“Bizler Tevrat’a sahipsek; Tevrat’ta Vaat edilen topraklara da sahip olmak zorundayız!”
-GNRL. MOŞE DAYAN-
Orta-Doğu’yu ve belki, meseleyi daha da geniş tutarak demek lâzım gelir ki tüm Müslümanları ilgilendiren her ne tür problem varsa; sebeplerini kavramada, çözümlerine çare bulabilmede, Moşe Dayan’ın, “başlık altı” yaptığımız sözlerini hatırdan çıkarmamak lazım…
Yıllardır kanayan Filistin yarası Siyonist İsrail’in eseridir.
Tarafsız siyaset bilimcilerinin kabullerine göre: Hitler ve azgın Germen ırkçılığının temelinde yatan sebep: 19. yy.’nın sonu ile 20.yy.’nın başında, özellikle ABD ve Avrupa’da etkin rol oynayan “Theodore Herzl” ile “Haim Nahum” ve onların yandaşlarıdır.
İsrail’in ideallerini gerçekleştirmede Avrupa, tam bir “sion-kolik” olmasaydı, ne Hitler zuhur eder, ne ikinci cihan harbi dünyânın başına musallat olur, ne de binlerce mâsûmun kanı pahasına Filistin toprakları “Siyonizm terörü”nün kurbanı olurdu. Ve gene, ikinci cihan harbi olmasaydı, fitne ve fesatları yüzünden her biri dünyânın bir köşesine sürülmüş Siyonistler, yerleşik düzenlerini bozarak, bir ham hayal uğruna sâhipli mülke gelirler miydi?.. Bu ikinci harbin sarstığı Avrupa ve benzer ülkelerdeki Siyonistlerin İsrail’e göçüşü ve göç ettirilişinde hem Siyonistlerin hem de ABD’nin hesapları vardı. Bu hesabın neler olduğu bu günlerde daha iyi anlaşılıyor olmalıdır: “BOP” ya da “BİP…”
Muharref Tevrat’a izafe edilen “arz-ı me’vûd” anlayışı “îman” derecesinde benimsenmemiş olsaydı, -özellikle- Orta-Doğu kana bu derece bulanmazdı.
Nitekim, Theodore Herzl’in, kendi kabulüne göre: “Siyonizm, kendisi tarafından kurulmuş siyâsî hareketin adıdır...”
İlk zamanlar, din O’nun için önemli değildi; O, bir ırkçı idi. Sonra gördü ki, “… Yahudi imanı, dostlarının çığlığı hâline dönüşmüştür… Vaat edilmiş topraklara dönüşün efsanevî kudretini ilan ederiz. Filistin bizim unutulmaz tarihi yurdumuzdur… Tek başına bu isim halkımızın güçlü bir birleşme çığlığı olacaktır…”
Theodore Herzl’in hatıratından anlaşıldığına göre: İlk zamanlar “önemli olan bir toprak parçasıydı”. Bu, Kıbrıs olabilir, Kongo olabilir, Arjantin olabilir, Mozambik… olabilirdi.
Ne var ki, hem Osmanlı İmparatorluğu dağıtılmalı, hem de geleceğin “çıbanbaşı” oluşturulmalıydı. Uzun vadeli emperyalist hesapların tuttuğunu bu gün, esefle müşahede etmekteyiz.
Bu ve daha nice yüzlerce örnek musibetten ders aldığımızı ifade etmenin zorluğuyla boğuşmaktayız.
Düşmanı, müttefiki, dostu, kardeşi… Hâlâ ayırabilmiş değiliz.
CIA ve MOSAD raporlarıyla amel etmek, Buş ve Şaron ağzıyla konuşmak bize yakışan bir tavır mıdır?
İç kamuoyuna dönük bir hesapla, Filistin halkının seçilmiş temsilcilerini partine davet et getir, sonra da “na mahrem” gibi parti ambleminin üzerine şal at ve tesettürle… Yoksa bu, “tesettürdeki çuvallama”nın ruhsal dışa vurumu mu?
Şaron dahil, 1940 artığı ne kadar terörist varsa cümlesini kabullen ve kucaklayıp bağrına bas; dînini, devletini, toprağını, malını, namusunu ve canını korumak için gâzîlik ve şehitlik rütbesi peşinde olanları, gene Şaron ve Buş kafasıyla değerlendir… Peki, suflörünüze göre “Hamas teşkilatı teröristtir” -bize göre hâşâ-de, şu ağzına baktığınız, bağrınıza bastığınız İsrail Siyonistleri nedir!
İsrail’in kurucuları ve üst düzey elemanlarından Ben Gurion, Golde Meir, Moşe Dayan, Ariel Şaron ve diğerleri… terörü hâlâ kullanmıyorlar mı?.. Bir tek Şaron’un sabıkasından bir iki alıntı bile insanın midesini bulandırmaya yeter de artar bile: Şaron’un silahlı hayatının ilk eylemi bir Filistin köyünün basılıp 60 kişinin katledilmesi... Yıl 1953... Tarihçiler, “Herkesi öldürün” emrini Şaron’un verdiğini kayıt ediyorlar. 18 Eylül 1982’deki katliamın emrini de Şaron verdi. Sabra, Şatilla kamplarında Filistinlilerden 600 kişi şehit edildi, 1800 kişi de kayıp oldu. Likud lideri olunca ilk icraatı, Mescid-i Aksa’ya yürüyerek kışkırtıcı açıklamalarla intifadaya sebep oldu.
Ya Menahem Begin?.. “Siyonist Menahem Begin’in (Etzel) adlı çetesi, 1946 Temmuz ayının son günlerinde, Kudüs’te İngiliz yönetiminin yerleşmiş olduğu ve dörtte üçü sivil halka açık olan yedi katlı lüks Kral Davud Oteli’ni, yedi süt bidonu içine yerleştirilmiş 350 kilo Tri Nitro Tolien (TNT) ile havaya uçurmuştur. Bölgedeki İngiliz yönetiminin yaptığı resmi açıklamaya göre, olayda 91 kişi yaşamını yitirmiş, 45 kişi ise ağır yaralanmıştır.”
Sene 1946... Filistin köyü Der Yasin, henüz sabah uykusunda. Bir grup İsrail Irgun örgütü militanı, otomatik silahlar ve bombalarla köyü basıyorlar. 576 Filistinli katliamda ölüyor. Irgun militanlarının başında Moşe Dayan ve bayan Golde Meir var. Moşe Dayan daha sonra İsrail Savunma Bakanı, Meir ise İsrail Başbakan’ı olmuştur.
Şu bir kısım basına bakar mısınız, kimden yana mürekkep ve enerji tüketmekte? Belgeli teröristler “câh-ı izzette şerefraz”, lâkin dini ve kadim vatanı için cihat yolunda olanlar “terörist(!)” öyle mi?..
Pekiyi, Yunan’a, Fransız’a, İngiliz’e… ¥edi düvele karşı, mukaddesleri adına hayatını ortaya koymuş olan dedelerimiz ne oluyor?..
Ne hazîn manzara yâ Rab!?..


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



