Anne ve çocuk.
Evlerinin kapısı önüne oturmuşlar.
İkisi de ne kadar huzurlu.
Sanırsınız mutlu bir masal dokumaktalar.
Yanı başlarında mahalle kabristanı.
Üstelik tarihi bir mezarlıkta değil.
Taşların üzerindeki tarihler, taze ölülerin varsıllığını anlatıyor.
Bu kabristan komşuluğunda nasıl mutlu olunabilirliğe şaşıyorum.
Karşıda huzur tablosunu tamamlayan, mahalle çocukları.
Rengârenk çiçekler gibi mutluluk tablosunu harelemekteler.
En güzel müzikten daha latif, neşeli seslerle oyun oynamaktalar.
Annenin kucağındaki bebek, huzur tablosuna dâhil olurken, kadının yoksulluğu umurunda değil.
Adeta, bir lokma bir hırka hesabı.
Nasıl da tevekkülle seyretmekte etrafını.
Aslında haklı.
Şu kırsal alanda ne kadar da özgür.
Dev plazalar ona gölge etmiyor.
Trafik ejderhası sinirlerini yıpratmıyor.
Apartman canavarları güneşini yutmuyor.
Egzoz gazları temiz havasını çalmıyor.
Belli, kıt kanaat geçinmekte.
Üstünde başında yarım hırka.
Belli karnı da fazla doymuyor.
Ne ki başının üzerinde uçaklar da süzülmüyor.
Silahlarını üzerine çevirdiği tanklar da, sokağından geçmemekte.
Askerlerin üzerinde balık istifi gibi dizildiği kamyonlar da görünmüyor.
Gökyüzü de bombalarla aydınlatılmıyordu.
Belki yolunun kaldırımı yoktu.
Son yağmurlar, kapısı önüne kum ve çamur sürüklemişti.
Muhtemelen evinde suyu bile yoktu.
Uzak tepelerin ardından bile getirebilirdi.
Hiçbir olumsuzluk, Onun yüzündeki gülümseyişleri silemiyordu.
Aylar var ki büyük bir mağazaya düşmemişti yolu.
Alışveriş için harcayacak parası olmadığını bildiğine göre.
Kaygılanmasına gerek de yoktu.
Filmlerdeki hayatlarda olduğu gibi, kocası ve çocuğu ile bir lokantada hiç yemek yememişti.
Ama az mutlu olmamıştı.
Kocası, yerde yatan çocuğuna, hırdavatçıdan eski bir beşik getirdiğinde.
Annesi gil telefonu bile görmemişlerdi.
Televizyondan haberleri yoktu.
Kendileri şanslıdır.
Bir nesil önceki o içe kapanma devri bitmiştir.
En yakın doktorun iki saat uzakta olduğu.
Aralık'tan Mart ortasına kadar süren kışlarda eve kapanan, ocak başında toplanılan o kışlar bile yoktur artık.
Dışa kapalı hayatları kurtaran mevsim değişiklikleri.
Telefon, televizyon.
Hele elektrik.
Ne hayalet hikâyeleri bırakmıştır.
Ne bacadan gelen rüzgârın ıslığını, kendilerini katledecek uğursuzun sesi sandıkları o mutat korku.
Elektrik sanki insanların korkularını, kaygılarını, vehimlerini de tedavi eden bir tabipti.
Şimdi, dışarıdan gelen yabanların, şu pastoral tabloda; evlerle kabristanın aynı sokakta yan yana oluşuna olan hayretlerine de şaşmakta idi kadın.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



