyan saldırıların ardından batı medyası diliyle hep 'aşırı dinci' yaftası kullanıldı. Bir zaman sonra kimse 'bir gemi içindeki kötülerle birlikte batırılacaksa aralarında bir mazlum varsa batırılamaz' gibi kaideleri istisnadan öteye geçirmedi.
İsrail'in façası dağıldı
İslam coğrafyasına armağan edilen dilin birçok açıdan sorunu vardı. Bir tanesi de 'ne yaparsanız yapın İsrail çok güçlüdür, onunla baş edemezsiniz' anlayışı. İsrail'in bunu uzun süre sağlayabildiği de söylenebilir. Dünyanın en büyük medya gücünün 'siyonist lobi'lerin emrinde olduğunu bilmeyene asfalt yoldan Dersim'i hatırlayan Nuray Mert muamelesi yapıyorlar artık. Depremlerin olduğu yerlerde bile İsrailli ajanların olduğu, bu konuyla ilgili yayın yasağı getirildiğini, Dubai'den İran'a, Türkiye'ye, Suudi Arabistan'a kadar hemen her yerde karanlık olaylar öncesi MOSSAD ajanlarının 'turistik vize'yle dolaştığını dünya kamuoyu öğrendikçe sorgulamalar da arttı. Davos'ta Peres'in yüzüne söylenen 'siz öldürmeyi iyi bilirsiniz' sözü örtülemeyecek bir şekilde İsrail'in çirkin yüzünü ortaya çıkardı. Mavi Marmara ve onu takip eden gemilerin insani yük ve oyuncaklarla yüklü bir şekilde Gazze'ye yola çıkması İsrail'in façası dağılmış halinin artık terörle makyajlanmadan dünyanın karşısına çıkmaya hazırlandığını gösteriyordu.
İsrail neden Türkiye'yi karşısına almış, İslam dünyasından Batı'ya kadar herkese çirkin yüzünü bu kadar açıktan göstermişti? NATO'sundan BM'sine kadar kuruluş amaçları arasında İsrail'in korunması olan kurumların boyalarını da döken rüzgar oldukça sert esiyor da ondan. Eskisi gibi oyunları bilindik usüllerle sürdürmek mümkün değil. Türkiye kendi içindeki 'derin karanlık'tan kurtulmak için adım atmaya başladı. Terörü besleyen iç kaynakların hilekârca yöntemleri 'kozmik oda'lardan çıkıp boğazlarına takıldı. İslam coğrafyasında kanlı oyunlar oynayan ve rakipsiz konumda olan İsrail'in karşısına Türkiye güçlü çıkmayı deneyince olanlar oldu. İsrail'in oyunları sadece alçakça yöntemlerle sürdürülebilir hale geldi. Şimdilerde tüm rezilliğiyle Türkiye'yi aşağılayan İsrail'den 'özür dileyebiliriz' talepleri geliyor artık. Şeytani bir anlayışları olduğu için oradan da sıyrılmanın yolunu arayacaklardır elbet. İsrail içi muhalefeti sınırladılar. İçerden eleştirilere artık tahammül göstermeyeceklerini açıkladılar. Gemilerle gelen yardımları durdurdular ve Yunanistan'a fırıldak çevirttiler. Uçaklarla gelenleri saatlerce arayarak gözdağı verdiler. Ancak oyun bozuluyor artık. Batı kamuoyu sivil kanadını harekete geçiriyor ve İsrail'e 'senin çirkin suratını görüyorum' diyebiliyor.
Arap Baharı'nı 'kış'a çevirmek için Libya ve Suriye üzerinden oyuna 'alt perdeden' dahil olma planları yapan İsrail için yine de cam simidi Türkiye olursa şaşmamak lazım. İsrail'in korkusu o boyutta ki yarın Türkiye'ye 'bizi kurtar' derse kimse 'ne oldu yahu' demesin.
Rehin alırken rehin kaldı
İsrail'in şimdilik elinde güç olarak beliren birkaç malzemesi var. Türkiye doğusunda güç kaybına uğratılabilirse gözü dışarıda olmayacak hesapta. Oysa Türkiye devlet olarak bugüne kadar 'rehin' tutulduğu yerden kıpırdama çalışmalarına başladı bile. İsrail'le iş tutan tüm ülkelerin kaderi aynıdır. Sevmezler ama iş yapmaya devam ederler. Çünkü İsrail sizi rehin alır ve ticaretini sizin güçsüzlüğünüz üzerinden gerçekleştirir. Bakınız Heronlar ve kullanamayan Türkiye örneği. Norveç'in gözünü korkutarak Filistin'e destek verdirmekten vazgeçirecek İsrail, devletleri. Oysa artık İsrail için sonun başlangıcı. Zalimliği dünyanın başına bela olacak. O yüzden Batı artık 'İsrail sorunu'yla baş başa kalmış durumda. İsrail içerde kendi kendine mahkum hale gelmek üzere. Üç yıl askerlik yapan tüm kadın erkek bireyleri ömür boyu asker yazılacaklar bu gidişle. Amerika'dan lobilerini de alırsa kendi içine, değmeyin dünyanın keyfine.
Hep biz eğlenirdik şu sözü söyleyerek: "Ne olacak bizim halimiz" diye. Şimdi İsrail'de en iyi şarkının nakaratı şu: "Ne olacak bu İsrail'in hali!"
Bu sorunun cevabını da galiba şehit olan Filistinlilerin evlatları verecek!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



