"Var olmamızın amacı nedir?" sorusuna çok çeşitli cevaplar verilebilir. Bu cevaplar içerisinde esas olan cevabı bulmaya çalışalım. İnsanın doğumu ile başlayan var olma mücadelesi, ölümüne dek aralıksız devam ediyor.
İnsanoğlu, çocukluk döneminde, oyun oynama özlemini; tahsil hayatında meslek öğrenme çabasını, iş hayatında başarı kazanma arzusunu elde edebilme uğruna her zorluğa göğüs germek zorunda kalıyor. Para kazanabilmek, mal-mülk edinebilmek ve rahat bir hayat sürdürebilmek için çeşitli yollara başvurabiliyoruz. İyi bir evlilik yapabilmek ve çoluk çocuk sahibi olabilmek için, bir ömür boyu çalışıp didiniyoruz.
Elbette bu uğraşlarımızın çeşitli amaçları vardır. Bu amaçlar kişilere göre değişiklik göstermekle birlikte esas olan amaç, tektir. Bir ömür boyu çalışıp didindiğimiz bu amaç, tek kelimede toplanıyor. Bu sihirli kelime de, mutluluk tur. Evet, umutlarımızın, duygularımızın, üzüntülerimizin, çalışmalarımızın altında yatan gerçek amaç; mutlu bir hayat yaşayabilme arzusudur. Bütün semavî dinlerin amacı da, insanı iç huzura kavuşturup mutlu etmek değil midir?
'Mutluluk' önemli mi?
İnsanoğlunun ruhsal ve bedensel ihtiyacı için mutluluk, olmazsa olmaz kurallarından biridir. Çünkü insan, mutlu olduğu sürece varlığının farkına varır.
Mutlu olmayan kişilerin ne amacı, ne üretkenliği, ne başarısı, ne de sağlıklı bir hayatı olur. Olaylara ve insanlara devamlı olarak olumsuz bakarlar. Böylelerinin kendilerine zararı olduğu gibi, yakınlarına ve çevresine de zararları dokunur.
Bu kişilerin fiziksel yönden de, bio-kimyalarında büyük değişmeler olur. Stresten ötürü, kan dolaşımı bozulur. "Adrenalin bezleri" beyni olumsuz yönde etkileyip adrenalin bezinin normalden fazla çalışmasını sağlar. Bu bezler, kana sürekli "adrenalin hormonu" salgılar. Bunun neticesinde, kalp atışları hızlanır, tansiyon yükselir. Ciğerlerde stok edilmiş enerji kana karışır ve bu sefer de, sindirim sistemi bozulur.
Bu fiziksel rahatsızlıkların yanında çok daha etkili bir başka rahatsızlık da, beyinde oluşur. Kişinin mutsuz ve stresli hali süreklilik gösterdiğinde insan daha da çıkmaza sürüklenir. Bedensel ve ruhsal hastalıkların ardı arkası kesilmez.
Bu açıklamalar gösteriyor ki, başarılı bir hayat sürdürebilmek ve sağlıklı bir evlilik yapabilmek için, insanın mutlu olmaya, daha doğrusu kendi kendini mutlu etmeye ihtiyacı vardır.
SAĞLIKLI BİR EVLİLİK
Mutluluğun gerekliliğini anladık. Zaten bunu hepimiz kabulleniyoruz. Peki, bu mutluluk denen olguyu nasıl yaşayacağız? İşte tüm mesele burada... Bir ömür boyu bunun peşinden koşuyoruz. 'Nasıl mutlu olacağız?' sorusunun karşılığını bulmak için çabalıyoruz.
Mutluluk bir yaşam biçimi olduğuna göre, onu yaşayabilmek için nasıl ve ne şekilde hareket edilmesi gerektiğini bilmemiz gerekiyor. Amacımız, "sağlıklı ve mutlu bir evlilik" olduğuna göre, bunu sağlamanız için size sunacağımız, iki kere ikinin dört ettiği gibi bir formül yok.
Şu kadarını hatırlatabiliriz
* Mutluluk varılacak bir hedef değildir. Uğrunda mücadele vererek zorluklara göğüs germektir diyebiliriz
* Mutluluk dediğimiz sihirli kelime, hayat mücadelesi içerisinde saklıdır. Hedefinize ulaşmak için çektikleriniz sıkıntılardır mutluluk... İnsan bu sıkıntılarla hayata bağlanıyor ve yaşamın hazzına varıyor.
* Burada önemli olan kişinin zorluklar karşısında direnç gösterebilmesi ve üstesinden gelebilecek sağlam bir iradeye sahip olmasıdır.
* Hayat yolunda zorluklarla mücadelede insan çoğu zaman tek başına yeterli olamıyor. Bunun için de hayat arkadaşının desteğine her zaman ihtiyacı vardır.
* Çünkü insan evlenince hayatı tazelenir. Sığınacak bir yuvası, kendisine güç veren bir eşi ve yalnızlığını gideren bir hayat arkadaşı olur. Onunla avunur, onunla moral bulur, onunla sıkıntılarını giderir, onunla dertlerini paylaşır, kısaca onunla mutlu olur.
* Bu süreç içerisinde çekilen zorlukların, verilen mücadelelerin içerisinde saklı olan mutluluk, görülmez ama yaşanır. İşte bunun farkına varabilenler mutluluk dediğimiz o güzel hayatı yaşarlar.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



