'Ben ondan hiç korkmadım. Bir çocuğum olursa Allah'tan korkmasına izin vermeyeceğim.'
Üstteki cümle, 'aykırılığıyla' maruf bir köşeciye ait. 'Korkmuyorsan korkma! Ne naralanıp duruyorsun?' diye soracağız ama soramıyoruz. Çünkü arkadaş biraz ters.
Tek cümlesinden de anladığınız üzere fazlasıyla da dobra..
Öyle ki 'Kadınlar boşanma cesaretini, cesaretin orijinalini veren Allah'tan alıyorlar..' diyebiliyor yekten.
'Onunla aram iyi!'
Bu cümle de aynı 'aykırı' şahsa ait.
Aranız daha da iyi olsun. Anlaşılan, Onunla işi 'kankalığa' doğru sürüyorsun. Burası tamam. 'Onunla aranın iyi olmasına' diyecek bir şey yok.
Sonrasına da bir şey dediğimiz yok ama hayretimizi bağışla... O bakımdan devam edelim!
'Ondan hiç korkmadım biz anlaştık! Bir çocuğum olursa Allah'tan korkmasına izin vermeyeceğim!'
Hem dobra, hem cesur diye peşin peşin söyledik en başta! Onun için göz belertmeye, parmakları ağza getirmeye filan gerek yok şimdi.
Allah'tan korkusu yok işte!
Alın size bir soru: Allah'tan korkmayan, Peygamber'den hiç korkar mı? Cevabını benden beklemeyin. O kadarını da siz tahmin ediverin.
'Niye korkmuyorsun, yakışıyor mu senin gibi birine?' diye sıkıştırmanın âlemi yok.
Demek ki kendine bir yol tutturmuş.
Başarabilirse çocuğunu da aynı yolun yolcusu edecek.
Ama biz (en azından ben) onun gibi olamayız.
Biz korkarız! Allah'tan da, Peygamberden de korkarız.
Orijinalitesi bozulmuş cesaretimizle ne 'ha' deyip boşanabilir, ne de olur olmaz hesaplar için ayetlere 'bovling topu' muamelesi çekeriz.
Bizim meşrebimiz Allah'tan korkmakla mukayyettir.
Ne demek istediğimizi 'basit ve minicik' temsillerle biraz daha açalım...
Her şey zıddıyla kaimdir
Abi, biz korkarız!
Biz ne kadar seversek, o kadar da korkarız. Biz dağdan da, denizden de inanılmaz haz alır, yine o kadar korkarız.
Hele denize açılmaktan acayip korkar ama açılmadan da bir mümkün edemeyiz.
Baba ve annemizle ilişkilerimiz de hep bu hesap üzeredir.
Geceden, sessizlikten korkar ama yine en çok onları severiz.
Bizim imanımız 'hiç bir şeyden korkmayız, Allah'tan korktuğumuz kadar' üzerinedir.
'Her şey zıddıyla kaimdir.' derler, bilirsin! Korkumuz sevgimizle, sevgimiz korkumuzla kaimdir bizim.
'Benden hakkıyla korkun' diye buyurduğu için, ayrıca ondan korkmayı da severiz.
Korkmayanın sevgisi de yoktur deriz. Emin ol yoktur. Vardır ama yoktur!
İşte yazıyorum buraya; yoktur.
İlla da 'vardır' mı diyorsun? Sana öyle olsun!
Sap ve samanın karışmaması için biraz daha açayım..
Bir cümle daha alıntılıyım da tam olsun. Şöyle baygın, parlak, lirik ve de arkadaş canlısı bir şey olsun. Senli, benli filan!
'Biliyor musun rabbim bugün yağmurun bir harikaydı dedim ve beni dinledi.'
Bu noktaya ermiş bir zat ne diye korksun Allah'tan (hâşa)!
Allah'ı (cc), yaptığı işten dolayı takdir ettiği son cümlesinde de gördüğünüz gibi makam fenafillâh, beka billah vs.
Aşmış yani.
Naçizler, nakıslar ne anlar bu sözden?
Bu sözleri anlasa anlasa, Mevlana, Cüneyd, Şems veya onlar gibi yüksek makamdakiler anlar.
Öyle (mi yoksa) değil mi yani?
Biz, burada halk adına eleştiri yapıyoruz. Mazur görün!
Bu duruma gülseniz mi, yoksa ağlasanız mı orasını da bilemiyorum. Karar sizin.
'Ondan hiç korkmadım biz anlaştık! Bir çocuğum olursa Allah'tan korkmasına izin vermeyeceğim! Biliyor musun rabbim bugün yağmurun bir harikaydı dedim ve beni dinledi.'
Cümleler bunlar.
Özetlersek;
Yine aynı yere geliyorum. Bu sevmek ve korkmak mevzu hep aynı yere getiriyor beni. Birini, ötekinden bağımsız düşünemiyorum.
Ben yağmuru severim. Fırtınayı, karı severim. 'Onların sahibini' her şeyden daha çok severim.
Ama ben, bir gün, hatta bir çok gün onlardan korktum. Öyle günler oldu ki korktum yağmurdan, yaştan, kardan, kara kıştan.
Lakin...
Onlara olan sevgime ve saygıma hiçbir zeval gelmedi.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



