Seçim için geri sayımın başladığı bir dönemde ‘oy vermek, onay vermektir’ deyip harika bir iş yapmış www.akpgercegi.com sitesini hazırlayanlar. Dünyanın dört bir yanına kan ve gözyaşı götüren ABD ve İsrail’e alenen teslimiyetçi bir tavırla yaklaşan AKP ve başta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Cumhurbaşkanı adayı Abdullah Gül olmak üzere AKP’nin üst düzey yöneticilerinin son 4.5 yıldaki hezeyanları bu sitede toplanmış.
“Ülkemizin 4.5 yılını emanet ettik. İkinci bir hata asla! Bizler son iki seçimde AKP’ye oy verenleri ve önümüzdeki seçimde de oy vermeyi düşünenleri uyarmayı bir vazife bildik” diye de bir not düşülmüş siteyi hazırlayanlarca. www.akpgercegi.com’u tıklayıp sitede küçük bir gezinti yapan her kim olursa olsun eminiz ki ‘takiyye’ yalanlarına artık kanmayacaktır.
Skandal belgeleri merak ediyorsanız;
AKP’nin gerçek yüzünü bütün netliğiyle görmek istiyorsanız;
Takiyye mi yapıyorlar diye hala kafanızda küçük bir soru işareti varsa;
‘Yeter ki CHP gelmesin, mecburen bu seçimde de AKP’ye oy vereceğim’ diyeniniz varsa;
AKP’nin Türkiye’yi nereden alıp nereye götürmek istediğini eğer hala fark etmediyseniz;
Mutlaka tıklayın:
www.akpgercegi.com
Milletvekillerine Hayyam’dan gelen mesaj?
TBMM kulislerinin girişinde pirinç levha vardır. Bir uyarı levhası. Üzerinde; “Milletvekillerinden Başkası Giremez” yazar. Geçen gün bu levhaya özenle iliştirilmiş bir kağıt dikkatimizi çekti. Alıp açtık. İçinde Hayyam’dan bir dörtlük vardı:
“Niceleri geldi, neler istediler
Sonunda Meclis’i bırakıp gittiler
Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi
O gidenlerde hep senin gibiydiler”
Herhalde bu günlerde bundan daha anlamlı bir mesaj olamazdı.
Ulus’ta patlayan bomba, Konya’da düşen uçak
Henüz Ulus’a bomba atılmamıştı. Çok sevdiğimiz bir dostumuz, ağabeyimiz aradı.
İlginç bir tez ortaya attı.
“Ne zaman?” dedi. “Ne zaman Amerika ile bir ihtilaf ortaya çıksa ya da Türkiye ne zaman Irak’la ilgili önemli kararların arefesinde olsa bir uçağımız düşüyor”
Konya’da önceki gün düşen F-16 uçağını kastediyordu.
Gerçekten ilginç geldi. Şu ana kadar tam 25 tane F-16’mız düşmüş.
Herhalde savaş yapıyor olsak bu kadar uçak kaybetmezdik.
Düşen F-4 ve F-5’leri, Casa’ları saymıyoruz. Örneğin 6 yıl önce düşen Casa uçağında Özel Kuvvetler Komutanlığı’na mensup, çok özel eğitimli 34 askerimiz şehid olmuştu.
Yine sınırötesi operasyon gündemdeydi.
ABD’nin Özel Kuvvetler’den hazzetmediği biliniyor. Süleymaniye olaylarında bu rahatsızlık açıkça kendini göstermişti. Süleymaniye’de ABD askerlerinin, peşmergelerle birlikte bastığı karargah Özel Kuvvetler’e aitti.
Önceki gün Konya’da biri daha düşen F-16’lar ABD tarafından modernize ediliyor. Yani uçakların hayat damarı yazılım ve elektronik kodları onların elinde. Şu soruyu sormak lazım, çünkü insan merak ediyor; “Bizde 25 tane F-16 düşmüş. ABD’de kaç F-16 düşüyor. Daha doğrusu düşüyor mu? Amerika’da veya İsrail’de düşmeyen aynı uçaklar Türkiye’ye gelince niye patır patır dökülüyor?”
Hem de hep Türkiye’nin önemli kararların arefesinde olduğu günlerde.
Bu konulara sürekli kafa yoran ağabeyimizle uzun uzun konuştuk telefonda. Telefonu kapattık ki, aradan belki yarım saat geçmedi. Türkiye Ulus’taki bomba ile sarsıldı.
Yine sınırötesi operasyon gündemdeyken. Yine ABD ile Türkiye arasında Edip Paşa gerginliği patlak vermişken. Yani Türkiye yine çok önemli kararların arefesindeyken…
AKP’nin iradesi!
AKP’nin aylık yayın organı Türkiye Bülteni’nin son sayısında ilginç bir konu başlığı dikkatimizi çekiyor. 2006-2013 Uyum Programı başlığı altında Türkiye’nin yedi yıllık AB yol haritasına ilişkin çalışmalar anlatılıyor. “Müktesebata Uyum Programı (MUP) 2006-2013” olarak adlandırılan dokümanın Türkiye’nin AB’ye katılım sürecinde gerçekleştireceği yasal ve ikincil düzenlemeleri, temel strateji ve politika belgelerini içerdiği övgüyle anlatılıyor. 2013’e kadar 208 yasal, 601 adet de ikincil düzenlemenin gerçekleştirileceği ifade ediliyor.
Teknik detayları çok işin. Lakin, AKP’nin resmi organında konu işlenirken özellikle AB’ye uyum düzenlemelerine ilişkin Türkiye’nin iradesi vurgusu dikkatimizi celbediyor. “MUP’un en önemli özelliği, Türkiye’nin kendi iradesi ile ortaya koyduğu bir program” savunması gözümüzden kaçmadı. Efendim neymiş, hükümet önümüzdeki 7 yıl boyunca gerçekleştireceği reformları, AB tarafı istedi diye ve zorladı diye değil, tamamen Türkiye’nin ihtiyaçları doğrultusunda gerçekleştirmeyi öngörüyormuş. Bakarmısınız, ‘Türkiye’nin ihtiyaçları’ diyeymiş…
Doğrusunu isterseniz AKP’nin 4.5 yıl içerisinde AB için attığı her adımda bu söylemi hem Tayyip Bey’den, hem Abdullah Bey’den hem de AKP’nin diğer sözcülerinden çok duyduk. Ne denildi, “AB dayatıyor diye değil, milletimiz hak ediyor diye yapıyoruz” denildi. Günahları kamufle etmek için nasıl da ustaca bir kılıf dikiliyor hemen. Burada sanırız bize hatırlatma yapmak farz oluyor. Öyleyse hem hatırlatalım, hem de soralım:
Hani şu zina meselesi vardı.. Avrupa Birliği Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günther Verheugen zinanın suç sayılmasının çağdışı olacağını ve AB normlarına aykırı olduğunu söylemişti. Tayyip Bey de çok kızmış, herkes kendi işine baksın mealinde dik duruş (!) sergilemişti. Mangalda kül bırakılmamıştı anlayacağınız. Lakin Tayyip Bey, danışmanlarının en büyüğü Cüneyt Zapsu ile birlikte Brüksel’e gitmiş ve Verheugen ile görüşmüştü.. Sonrasını hatırlarsınız. Tayyip Bey eline telefonu almış Meclis Başkanı Bülent Arınç’ı aramış ve bir telefonla TBMM olağanüstü toplantıya çağrılarak zinanın suç olmasıyla ilgili hüküm TCK’dan çıkartılmıştı.
Sorumuzu soralım: Zinanın suç sayılmamasını bu millet ve iradesi mi istedi, yoksa sizin iradeniz mi? Ya da AB iradesi ve dayatması mı size zinayı TCK’dan çıkarttırdı?
Bir başka soru: Cami ifadesini mevzuatımızdan AB uyum paketiyle çıkarmadınız mı? Cami yerine mevzuata apartman kiliselere dayanak olan ‘ibadethane’ ifadesini yine AB koydurtmadı mı? AB ve AKP iradesi mi yoksa millet mi istedi bu değişikliği?
Soru üç: Nüfus cüzdanlarındaki din hanesinden İslam ifadesinin çıkarılması hangi iradeyle sağlandı?
Soru dört: Eşcinsellerin dernekleşmesine kimin iradesiyle izin verildi?
Son sorumuz: Domuz etinin satışının yasallaşmasını sağlayan düzenlemeyi de mi bu millet istedi?
Mail Kutusu’nda
Bir gün Behlül Dana hazretleri, üstü başı toz toprak içinde
uzun bir yolculuktan gelmiş olmanın belirtileri ile Harun Reşid’in
huzuruna çıktı. Harun Reşid sordu:
- Be ne hal Behlül, nereden geliyorsun?
- Cehennemden geliyorum ey hükümdar.
- Ne işin vardı cehennemde?
- Ateş lazım oldu da, ateş almaya gittim.
- Peki, alabildin mi bari?- Hayır efendim getiremedim. Cehennemin bekçileriyle görüştüm, onlar
“Sanıldığı gibi burada ateş bulunmaz. Ateşi herkes dünyadan kendisi
getirir” dediler.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



