Kâinattaki "Düzeni Koyan", düzenin ahengini sağlayacak üst referansların kendisinden alınmasını istemiştir. Yani Yüce Allah yeryüzündeki harmoniyi sağlamak için problemlerin çözümünde "halife" olarak yarattığı insanın bir üst değere müracaat etmesini uygun görmüştür. Peki ya insanlar o üst değeri kabul etmezse? İşte o zaman insan en başta kendi nefsine sonra da topluma zulmetmiş olur. Üst değer kâinattaki ahengin devamını sağlayan yegâne kanundur. Ahengin olmaması ise anarşiyi doğurur. Bu şartlarda yeryüzü hiçbir zaman Cennet'e dönüşmez. İşte insanın hilafeti hükmetme yetkisini kullanarak bu zulümleri ortadan kaldırma görevidir. Bu görev ise "hilafet bilincini taşıyan" Müslüman'a düşer.
Mutlak Hükümdar yeryüzünde hükmetme ve kanun yapma görevini "insan"a vermiştir. İnsan kanunları yaparken Allah'ın hükümlerinin rağmına hareket edemez. İnsan, yeryüzünde Yaratıcısının buyruklarıyla çelişmeyen kanunlar yaparak adaleti tesis eder ve böylece hilafetini gerçekleştirmiş olur. Bunu Hüseyin Hatemi "insanın hilafeti" ile bağıntılı olarak şöyle izah eder: "İlahi hilafet ödevi, Yaratıcı (Halık Fatır)nın müspet ilim konuları yanında 'değer yargısına' düzenlenen temel ahlakî normları da belirlediğini, kabul eden insanın, yeryüzünde ilahi sevgiden kaynaklanan 'adalet' ölçüt ve değerini hâkim kılma ödevi demektir." (İslam Hukuku Dersleri, İstanbul, 99, s.18) Şu durumda "Kanunları kim yapar?" sorusuna cevap olarak "insanlar" cevabını vermemizde bir beis yoktur. Nitekim "Mecelle"yi de yapanlar insanlardır. Fakat kanunları yaparken üst referansları nereden almaları gerekir diye sorulacak olursa, İslam bu sorunun cevabını "vahiy" olarak verir. Çünkü mutlak manada hükmün sahibi olan hükümdar Allah'tır. (Bkz. Tin ve Nas suresi)
Halife makamındaki insan yeryüzünde hükmederken üst değerlerini Mutlak Hükümdar'dan almak zorundadır. Eğer bunu almıyorsa yeryüzünde "adl"in yerini "zulm" alacaktır. Yani yasalar üst değere yani ilahi öğretiye dayandırılmadığı müddetçe, adalet tesis edilemez. Bizim burada "üst değer" ifadesini kullanmamızın nedeni şudur: Kur'an'ın hükümleri açıklaması genellikle icmalidir, tafsili değildir. Küllidir cüzî değildir. Bununla beraber Kur'an miras ve aile hukuku gibi sahaları tafsili olarak ele almıştır. Yüce Allah bu konuları tafsili olarak açıkladığına göre demek ki bu konular akli değerlendirmeye açık konular değildir. Yani Kur'an genellikle "özel" değil "genel" ilkeleri verir. İnsanlar bizzat kendileri, realiteyle, akılla ve bu genel ilkelerle çelişmeyecek ölçülerde kanunlarını kendileri yaparlar. Buna da din bir şey demez. İslam hukuk sisteminde aklî delil gösterme yani istidlal din nazarında ancak nakle dayandığında muteberdir. Sırf akıl hüküm teşriine nüfuz edemez. Teoride böyledir fakat esasında temelde aklî olan da naklî olan da birbirine uygundur.
Ali Bulaç "hukuku kim yapar" sorusuna şöyle cevap verir: "Hukuku kim yapar? Burada en önemli soru bu. Burada 4 tane seçenek var: Ya kral yapar, kral yapıyorsa mutlakıyetçi bir idaredir. Ya kilise yapar, burada teokrasi vardır. Ya devlet yapar burada otokrasi vardır. Ya da sivil birey yapar, burada da demokrasi vardır. Bence İslam'ın da nihai amacı, hukuku yani içtihadı sivil bireyin yapmasıdır." (Abant Platformu, Demokratik Hukuk Devleti, İstanbul, 2000, s,198) Burada Ali Bulaç'ın İslam'ın nihai hedefi olarak demokrasiyi göstermesi dışındaki söyledikleri yerindedir. Efendimiz zamanında olsun, dört halife ve sonrasındaki İslam devletleri zamanında olsun, kanunlar üst referanslarını İslam'dan almak koşuluyla İslam hukukçuları tarafından yapılıyordu. O zamanlar bunun adına demokrasi denilmiyordu ve böyle bir kompleks de zaten yoktu. Demokrasi kanunların yapımında üst referans olarak İslam'ın temel ilkelerini almayı kabul ediyorsa belki o zaman Ali Bulaç'ın söylediği doğru kabul edilebilir. Oysa bizim bildiğimiz demokraside üst değerle çelişen kanunlar bile oylanmak suretiyle halkın iradesine sunulur. Bu ise İslam'ın kabul edemeyeceği bir şeydir.
Kur'an üst referanslarını vahye dayandırmayan sistemleri ve hukuk felsefelerini temelden reddeder ve onları benimseyenlere; "Ne biçim hükmediyorsunuz?" (Kalem, 36) diye sitem eder. Ve onlara "Yoksa bir kitabınız mı var da ondan okuyorsunuz?" (Kalem, 37) buyurarak hükümlerini dayandırdıkları bir kitaplarının olmadığı hatırlatır. Bir kitapları olmadığına göre onların verdikleri hükmü tasdik eden herhangi bir "ilahî" dayanakları da yoktur.
Günümüzde ölçütlerini ilahi öğretinin dışından almayı tercih edenlere, bu ilkeleri nereden edindiklerini sorduğumuzda veya Kur'an'ın ifadesiyle; "Yoksa bir kitabınız mı var da ondan okuyorsunuz?" dediğimizde, çağdaş değerlerin doğmalarla değil ancak akılla bulunacağını iddia ederler. Oysa onların bu tutumlarının dayanağı akıl değil taşlaşmış önyargılarıdır. Zira aklın hidayet rehberi olan Kur'an-ı Kerim ve onun hükümleri ile bir alıp vereceği yoktur. Ayrıca Kur'an-ı Kerim'in de akılla bir hesabı yoktur. Aklı olmayanlar dinen mükellef sayılmadığına göre Kur'an yalnızca akıl sahiplerini muhatap almıştır. Şu durumda ne aklın Kur'an'la ne de Kur'an'ın akılla çelişmesi mümkün değildir. Yüce Allah bize bu aklı verdiğine göre ve biz insanlar da bize aklı veren Allah'ımıza haşa küsmediysek eğer; temel ilkelerimizi O'ndan almamamız için de bir sebep yoktur.
İlahi hikmetten habersiz olanların, iyiyi ve kötüyü birbirinden ayırıp doğru hüküm vermelerinin de imkânı yoktur. "Yoksa bir kitabınız mı varda ondan okuyorsunuz?" ayeti aynı zamanda müşrik zihniyete sahip olan insanlara hayatlarında bir takım ilkelerden mahrum olduklarını hatırlatır. Sanki "ne kadar ilkesiz yaşıyorsunuz?" dermişçesine onların kendileri için genel ilkeler belirleyecek ilahi bir kitaplarının olmadığını yüzlerine vurur. Müşriklerin bu ayeti işitince "Evet gerçekten de bizim karar veya hüküm vermemize yardımcı olacak bir kitabımız yok, dolayısıyla biz kararlarımızı ve hükümlerimizi nefsimize göre veriyoruz" demeleri gerekirken, inat etmekte keçileri kıskandıran bir tavır almaları ahret gününün dehşeti ile baldırı çıplak bir vaziyette karşılaşmalarına sebep olmuştur. (Bkz. Kalem, 42)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



