Türkiye'nin siyasi gündeminin odağında yeni Anayasa tartışmaları duruyor. 1980 darbesinin imalatı olan 1982 Anayasa'sından kurtulabilmek için siyaset, sivil toplum örgütleri, odalar ve toplumun tüm kesimleri bir araya gelmiş durumda. Önceki gün ASKON'un düzenlediği Yeni Anayasa panelini izledim. Panelin konuşmacılarından Doç. Dr. Bekir Berat Özipek, ilk defa bir Anayasa sürecinin sivil bir iradenin yansımalarını sergilediğini belirterek, "İlk defa elimizdeki kırık dökük haklarımızı ve özgürlüklerimizi savunmak zorunda kalmıyoruz. İlk defa, toplumun tüm kesimlerinin bir araya geldiği bir Anayasa sürecini yaşıyoruz" dedi. bir araya gelebilmek, aynı amaç için toparlanabilmek, bir düşüncenin ve bir fikrin etrafında birleşebilmek gerçekten çok önemli. Ama, toparlandığınız masanın etrafından her birinizin de "asgari müştereklerde" anlaşarak kalkabilmesi, toplumun taleplerine uygun bir Anayasa'nın çerçeve halinde ortaya konulabilmesi de çok önemli. ASKON'un bilgilendirme faaliyetlerinden Yeni Anayasa Paneli'nin ikinci konuşmacısı Doç. Dr. Osman Can, toplumsal taleplere uygun, toplumun tüm renklerinin yansıdığı en renkli Anayasa'nın 1924 Anayasa'sı olduğunu söyleyerek, bu Anayasa'nın maddeleri açısından da hiçbir teferruata girmeden, kapsamlı bir toplumsal iradeyi yansıttığını ifade etti.
Osman Can, teferruat ve laf kalabalığı değil, bütünü kuşatan, çok az maddeyle hak ve hürriyetlerin hemen hepsine teşmil edilebilecek bir Anayasa'nın yapılmasının herşeyden önemli olduğunu kaydetti.
İnsan hak ve hürriyetleri açısından nasıl sancılı bir süreçten geçtiğimizi, siyasetin muğlak ifadeler çerçevesinde toplum mühendisleri tarafından nasıl dizayn edilmeye çalışıldığını, bu süreçte karanlığın efendilerinin kendi istek ve arzularına göre bir toplum biçimini bizlere nasıl dayatmaya çalıştığını çok iyi biliyoruz.
Çağdaşlık, laiklik gibi kavramları eğip bükerek, toplumun zihinlerini dönüştürecek senaryolar üreterek demokrasinin nasıl askıya alındığını, elbette çok iyi biliyoruz.
Yeni Anayasa bunun için çok önemli. Sadece devletin otokratik ve bürokratik gücünü toplumun sırtındaki kambur olmaktan çıkaracak bir yönü olmamalı yeni Anayasa'nın. Aynı zamanda demokrasinin tüm kural ve kaideleriyle ortaya konulabildiği, özgürlüklerin lafta ve kağıt üzerinde değil, gerçekten yaşanılabilir bir boyuta taşındığı yönü olmalı Anayasa'nın.
Yıllardır muğlak ifadelerin arkasında gizlenen toplum mühendislerinin, kılığımızı kıyafetimizi, zihinlerimizi, düşüncelerimizi dizayn etmeye çalıştığı, bütün bunları Anayasal bir zeminde topluma giydirmeye çalıştığı bir süreci yaşamaktan, her dönemde bu sancılı dönemlerin ardından farklı kazanımlara ulaşmaya çalışmaktan bıktık usandık.
Demokrasi ve insan hakları, din ve vicdan hürriyeti, devletin tepeden inme bizlere sunduğu bir ulufe, dağıttığı bir hak olmamalıdır.
Evrensel hak ve hürriyetler, Türkiye'nin gümrük duvarlarından geçerken, evrim geçirip, bambaşka bir kılığa ve kıyafete büründürülmemeli, çağdaş normlarından hiçbir kayba uğramadan aynen insanlarımıza yansıtılmalıdır. "Burası Türkiye, bizim şartlarımız budur, biz ne dersek o olur" zihniyeti, artık bu Anayasa sürecinde tarihin kara sayfalarında yerini almalıdır. Yeni Anayasa yapım sürecinde, yapılması gerekenler kadar yapılmaması gerekenleri de tartışmalıyız.
Zira, bizler bu sürecin pozitif yönüne bakarken, negatif boyutunda ihmal edilmeyecek bir çok yalın gerçek duruyor. Gözlerimizi kapatarak değil, dört açarak bu meseleyi halledebilirsek, bu süreci başarıyla tamamlamış oluruz. Yoksa gelenin gideni arattığı bir modeli asla kabul edemeyiz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



