Türk müziği neden Kapıkule'nin dışına taşamıyor? Türk müziği, neden kendisine ait özgün formlarıyla, ezgileriyle, melodileriyle, notalarıyla Avrupa'yı fethedemiyor? Türk müziği, neden Avrupalı'ların dillerine pelesenk olabilecek şarkıları üretemiyor? Çünkü taklitçiyiz.... Hem de çok kötü bir taklitçiyiz. Müzik dediğiniz evrensel dili kullanabilmeniz için, öncelikle bu dili yerel formlarınızla birleştirebilmeniz, bu yerel formlardan dünyayı etkileyecek tınılar, melodiler, ezgiler ortaya koyabilmeniz ve kulakların pasını silecek atmosferde şarkılar, ezgiler ortaya koyabilmeniz gerekmektedir.
Türk müziğini idare eden zihniyet, ya da müziği bizlere sunanlar nicedir kendi arzuladıkları bir dünya görüşünü ve arzuladıkları bir felsefeyi biçimleyerek, dönüştürerek belli potalarda eritip önümüze getirmeyi "Müzik Endüstrisi"nin gereği olarak bizlere takdim ettiler. "Ben şairim, karanlıkta gelse şiirin hası ayak sesinden tanırım, ne zaman bir köy türküsü duysam şairliğimden utanırım" diyen şairin dizelerinde yücelttiği Türk Halk Müziğini, yüzlerce makamı ve formuyla dünya hazinesi olan Türk Sanat Müziğimizi unutturarak, sözleri kulakları tırmalayan, insanın yüzünü kızartan pop müziğini tek ve vazgeçilmez müzik olarak piyasaya sürdüler.
Bu süreçte Türk Sanat, Türk Halk ve Türk Tasavvuf müziğimizi harmanlayarak yepyeni bir form bulan, ezgileriyle, tınılarıyla, melodileriyle ve notalarıyla yepyeni bir kültürel ezgi şölenini ortaya koyan Orhan Gencebay gibi sanatçıların da önü kesildi, müziğine "arabesk" diyerek burun kıvırıldı, yaptığı işler takdir edileceğine yılda bir kez TRT1 ekranlarında Yılbaşı Çerezi olarak kullanılarak milyonlarca insanın işin gerçekliğine ulaşması engellendi.
Demokratik görüşleri dolayısıyla mimlenen, toplumun geniş bir kesimini kucakladığı için üstü çizilen Ahmet Kaya gibi özgün müzik sanatçıları da, kendi ülkelerinden sürgün edilmeye çalışıldı, gazete manşetleriyle Avrupa'ya kadar kovalandı. Geçtiğimiz günlerde Hürriyet'in eski Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, Ahmet Kaya'nın Paris'teki mezarını ziyaret etmiş ve kendince geçmişiyle hesaplaşmış. Diyor ki, "Bana ilk taşı manşet günahı olmayanlar atsın".... Bildiğiniz gibi, Ahmet Kaya'nın sürgün edilmesinin temelinde, Hürriyet Gazetesi'nin buraya yazmaya utanacağımız, haya duyacağımız manşetleri olmuştu. Bir ödül töreninde edepsiz popçuların gadrine uğrayan Ahmet Kaya'yı "günah keçisi" ilan edebilmek için olmadık manşetlerle gündeme çıkmışlar, özgün müziğin bu önemli ismini ülkemizde barındırmamak için her şeylerini ortaya koymaya çalışmışlardı. Özgün müziğin Türkiye'deki temsilcileri bir elin parmaklarını bile geçmez. Sanatı kadar karakterini ve aile yaşantısını da takdir ettiğimiz, insanlığı, beyefendiliği ve farklı duruşuyla kitlelerin hayranlığını kazanmış olan Fatih Kısaparmak'ı kesinlikle yazmamız ve dostluğunu hatırlamamız gerekiyor. Fatih Kısaparmak, müzik endüstrisinin merkezi olan Unkapanı için Kurtkapanı tabirini kullanıyor. Demek istediği şey, müziğin artık kendi evrensel boyutundan çıkıp, Unkapanı'nda bambaşka bir kimliğe büründüğü ve sanatçıları boğan, sıkan, onların başka bir şeye evrilmelerini sağlayan bir yapı arzettiği. Gerçek sanatçı, toplumun önünden yürüyen insandır.... Sanatçı ayna gibidir, eğer bu ayna kirli olursa, toplum da kirlenir, eğer bu ayna düzgün olursa, toplum da düzelir. Gerçek sanatçılarımıza verdiğimiz değer ortada. Müziğin yerel değerlerimizle buluşma serüveninde çektiğimiz sıkıntı ortada. Müziğimiz neden gelişmiyor. Çünkü, müziğimizi bizlere takdim eden ulusal çeteler, gerçek güzelliklerin topluma hakim olmasını istemiyor.
Bir kısır dünyaya hapsolmuş gidiyoruz!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



