İşçilik patronluk ilkeleri
6) İşçi ile işveren arasındaki aktin, işçi veya işverenin dini ile bir ilgisi yoktur. Bir sözleşme üzerine kurulu akit bulunduktan sonra taraflardan birinin mü'min olmaması, doğacak hukuku değiştirmez. Mü'min, imzasının sahibidir, hakkının müdafiidir. Zarar vermek de yoktur zarara katlanmak da.
7) İşveren işçiyi kardeşi görmelidir
İşverenin işçiyi kardeşi görmesi esastır. İşçiyi köle gibi görmek, onun insanî onurunu çiğnemek caiz değildir. İşçilik bir ar vesilesi değildir.
Peygamber aleyhisselam efendimiz de dâhil olmak üzere her peygamber çobanlık yapmıştır. [Buharî, İcare, 2-2262] Eğer işçi, mü'min işverenin kendisine gösterdiği kardeşlik yüzünü suiistimal ediyorsa, bu onun iş akdinin feshi için gerekçe olabilir ama zulmedilmesine, horlanmasına, 'işçi sınıfı' başlığı altında bir gözle izlenmesine neden olamaz. Bu konuda Peygamber aleyhisselamın hadislerinde oldukça nazik bir örnek vardır.
Müslim'in rivayet ettiği bir hadiste şöyle buyurmaktadır: 'Sizden birinize işçisi yemeğini hazırlayıp getirdiğinde -ki, işçi o yemeğin buharını koklamış sıcaklığını hissetmiştir- işçisini de onunla beraber oturtup yedirsin. Eğer yemek yetmeyecek kadarsa, eline bir iki lokma verip göndersin.' [At'ime, 51-3846]
8) İşçi dövmek, işçiye sövmek yoktur
Ebu Mes'ud radıyallahu anh diyor ki: 'Bir kölemi dövüyordum. Arkamdan bir ses işittim. 'Ebu Mes'ud! Allah, senin bu köleye karşı gücünden daha güçlüdür sana karşı!' diyordu. Döndüm ki, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemmiş. 'Ya Resûlullah. O hürdür artık' dedim.
Buyurdu ki: 'Böyle yapmasaydın, ateş seni yakalayacaktı.' [Müslim, Eyman, 8-4282; Ebu Davud, Edeb, 133-5159; Tirmizî, Birr, 30-1948]
9) Mü'minin hakkını gasp edene cehennem farz kılınır
İşverenin işçinin haklarından birini gasp etmesi, işçinin işverenin işini aksatarak veya malına zarar vererek ya da herhangi bir yolla onun hakkına tecavüz ederek ona zarar vermesi haramdır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, mü'min için aşılamaz ölçüyü koymuştur. Tam bir itaatle ona uymak durumundayız;
Efendimiz buyurdu ki: 'Kim bir Müslüman'ın hakkını yemin ederek gasp ederse Allah ona ateşi farz kılar, cenneti de ona haram eder.' Bir adam dedi ki: 'Ya Resûlullah. Bu söz konusu olan şey basit bir şey ise?' Buyurdu ki: 'Bir dal parçası bile olsa!' [Müslim, İman, 61- 351; Nesaî, Âdabulkada, 30- 5434; İbni Mace, Ahkâm, 8- 2324]
Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği bir hadiste Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: 'Allah Teâlâ buyurdu ki: Üç kişinin düşmanı kıyamet günü benim. Benim adıma yemin edip sözünden cayan, hür bir insanı satıp parasını yiyen ve işçi tutup onu çalıştırdığı halde ücretini ödemeyen.' [Buharî, İcare, 10- 2270]
10) 'İşçinin ücretini alın teri kurumadan ödeyin'
İşçinin ücretini peşin ödemek, geciktirmemek esastır. Eğer iki taraf arasında ödeme takvimi belirlenmemiş ise örfe bağlı olarak ödeme yapılmalıdır. Zorunlu bir durum olmadıkça iş de gecikmemelidir işin ücreti de. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem meşhur hadisinde: 'İşçinin ücretini alnının teri kurumadan ödeyin.' [İbni Mace, Ruhûn, 4-2443] buyurarak, muazzam bir kural belirlemiştir. Bilhassa mü'minler bu standarda dikkat etmelidirler. Alın teri kurumadan şeklinde belirlenen bir kuralı, tükürüğü kurumadan şekline çevirmek asla doğru değildir.
11) Allah'ın haramlarından bir harama direk veya dolaylı yolla kapı açan bir iş üzerinde akit yapmak mümkün değildir.
12) 'Zayıfın zorlanmadan hakkını alamadığı bir ümmette hayır yoktur'
Mü'min işçisini veya işverenini kendi dinine müntesipler arasından seçmeye çalışmalıdır. Mü'min işverenler de çalıştırdıkları işçilerine dini hassasiyetlerinde yardımcı olmalıdırlar. Mü'min işçinin de, işverenin de hakkını aramasında bir sakınca yoktur. Hatta hakkını aramalıdır. Hakkın verilmediği ve aranmadığı bir ümmet hayırlı bir ümmet değildir. Bu konuda en güzel örnek sevgili Peygamber aleyhisselam efendimizde vardır:
Ebu Said el-Hudri radıyallahu anh diyor ki: Bir bedevi Peygamber aleyhisselama gelerek alacağını istedi. İsterken de kabaca davrandı. Muhakkak ödeyeceksin gibi çıkışlar yaptı.
Ashap adama çıkıştılar; 'Yazık sana be, kiminle konuşuyorsun biliyor musun?' dediler. O da: 'Ben hakkımı istiyorum.' dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: 'Hak sahibinden yana olsanıza!' Ardından da Havle binti Kays isimli kadına haber gönderip: 'Senin hurman varsa, bizim hurmamız gelinceye kadar borç verir misin?' dedi.
'Elbette ya Resûlullah. Anam babam sana feda olsun.' diye cevap verdi kadın. Alınan borç adama verildi. Adama biraz da fazla verdi. Adam: 'Hakkımı verdin. Allah da sana versin.' dedi. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam şöyle buyurdu: 'Zayıfın zorlanmadan hakkını alamadığı bir ümmette hayır yoktur.' [İbni Mace, Sadakat, 3-2426; Ebu Ya'la, 1092; Şuabuliman, 7143]
Namazdan, hacdan ücret nasıl ödenecek?
'Kimin bir kardeşi ile iffeti veya bir şeyle ilgili bir davası varsa onu bugünden, dinar veya dirhemin olmayacağı günden önce helalleşerek halletsin. Eğer salih ameli varsa yaptığı zulüm kadar ondan alınacak öbürüne verilecektir. Sevabı yoksa diğerinin günahlarından alınıp ona yüklenecektir.' [Buharî, Havalat, 1-2287; Müslim, Müsakat, 7- 3978; Ebu Davud, Buyû', 10- 3345]


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



