Gazeteler onu sayfanın en altına attılar. Kimi, haber değeri biçmediğinden adli bölüme bile almadı.
Ama ufak da olsa kendisinden bahsedenler çıktı.
Bingöl'deki Aysun'u birkaç cümle ile de olsa anan oldu.
Kasap kocasının satırı kapıp da.
İki kulağını ve burnunu kestiği Aysun, üstelik hamile idi.
Kurbanlık hayvanlara dahi kibar davranınız, diye yazılar döktürdüğümüz bu modern çağda.
Hayat arkadaşı, bir kumaş gibi doğramıştı onu.
Eşine bunu yapıyorsa.
Hayvanlara, kim bilir ne işkenceler etmektedir.
Aysun korkudan, acıdan, kulaklarını kaybedişten, burnuna aldığı satır darbesinden şoka girer.
İncili küpelerin sallanacağı kulaklarını önüne atmıştır kocası.
Yedi aylık hamileliği, bekleyemez daha fazla. Doğumu başlar.
Doktorlar hazır hastanede bulmuşken onu. Kulaklarını da yerine dikerler.
Kalbinin kanayan yaralarını dikemezler ama.
Bundan sonra hayat Aysun için nasıl devam edecektir.
Eli satırlı koca ile aynı çatı altında.
Üstelik sorunlu bir bebekle birlikte.
Anne karnındaki cenin canlıdır. Dışarıdaki olayları yakından takip eder. Eğer babası annesini öpüp kokluyorsa.
Şımartıp, bağrına basıyorsa. Şefkatli kanatları arasında, ona; dünyanın biriciği olduğunu hissettiriyorsa.
Anne karnındaki bebek de mutlulukla gelişimini tamamlar.
Sağlıklı bir şekilde doğup, gelecek yaşamını mutluluk, başarı, özgüvenle kozalar.
Fakat kaba bir babanın annesini azarladığını, aşağıladığını işiten cenin. Ya da hakaretlerle kalbinin kırıldığını izleyip de.
Daha da ileri gidip yüzüne attığı bir tokatla bin parçaya bölünen annesinin hıçkırıklarını dinlediğinde.
Katıla katıla ağladığına.
Mutsuzluğuna tanık olduğunda.
O ceninin mutsuz annesinin karnı; bir zindana, karabasana dönüşüp de.
Beyin ve beden hücrelerini tamamlamadan doğduğunu söylemekte, tıp.
Sakat bile olabileceğini.
Ya da özgüvensiz, mutsuz, ruh sağlığı bozuk bir birey olarak dünyadaki yaşamına devam edeceğini.
İşinde, okulunda, evliliğinde başarısız olabileceğini.
Üstelik bu bebek eli satırlı, kulak kesmiş, burun doğramış bir cani ile aynı çatı altında kalacak.
Annesinin satır izi taşıyan kulaklarına gözü takıldığında bir gün soracak.
Hayatta kalabilirlerse.
Aysun, televizyondaki hamilelere bakıp da.
Onların kocalarının bebek doğduğunda eşlerine yardım ettiklerini, hediyeler aldıklarını özlemle izleyecek.
Değil hediye, güzel bir söz işitmenin hasretini çekerken.
Bir daha değil incili, iplikten küpe takamayacağı yaralı kulakları gelecek eline.
Yaşıtlarının hızma ile süslediği burnunun deforme olan kısmına bakacak, eline geçecek her kırık aynada.
Ama en önemlisi kalbinin kanayışını durduramayacak.
Filmlerdeki kadınlara bakıp, birde kendi hayatına dokunduğunda,
"onlarda kadın, ben de. Acaba fark nerede" diye, cevabını bulamayacağı sorular soracak.



Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



