Sivil öldürme konusunda tescilli bir kötü sicili olan ve dünyanın belki de en örgütlü "can alma" mekanizması gibi çalışan NATO, bir yere özgürlük, demokrasi vs götürmeyi kendine hedef olarak seçtiyse, vay haline o memleketin. İnsanları öldürerek, ülkeleri tarumar ederek "kutsal" (!) amaçlarına hizmet eden bu kuruluş, Soğuk Savaş bittikten sonra "sivil öldürme" işi üzerine epey mesai harcar oldu. Özellikle de, İkiz Kuleler'in vurulup, yeni bir kirli savaşın hedefi olarak İslam dünyasını seçen Batı ve amiral gemisi ABD, değişen stratejileri gereği NATO denen "sistematik katili" de yeni stratejilerine uyumlu hale getirdiler.
Strateji değişse de, değişmeyen tek bir şey var. O da, mazlumların mağduriyet ve mahzunluklarının artarak devam etmesi, milyonların hayatının yok yere veya iğrenç çıkarlar uğruna bombardımanlara, rezil işgallere, katliamlara, iç karışıklıklara feda olup gitmesi. Ölmek dışında seçeneği yok şimdilik dünyanın mazlumlarının. Bu coğrafyanın lideri olduğu söylenenlerin de, çare olarak NATO denen "katliam makinesi"ne sarılması ve göreve çağırması ise trajedi mi, komedi mi, belirsiz.
Balık hafızalı olanlar için bile kısa bir arşiv taraması NATO'nun katliamcı yüzünü göstermeye yetiyor. Geçtiğimiz Çarşamba günü Kandahar'da 6'sı çocuk 7 sivilin öldürülmesinden NATO'yu sorumlu tutuyordu mesela Kandahar'daki Zeray ilçesi Kaymakamı Niaz Muhammed Serhadi. Serhadi, saldırının Taliban militanlarının bomba yerleştirdiği bilgisi üzerine düzenlendiğini, ancak sivillerin hedef olduğunu belirtiyordu. Bu duruma, Afganistan'ın Batı işbirlikçisi Cumhurbaşkanı Karzai bile isyan etti. NATO ise, klasik olarak durumun soruşturulacağını söyledi. Ölen öldükten sonra soruştursan ne olacak sanki!
BBC'nin haberine göre, Afganistan'da Ocak'tan Haziran'a kadar ölenlerin sayısı geçen seneye göre yüzde 15 artmış ve 1462 olmuş. Ölenlerin kimlikleri ve din-milliyetleri değişik olsa, taş üstünde taş kalmaz, gereği yapılırdı muhakkak.
Bir resim vardı mesela, bakmaya dayanmamanın mümkün olmadığı cinsten. Afgan bir baba, bir masanın üzerinde yatan çocuklarının cansız bedenleri üzerine eğilmiş, eli minicik bebeğinin yüzünde ağlıyorken görülüyordu. Batı'nın pek cici hanımları ve beyleri, yaklaşan Noel öncesi alışveriş çılgınlıklarıyla, kendi pek cici çocuklarına hangi hediyeleri alacaklarını ve kutlamaları hangi nezihlikte yapacaklarının telaşındayken, dünyanın doğusunun çocukları rezil bir "katliam makinesi" olan NATO'nun bombalarıyla yitip gidiyor. Enerji kaynaklarınız da, güç dengeniz de, dünya hakimiyetiniz de başınıza geçsin diyecek olsanız, eminim bu topraklardan bile bir sürü sivri zeka muhalefet eder ve "stratejik bilmemnelerden" dem vurur bilmiş bilmiş.
NATO, benzer katliamları Libya'da da yaptı malum. Daha doğrusu, nereye gidecek olsa veya onların tabiriyle nereye "barış götürecek olsa", aynı tablo hayat buluyor. Birleşmiş Milletler, çok hak ve hukuk yanlısı (!) bir oluşum olduğundan, Libya'daki hareketin amacının "sivillerin korunması" olduğunu açıklamıştı. Gel de inan bunlara! Libya Sağlık Bakanlığı'nın Temmuz ayı ortasında yaptığı açıklamada, hava saldırılarında 1108 sivilin öldüğünü ve 4500 sivilin de yaralandığı duyurulmuştu. Bilgilerin kesinkes doğruluğu tartışılır bile olsa, ortada "sivillerin korunması" gibi bir amaçtan eser kalmadığını gösteriyordu en azından.
Aslında, işin gelip dayandığı nokta, Batı'nın insan hayatı gibi bir derdinin olmamasıyla ilintili. Yanı başımızdaki Irak'ta, 2003'teki işgalden bugüne kadar ölenlerin sayısının 1,5 ila 2 milyon civarında olduğu konuşuluyor. Bir dünya savaşı falan yok ortada, ancak rakam korkunç boyutlarda. Nereye gitseler, nereye el atsalar, peşi sıra kan, gözyaşı, acı, perişan olmuş ülkeler gibi sonuçlar ortaya çıkıyor.
Suriye'deki diktatörün diktatörlüğü son birkaç ayın işi değil. Ta babasından beri aynı şey devam ediyor. Son birkaç ayda duruma uyanıp da ortalığı ayaklandıranlar, kalkıp bir de NATO'yu göreve çağırıyorlar. Etrafımızda az Müslüman kanı dökülüyor, biraz da yanı başımızda aksın demek gibi bir şey. Batılı vampirlerden medet ummak bir çaresizlik midir, yoksa bilinçli bir tercih midir, düşünmek gerek. Hele ki, katilliği tescilli NATO'yu tabir-i caizse "göreve çağırmak" vahimden de öte bir şey.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



