Hergün birçok olumsuzlukla çalkalanan dünyanın en çok özlemini çektiği şey mutluluk olsa gerek. Bunun yolu ise; iyi şeyler duymak / doymak, okumak, ve de empati yapmakla mümkün galiba. Şu sıralar fikir işçilerinin ürettiği körpe ürünler; hayal dükkânlarındaki vitrinleri süslemeye başladı bile. Nerede? Beylikdüzü TÜYAP Kitap Fuarı'nda.
Kaybettiğimiz mutluluğu aramaya çıkmıştık satırlarımızın başında. Oysa mutluluk; aramakla bulunan somut bir nesne olsaydı, sonsuz miktarda olmasına rağmen hiç kimseye yetmezdi. Velev ki yanılıp sorarsanız; Irak'ta, Filistin'de, Afganistan'da yaşananlar cevap olarak yetişir size.
Çünkü sömürüye alışanlar doymazlar, haklarına düşene asla razı olmazlar. Bu tatminsizliğin ve mutsuzluğun temel kaynağı; bilgisizlikten türemektedir. Bilgisiz insan hep hastalıklı olur; hastalık tedavi edilmezse insan ölür. Bilginin sonsuz ikliminde hayat sürenler; "ateş, düşman ve hastalık"ı asla küçümsemezler. "Kut"a ulaşmak için yol haritasının birkaç durağında birlikte nefeslenmeye ne dersiniz?
Dünyaya aldanma!..
"Bu kocakarı dünya vefasız ve dönektir. Bir bakarsın süslenmiş peşinden geliyor gibidir, bir de bakarsın görmezlikten gelir, yüz çevirir, nâz û tegafül eyler. Bu dünya malının dine karşı kini vardır; dünya malı elde edilince din ihmal edilir, iyi bak!.. "
Sakın unutma!..
"Bilginin kıymetini bilgeler bilir. Her işin uygun bir zamanı vardır, vakti geldi mi, kapalı kapılar açılır. Bir işte başarılı olmak istiyorsan sabır ve soğukkanlılıkla hareket et; acele ile yapılan işler pişmanlık doğurur. Dürüstlükle hizmet edenlerin ikbâli yükselir."
Güneş gibi ol!..
"Güneş hiç küçülmez, hep aynıdır; parlaklığı hep aynıdır. Çünkü güneş doğup dünyayı aydınlatır ama kendisinden bir şey eksilmez."
Doğruluktan ayrılma!..
"İnsanlık, doğruluğun adıdır. Doğuştan kötü olanın iyileşmesine çare yoktur; o, dünya için bela, halk için felakettir. Kötü insan serbest kaldı mı, iyi ortadan kaybolur; iyiler hâkim olursa her yerde, kötü ortadan kalkar."
Diline dikkat et!..
"Sana sorulmazsa söz söyleme! İki tür insan konuşamaz: Biri dilsizdir, diğeri bilgisiz! Bilgilinin sözü toprağa verilen su gibidir; sulanan topraktan türlü nimetler biter. Bilgisiz kimsenin gönlü ise çöl gibidir; ne ırmaklar doldurabilir, ne de ot biter. Vücudun nasibi ağızdan, ruhun nasibi kulaktan girer. Çok dinle, az konuş; akıl ile söyle, bilgiyle süsle!.."
Aciz olduğunu unutma!..
"Her doğan ölmeye, her yükselen düşmeye mahkûmdur. Dünya malı acı su gibidir; ne kadar içersen iç, susuzluğun geçmez. İbadette kusur etme. Şu beş şeyden uzak dur: Haram yeme, zulmetme, insan kanı dökme, düşmanlık besleme, kin gütme."
Üç şeyde direnme!..
"Sana bir kimsenin iyiliği dokunmuşsa bu emeği unutma. Şu üç şey insanlara faydalıdır: İyilik, hayâ ve doğruluk. Şu üç şey de insana zararlıdır: İnatçılık, yalancılık ve cimrilik; bunların da kaynağı bilgisizliktir. Kut, adeta göç atı gibidir, tevazuyla onu bağlamazsan göçer gider."
Ey halkına bey olanlar;
"Hükümdarı ayakta tutan vezir ve kumandandır. Birisi kalem tutar, diğeri kılıç. Bir memleketi kılıçla ele geçirmek mümkündür, fakat kalem olmayınca kimse onu elinde tutamaz. Kılıç kan damlatırsa ülkeler alır, kalem mürekkep damlatırsa altın gelir. Beyin zenginliğine lüzum yok, halk tok olmalıdır. Halk bozulursa beyler düzeltir; bey bozulursa kim düzeltsin!.."
Daima veren el ol!..
"Ziyafet verenler dört zümre olduğu gibi, ziyafete icabet edenler de dört sınıftır. Bir kısmı ziyafetlere gider, kendisi de başkalarına ziyafet verir. Bir kısım insan ise her ziyafete gider, yer içer; ama kendisi kimseyi çağırmaz. Bir kısım insan da ne ziyafete gider, ne başkasını çağırır; böyleleri ölü gibidir, onlarla oturup kalkma. Nihayet kimi insanlar ise davetlere gitmez, fakat kendisi hayvanlar keserek ziyafet verir. En iyisi bu sonuncusu gibi olmaktır."
Ölüme hazırlıklı ol!..
"Bu dünya tarladır; iyilik ekersen iyilik, kötülük ekersen kötülük biçersin. Heva ve nefis sana düşmandır; imkân bulursa senden intikamını alır. Heva ve nefis canlanırsa gönül ölür, gönül ölürse ibadetler terk edilir. Baht ve mutluluğun sarhoş ettiği kimse bir daha ayılamaz; ölüm yakalayıncaya kadar uyanmaz. Elini uzatıp gökteki yıldızları tutsan ve başın göğe değse, yine de sonunda yere gireceksin. Muhakkak ki, yatacağın asıl yer mezardır; orayı iyiliklerle süsle."
Dinle ey gönlü gönlüme uyan!..
"Ey bilgin! Dikkat et, günümüzde işler büsbütün değişti. Bilgili hor görüldü, bir tarafa sinip kaldı. Hani harama haram diyenler, haramı terk edip helal yiyenler! İnsanlar paranın kulu oldu, para kimdeyse onun önünde eğildi. Gönüller katılaştı, diller yumuşadı; doğruluğun kendisi gitti, ancak kokusu kaldı. Hayat zorlaştı, endişe çoğaldı; hırs ve tamah arttı, huzur azaldı..."
Yukarıdaki ışık saçan "tırnaklı" muhteşem ifadeler bana değil, tam dokuz asır önce yaşayan ve bugüne dair tespitler yapan İslâm edebiyatının ilk münevverlerinden Yusuf Has Hacib'e ait. Şair, bu düşüncelerini 18 ayda tamamladığı Kutadgu Bilig (Mutluluk Bilgisi) isimli eserinde serdetmiş.
Balasagunlu edip ve şâir Yusuf tarafından (1068-1070) tarihleri arasında kaleme alınan Kutadgu Bilig, Karahanlı Devleti Hükümdarı Süleyman Arslan Han oğlu Hakan Tavgaç Buğra Kara Han Ebu Ali Hasan'a takdim edilir. Hükümdar, eseri çok beğenerek kendisine "has hâcib" (Karahanlı Devleti'nde hâcib; hükümdarların halkla ve diğer kesimlerle ilişkilerini düzenleyen görevlidir) unvanı verir.
Eserde, bilginin yüceliği ön plana çıkartılmış, dört kişinin münazara tarzındaki diyaloglarına yer verilmiş. Bu dört kişiye de, dört kavram yüklenmiş. Hükümdar Gündoğdu; doğru yasayı / adaleti, vezir Aydoldu; kut'u (baht ve mutluluğu), vezir Öğdülmüş; akıl ve zekayı, zahit Odgurmuş ise; akıbeti, yani dünyanın sonu ve ahireti temsil ediyor.
Kutadgu Bilig'in yapılan araştırmalar sonucu üç nüshasının olduğu tespit edilmiş. Bunlar Arap harfleriyle yazılı olan Fergana, yine Arap harflerinden müteşekkül Kahire ve Uygur harfleriyle yazılı olan Viyana nüshası. Bu nüshaların üçünün de tıpkıbasımı Türk Dil Kurumu tarafından 1942-1943 tarihleri arasında yayımlanmış.
Türk dili araştırmaları için referans niteliği taşıyan Kutadgu Bilig, çok sâde ve anlaşılır bir dille Alkım Yayınevi tarafından okuyucularıyla buluşmak üzere piyasaya sunulmuş. Yayınevi, orijinal kaynağa ulaşmak isteyenler için Reşit Rahmeti Arat tercümesini de hatırlatmayı ihmal etmemiş.
Bu muhteşem eseri sizlerle paylaşmamın birinci nedeni; mutlaka ama mutlaka Cumhurbaşkanı'ndan dağdaki çobanına kadar herkes tarafından tekrar tekrar okunmasına dikkat çekmek. İkincisi ise; Millet Kütüphanesi'nin kapısına asılı bulunan A3 boyutundaki "sessiz" çağrıyla ilgili. Çağrı, Yusuf Has Hacib'in 990. doğum yıldönümü münasebetiyle 26-27 Ekim tarihleri arasında Türk Dil Kurumu ve İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü'nce yapılacak bilgi şölenine davet ediyordu. Davete icabet edememenin ezikliğini bu şekilde telafi etmeyi uygun buldum. Gün "laf değil, iş yapma" zamanı...
"Dil ve İmkân"a dair...
Ve iş yapanlara el verme zamanı... "Türkçe'nin Batı dilleri karşısındaki en önemli üstünlük taraflarından birisi de şudur; Türkçe, Batı dilleri gibi, kendinden önce var olan başka bir dilden türememiştir, dünyanın en eski dillerinden birisidir" vurgusuyla okuyucunun karşısına çıkan Osman Toprak, Öztürkçe'yi ayağa kaldırmak için elini taşın altına koymuş. Dilin, bireyi millet olmanın, ve kimlik ve kişilik sahibi yapmanın imkânlarına ulaştıran en önemli faktör olduğu tesbitinin yapıldığı eserde; Türkiye'nin yüzyıllardır sürüklendiği kimlik ve dil badiresinden kurtulmasına dair çarelere yer veriliyor. "Dilimiz, kendine yeni bir macera değil, mecra arıyor ve bu yol; dilin kendi bünyesinde ve kültürel zemininde beslenerek açılacaktır" müjdesi dikkat çekiyor.
Mesela konu başlıklarından "Bir'den bir'e"de dilimizin farklı zenginliklerini örnekleyerek "bir" hatırlatmada bulunuyor yazar Toprak. Mehmet Doğan'ın sözlüğünden derlenen bilgiye göre "bir"de tam 14 fark var; biricik, birinci, birey, biri, birer, birebir, birden, birden bire, birikim, birikinti, birisi, birikmek, birikinti, biraz, birim vs. Dilimizin zenginliğine vâkıf olmak için sadece bu başlığa bakmak bile kâfi.
Osman Toprak'ın ilk sancılı doğumu olan "Dil ve İmkân"(Profil Yayıncılık); dilde melezleşme hovardalığına "hiddet"in "kripto"larını içeriyor. Dede Korkut'un, Yunus'un, Şeyh Galib'in, Mevlâna Celâleddin-i Rûmî'nin, Mehmet Âkif'in, Cenap Şehâbettin'in, Yahya Kemal'in, Nihad Sâmi Banarlı'nın, Süleyman Nazif'in, İsmet Özel'in, Mehmet Kaplan'ın, Mustafa Kutlu'nun... ortaya koyduğu tesbitlerle "dil"imizin geldiği nokta çapraz sorguya tâbi tutuluyor. Bu perspektiften bakıldığında eser, "dil davası"nın duruşma salonu niteliğini taşıyor...
Açın perdeli ufkunuzu, sonra yürüyün bir ayağı Fizan'da bir ayağı semâda olan dil coğrafyasındaki mânâ denizine...
Tel: (0212) 514 45 11



Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



