Klasik tanımlamadır: Türk mutfağı dünyanın en zengin üç mutfağından biridir. Kitabi bilgilerle, geçmişe yönelik tariflerle bu klasik tanımlama bir anlamda doğru olabilir. Ama, bu tanımlamanın toplumumuzda pratik karşılığı var mıdır? Doğrusunu söylememiz gerekirse, her yönüyle zengin Türk mutfağının Türk toplumunda pratik olarak karşılığının olduğunu zannetmiyoruz. Çünkü, öncelikle insanlarımızın alım gücündeki zayıflık, diğer yandan fast food kültürünün bir zehir gibi iliklerimize kadar işlemiş olması dolayısıyla Türk mutfağı, son yıllarda giderek zayıflamakta, yok olmakta, sadece kitaplarda birer kültür motifi olarak kalmaktadır.
Bir ülkenin turizmini besleyen, bir ülkenin turizminin ana atar damarları olan değerler vardır. Bu değerlerin başında o ülkenin mutfağı gelmektedir. Fakat bugün Türk mutfağının değerlerini tanımak, tatmak, lezzetinden faydalanmak için Türkiye'yi ziyaret edecek bir turist profili yoktur. Çünkü, mutfağımızın değerleri giderek yokolurken, mutfağımızı tanıtmak ise belirli bazı insanların insafına terk edilmiştir.
Önceki gün TRT1 ekranlarında Zirvedekiler programında Reis Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis'i izledim. Mehmet Reis, Türk mutfağının en güzel değerlerini bir sosyal sorumluluk projesi kapsamında insanlarımıza ulaştırmaya çalışan, yaptığı işi aynı zamanda Türk insanının en güzel değerleriyle birleştirmeye çalışan bir isim, çok önemli bir işadamı. Mehmet Reis, Türk mutfağının dünyanın en zengin mutfaklarından olduğunu belirterek, "Fakat, fast food kültürü karşısında eziliyoruz, yok oluyoruz, tükeniyoruz" şikayetlerinde bulunuyor. Kendisine sonuna dek katılıyoruz.
Özellikle büyükşehirlerde karı koca çalışmak zorunda olan kesim, akşam evlerine döndüklerinde kendilerine sunulan en pratik, en çabuk, en acil yemeği sofralarına getirmek için bir telaş içine düşüyorlar. Neticede, ortaya fast food kültürünün getirdiği obezite tehlikesi gelmiş oluyor. Mehmet Reis, Reis Gıda olarak bir sosyal sorumluluk projesi geliştirdiklerini, Türk toplumunun giderek obezite sınırına dayanmasından dolayı sofralarımızda kendimize ait yemeklerin değerlendirilmesi için bir çalışma yaptıklarını ifade ediyor. Her 10 kadından 6'sının her 10 erkekten dördünün obezite sınırında ve obez olduğunu belirten Mehmet Reis, "Bu tehlikeyle hep beraber mücadele etmeliyiz. Özellikle evlerimizde mutfaklarımızın direği olan kadınlara çok önemli görevler düşüyor. Çalışmayan, ev hanımı olan kadınlarımız kesinlikle Türk mutfağından yemeklerimizi sofralarımıza getirmeli" değerlendirmesinde bulunuyor. Türk toplumu, bundan 20 yıl önce böyle bir tehlikeyi, obezite tehlikesini yaşamıyordu. Çünkü, o zamanlar piyasalarda mantar gibi biten, obeziteyi tetikleyen böylesine tehlikeli fast food kültürü yoktu. Eskiden bol kepçe lokantalarımız vardı.... Bu lokantalarımızda çeşit çeşit Türk mutfağından yemekler bulunur, yediklerinizin kalorisi, enerjisi, değeri, lezzeti belli olurdu. Şimdi öyle mi?
Çok kısa bir aralıkta öğle tatiline çıkan çalışanlar, hemen bir döner büfesinin önüne koşturuyorlar. Ya da bir hamburgerci de soluğu alıyorlar. Yedikleri sağlıksız, yedikleri kalitesiz, yedikleri direkt olarak kilo olarak kendilerine dönecek malzemeler...
Bir sosyal sorumluluk projesi olarak toplumun tamamına bu zihniyeti yerleştirmemiz gerekiyor. Evlerimizde Türk mutfağının değerlerini, güzelliklerini, lezzetlerini yerleştirmemiz gerekiyor.
Fast food kültürüyle bizim bedenlerimiz şişerken, bu toplumun sağlığını bozmak isteyen mihrakların ise cepleri şişiyor.
Tehlikenin farkında mısınız?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



