Meselelere çok yönlü olarak bakmak, sadece yöneticiler açısından değil, oy verenler açısından da bakmak gerekir. Oy verenler siyasi taassup içinde bulunur ve inadi bir şekilde faydası olmayan siyasilerin işbaşına gelmesini sağlarsa, bunların mesuliyeti de seçilenlerden daha az değildir. Onun için, benim siyasi kanaatim budur demek suretiyle bir yanlış anlayışı makama getirmek, yanlışların en büyüğüdür. Oysa, dinamik bir anlayış içinde hareket edilse ve siyasi taassuptan uzak, layık olanlar hangi kadrodan olursa olsun desteklense, o zaman ülkenin şikayetleri mutlaka azalacaktır.
Seçmenler bu lüzumeye riayet etmedikleri için, ülke naehil ellerde perişandır. Bunun tek mesulü ise oy kullanan ve seçilenlerin meselelere bakışındaki şaşılıktır. Naehil insanlara havale edilen işlerin müspet sonuçlanması düşünülemez bile. Ülkelerin selameti ve saadeti ancak ehil insanların yönetimi ile mümkün olabilir. Zira, ehliyet sahibi siyasetçi, bürokrat, meslek erbabı yönetimlerinde enaniyetlerini değil, umumun menfaatlerini ön planda tutarak iş yaparlar.
Yani, umumun menfaatine karşı şahsi menfaatini düşünmezler. Milletin hayrını düşünür, egolarını tatminden son derece uzaktırlar. Bu bir algılama meselesidir, idrak meselesidir, şuur meselesidir. Kalkınmış ülkeler emanet meselesinde titiz davrandıkları ve ehil olanı seçtikleri için sosyal reformlarını tamamlamış ve çehresi gülen birer toplum haline ulaşmışlardır.
Bugün, bu devletlerin bazıları yeryüzündeki yönetim başarılarını uzaya taşımak için gece gündüz çalışmakta, özverili davranmaktadırlar. Onlar, işe göre adam ararken, biz adama göre iş peşindeyiz. Yanlış olan da budur. Emanet ehline verilmediği takdirde beklenilenlerin tahakkuk etmesi mümkün değildir. Zira, muhtevası kısır kişiden hayırlı hizmet beklenemez. Çünkü, naehil olan insanlar son derece gabi olurlar. Çözüm yerine çözümsüzlük üretirler.
Aklı eren, erbab-ı hal olanlar değil, liyakatsız insanlar makam ve mevkilere taşınırsa olacak olan sadece geri kalmışlık olur. Allah (CC) aklı, kullanmaları için kullarına lutfetmiştir. Ama köle ruhlu insanlar aklın değil, nefislerinin emrettiğini yapmak için didinip, dururlar. Sonra da hem kendilerini, hem de ülkelerini perişanlığa sürüklerler. Bunun adına da politika der, geçerler.
Allah'tan korkmayanların, en azından kuldan utanması gerekmez mi? Kısa bir ömür uğruna iki cihan saadetinin yok olmasına değer mi? Her şeyin kayıt altına alındığını bilen insanların bu vurdumduymaz tavrı, neyin nesidir?
Ülkemizde bu neviden idareci, bürokrat ve siyasetçi alabildiğine. Sorgulamadan parmak kaldıranların demokrasisinden beklenilen sonuçların alınması mümkün değildir.
Memleketin acil problemlerini bilmekten uzak, kültürel açıdan da yetişmemiş kişilerden fayda beklemek, çölde seraptan su beklemeye benzer ki, bu mümkün değildir. Beyinleri çoraklaşmış, gönül kapıları paslanmış, merhamet ve şefkatten uzak, naehil insanlara makam tevdi etmek zulümdür. Ammenin aleyhinedir. Düşünülmesi bile çıldırmak için yeterlidir. Ama nerede oy veren insanlarımızda o rikkat.
Devletin yönetimi çocuk oyuncağı değildir. Bilgi, birikim ve meselelere vukufiyet ister. Zamanın sosyal, ekonomik ve siyasal gidişatını önceden kavrayıp, tedbir almak için uyanık dimağ ister. Hadiselerin arkasından değil, önünden gitmek için liyakat ister. Aksi halde, hadiseler yumağı altında kalınır. Sonra da millet olarak şikayet etme hakkımız olmaz. Çünkü herkes layık olduğu idareye maruz kalır. Zira, "Nasılsanız öyle idare edilirsiniz."


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



