Aslında çok önemli olsa da, günlük hayatın hay u huyu sebebiyle unuttuğumuz ya da en azından ihmal ettiğimiz ettiğimiz yıldönümleri var.
Şükür ki, böyle durumlarda dostlar devreye girer ve bir şekilde bu önemli zamanları sizlere hatırlatırlar.
27 Ocak günü cep telefonuma gelen Nejdet Külünk imzalı bir kısa mesajda şu yazıyordu: "Osmanlı Devleti'nin kuruluş yıldönümü. (27 Ocak 1299)"...
Osmanlı Devleti'nin kuruluş tarihi olarak hemen hepimiz 1299 yılını biliriz de, sanırım çoğumuz o yılın hangi ayının hangi günü sorusu karşısında düşüncelere dalarız.
Osmanlı'nın kuruluşunun detaylı tarihi üzerine uzman tarihçilerimiz arasında tam bir ittifak olmadığı malum. Bazı tarihçilerimiz, Osmanlı Beyliği'nin Selçuklu Devleti'nin uç beyliği olmaktan vazgeçip bağımsızlığını ilan ettiği 27 Ocak 1299 tarihini kuruluş tarihi olarak kabul ederken; mesela Prof. Halil İnalcık, 27 Temmuz 1302'de gerçekleşen Bapheus (Koyunhisar) Zaferi olması gerektiğini savunur...
27 Ocak 1299 ya da 27 Temmuz 1302... Biz sıradan insanlar açısından fark eden fazla bir şey yok.
Yine de Osmanlı'nın kuruluşu yıldönümlerini yaygın bir şekilde anma alışkanlığı kazanmamış olmamızın tuhaf bir tarafı var. Tuhaf çünkü Osmanlı tarihi, bizim için iftihar vesilesi olması gereken sayfalarla dolu.
Daha da önemlisi, vaktiyle Osmanlı egemenliği altında bulunanların hiç birisinin, haklı olarak nitelendirilebilecek tek bir şikayeti bile yok!..
Halen dışarıdan birilerinin yanısıra, içimizden onlarla ittifak halindeki birtakım çevreler bile Osmanlı'yı karalamaya çalışıyor olsalar da; vaktiyle Osmanlı idaresi altında uzun yıllar yaşamış ülkelerden bazılarında önemli mevkilere gelmiş kadirbilir insanlar, belki konumlarını bile sarsmak pahasına, işin gerçeğini açıklamaktan kendilerini alamıyorlar.
Macaristan Cumhurbaşkanı Pal Schmitt'in geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamalayı herhalde biliyorsunuzdur.
Kanuni Sultan Süleyman'ın 1541'de gerçekleştirdiği Budin Fethi'nden başlayıp, yaklaşık 150 yıl boyunca süren Osmanlı hakimiyetini değerlendiren Pal Schmitt, "Türkler tarafından 150 yıl idare edilmemizi bir şans olarak tanımlıyorum" demiş.
Macaristan Cumhurbaşkanı sözlerini şöyle sürdürmüş: "Ülkemiz Türkler tarafından değil de başka bir millet tarafından alınsaydı, dilimizi ve dinimizi değiştirmemizi isteyeceklerdi, biz de asimile olacaktık."
Bu açıklamayı okurken, yakın geçmişte Makedonyalı bir siyasetçiden duyduğum benzer sözleri hatırladım. Sıkı bir Arnavut milliyetçisi olan o siyasetçi şunları söylemişti: "Osmanlı gelene kadar Balkanlar tam bir kaos içerisindeydi. Osmanlı idaresinde geçen yaklaşık 600 yıl ise tam bir istikrar dönemiydi. Ancak Osmanlı buralardan çekilmek zorunda kaldıktan sonra, tekrar kaos başladı ve halen de sürüyor. Bu coğrafyada yaşamakta olan bizlerin de, Osmanlı'nın vaktiyle buraları nasıl idare ettiğini iyice araştırıp benzeri bir yapı oluşturmaktan başka çaremiz yok..."
Ortadoğu'dan, Kafkaslardan ve Kuzey Afrika'dan yükselmekte olan feryatlar, hepimizce malum. İlgi çekici olan, Osmanlı'ya hasretin, sadece Müslümanlarca değil, gayrimüslimler tarafından bile dile getiriliyor olması...
Macaristan Cumhurbaşkanı Osmanlı idaresi altında kalmış olmayı bir şans olarak değerlendirirken; içimizden birileri, vaktiyle Osmanlı idaresinde bulunmuş devletler arasında ekonomik bir birlik oluşturulabilmesi ihtimalinin konuşulmasından bile rahatsızlık duyuyorlar nedense...
Ne günlere kaldık, ey gazi hünkar!..


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



