"Haydi bi daha, bi daha, bi daha!.."
"Arslana hasım oldu, gerinerek eşeler...
Kanarya, bülbül değil kenar-köşe deşeler.
Büyük devlet ricali, geri dönün de bakın!..
"Gitti beyler paşalar, kime kaldı köşeler..."
Y.H.
Ne acı değil mi?.. Bazen üç gün önce, bazen üç yıl önce, hatta bazen de otuz yıl önce yazdığınız yazınız günün gelişmelerine ve Milletin 'hâl-ü pür melaline' öyle bir kusursuz tercüman olur ki, başka kapıyı çalma ihtiyacı duymaz, kendi kapınızın nöbetinde olursunuz...
İşte bugünki hâlimiz: Biz bu gün oturmuş, projeleri, programları, siyasi partilerin seçim beyannamelerini, beyannamelerle vaat edilenlerin gerçekleştirilebilip, gerçekleştirilmeyeceklerini; hülasa "demokrasi oyunu" içerisinde kendilerine değişik roller verilen siyasi aktörlerin başarı şanslarını, yani Milletin muhtemel kazanç ve kayıplarını konuşacağımıza; kimi zaman "küfürbaz"ların "noktalı-virgüllü" küfürlerini konuşuyor, kimi zaman "küfürbaz" adına noktaları yorumluyor, kimi zaman da, şarkılarla-türkülerle avunmaya çalışıyoruz: "Aynı dağın yeliyiz biz... haydi bi daha, bi daha, bi daha!.."
Bunlar, ya yandaşlık ölçülerine uygun ya da karşı olmalık gereğine münasip tezgahların ürünleri olarak piyasaya sürülmektedir.
1973 yılından beri parlamentonun içerisinde bulunmuş, kimi zaman toplantıları yönetmiş birisi olarak TBMM'nin teşekkül ve terekküp tarzını iyi bildiğimi ifade edersem sorumluluğumun gereğini yerine getirmiş olurum.
Özellikle bu son iki dönemde oluşturulan Meclis yapısının, önceki dönemlerle mukayese edilemeyecek kadar zayıf olduğunu ifade etmeliyim. Bu zayıflık, yalnız Parlamento bilgisi ve gelenekleri açısından değil ahlak anlayışı açısından da dikkat çekicidir "Şerefsiz, haysiyetsiz,namussuz, angus, angut, al ananı da.., ana..a..gerisini söylemeyeyim" lakırdıları parlamento hayatımızın lekesidir, hem de kara lekesi...
Bu tespit yalnız benim müşahedelerimden ibaret de değildir: Orada çalışan bürokratların, ziyaretçilerin, komisyon ve genel kurul çalışmalarını ekranlardan izleyenlerin kanaati de aynı istikamettedir...
Bu tespiti yapanları kınamaya, ya da tespit edilen olumsuzlukları "yok" saymaya hakkımız var mı?.. Elbet de yoktur. Ve olamaz da... Ayrıca bu tespitler hepimizi de birebir ilgilendirir çünkü onlar güyâ bizim temsilcilerimiz. Atasözündeki ifadeyle: Onlar bizim mostralarımız. "Bir ambar buğdayın bir avuç mostrası olur..." hikmetli sözü de bunu ifade etmektedir...
Bu yaralayıcı tespitlerin "doğru"luğuna delil mi lazım?.. "Meclis televizyonu" nun arşivini -Genel kurul ve komisyon tutanaklarını diyemiyorum çünkü, gelecek nesillere lekeli tutanak bırakmak istemeyen divan, kimi zaman tutanaklar üzerinde tasarrufta bulunur. Ne acı değil mi, üyelerin ahlâki yapıları üzerinde etkili olamayınca dilsiz ve o gün için tepkisiz olan tutanaklara müdahaleyi marifet sayar-açın ve seyredin "gün yüzü görmemiş" küfür ve hakaretlerin daniskasını.
Bu küfürbaz ve hakaretçi milletvekilleri kendi liderleri(!) tarafından korunur. Ama bu koruma, çoğu zaman "bir dönem" den öteye de geçmez. Çünkü edepten ve âdaptan uzak liderlerin(!) çaptan düşmemiş yeni küfürbazlara ihtiyacı vardır...
Özellikle bu iki dönemin tatbikatından anlaşılmaktadır ki: Liderler hem "soku sallayanı" hem de "soku sallayanın hınk deyicisini" verimli oldukları sürece yanlarında tutar ve kullanırlar.
"Sonra?!!!" Sonra mı?.. Sonrası belli: "Con Ahmed'in devri daim makinesi..."
Bu sözü ve bu sözün işaret ettiği yöntemi sayın Demirel hayatı boyu kullana geldi...
Siyasette lider ve liderlik çok önemlidir: "Siyasette lider, yetenekleri ve kişisel özellikleri nedeniyle çok geniş bir seçmen kitlesini peşinden sürükleyebilen, onların davranış ve kararlarını etkileyebilen ve değiştirebilen, bunları başarabilecek belirli yeteneklere sahip kimsedir. Bu niteliğiyle siyasi partilerde lider, siyasi parti üyelerini ve geniş bir seçmen kitlesini etkileyebilen, ikna edebilen, belirli konular etrafında harekete geçirebilen kişidir..."
Ancak bunlar da yeterli değildir. Önderlerin bir takım özel vasıflara da sahip olmaları gerekir. Özellikle tavır, tebessüm, telaffuz, edep ve âdap... Bunlar ve benzerleri önemli kriterlerdir... "Beyan-ı lisan, aynıyla insan..."
Bu vasıflarla muttasıf liderler hiç kimseye küfredemez, bir başkasından da küfre maruz bırakılamaz...
Değil liderliğe, sıradan insanlığa bile yakışmayan o çirkin manzaralardan, utanç verici görüntü ve beyanlardan rahatsız olanlar, hiç olmazsa bu sefer akıllarını başlarına devşirmeli, bağımsızlığımız uğruna şehit olanların hukukuna da saygılı davranıp küfre, hakarete, edepsizliğe, âdapsızlığa, ahlaksızlığa göz yummamalı ve onların isteklerine geçit vermemeliydiler... Heyhât ki, heyhât!...
Ben Milletimi yeterince tanıyorum: Biraz efelenmeyi sevse de küfür ve hakareti aslâ onaylamaz...
Bu seçim, kaçırılmaması gereken önemli bir fırsattı -"Vâ esefâ" ki bu sefer de kaçırdı- ; Millet'im bu fırsatı değerlendirip küfürbazlara, hakaretçilere, belki çok daha önemlisi "işbirlikçilere" geçit vermemeliydi... "Bade harab-ül Basra" -Basra harap olduktan sonra dövünüp saç-baş yolmamalıydık- ... Ne yapalım ki köy göründü kılavuza hâcet kalmadı...
Milli Görüşçüler olarak bizler, her vesileyle "hayra motor, şerre ise fren olmaya gayret ettik.." Bundan dolayı da, bu konuda yegâne söz söyleme hakkı Milli Görüşçülerindir..." Milli Görüşün Tek Temsilcisi" ise hiç şüphesiz "SAADET PARTİSİ"DİR...
Dikkatle takip edin, Milli Görüşçülerin her fırsatta ve her platformda bu güzel hasletlerini sergilediklerini göreceksiniz.
Bugün bu dikkati göstermezsek, yarın şikayete de hakkımız olmaz...
"Dâvâlardan vazgeçmeye" kanmayın; çünkü davalardan vazgeçseler de kavgalardan vazgeçemezler...
Evet, Millet olarak "aynı bağın gülü , bir Allah'ın kuluyuz biz..."kuluyuz da... O, bir Allah'ın emirlerini kanun ve icraatlarıyla "yok" saydırtmalara, bağımızı sarmış-sarmalamış hoyratları besleyenlere ne diyeceğiz!?...
Ve işte "bi daha... bi daha, bi daha..."
Sonra... Sonrası belli: "Zangır-zangır titretecek büyük bir hesap günü!.."


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




