Halil Cibran, Lübnan doğumlu Maruni bir Arap olmasına rağmen, batı ontolojisini kendisine dayanak yaparak yazan bir şair. Halil Cibran'ı şair olarak tanımlamayı daha doğru buluyorum. Çünkü kullandığı dil bende böyle bir nitelemeye kapı aralıyor.
Cibran'ı batılı muadillerinden ayıran çok farklı meziyetleri yok. Ortadoğulu kimliği, inancının batılı olan yönüyle sarsıntıya uğramış, belki de Türkiye'de bu kadar yoğun bir ilgiyle karşılanmasının nedeni de her iki sarsıntının benzeşmesi.
Cibran'ı mistik bir yazar olarak görenler, doğunun mistikliğinin altında yatan gerçekliği göremeyip boşluğa düşüyorlar. Doğunun gerçekçiliği hayatla yüzleşince kendisini daha fazla belirgin kılıyor. Mesele biraz da bu gerçekliği ön plana çıkarmak.
Cibran'ı okurken aklıma, son Şeyhülislam merhum Mustafa Sabri Efendi geldi. II.Abdülhamid'in kütüphaneciliğini de yapan Sabri Efendi, bir dönem mebusluk yaptıktan sonra hayatının geri kalan kısmını yurtdışında geçirmek zorunda kalmıştı.
Yurtdışında yaşadığı dönemde, boş durmayıp YARIN adlı bir gazete çıkartan Mustafa Sabri Efendi, kof milliyetçi söylemlerinin havada uçuştuğu bir dönemde farklı bir tartışmayla Arapçaya sahip çıkmıştı. Onun Arapçaya sahip çıkışı bir toplumun geçmişine ve bu geçmişin yaydığı ışığa sahip çıkıştı. Gerçekliğe vurguydu. Bugün gençlerimizin büyük çoğunluğu yaşadıkları coğrafyanın tarihinden bi haber durumda, bunun nedeni Sabri Efendi'nin yaptığı vurgularda gizli.
Cibran ve daha bir çok Arap edebiyatçı (Cibran aynı zamanda ilahiyat eğitimi de almıştır, bunun yanı sıra Cibran'ın bir de Arap olmayı önemseyen bir yanı vardır) tarihsel bir duruşun ve gerçekliğin içinde değildi. İnsanlığa büyük hizmetler sunan bir medeniyetin çocukları olduklarının farkına varamamışlardı. Bu yüzden gerçekliğe vurgu yapmadılar ya da kaçındılar. Gerçeklikle yüzleşmek yerine, mistik bir dünyanın pazarlamacılığına soyundular.
Cibran ve Mustafa Sabri Efendi aşağı yukarı aynı dönemde yaşamış iki insan, ve bu iki insanın temel referansları ve bu referanslar dahilinde ortaya koydukları ortada. Cibran'ı edebi açıdan önemsiyorum ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim, Cibran, kendi tarihine Mustafa Sabri Efendi kadar katkı yapmamıştır.
Bir Anadolu insanı olarak Sabri Efendi kavmiyetçiliği de aşarak bu coğrafya insanının ne kadar önyargısız ve bütünlükçü düşündüğünü ortaya koymuştur. Hayata gözlerini yumduğu Mısır'da dahi toplumun önemsediği ve fikirlerine başvurduğu insanlar arasında yer almıştır. Cibran ve Sabri Efendi ortak bir geçmişin parçalarıydılar. Sabri Efendi bunun farkındaydı, ve bu farkındalık içinde yaşadı ve mücadele etti. Bizler bugün daha yeni yeni bu ortak tarihi dillendirmeye ve eşelemeye başladık.
Sabri Efendi, doğu toplumunun gerçekçiliğini ortaya koymuş, ayrışmanın değil kaynaşmanın altını, hayatın gerçekliğiyle çizmişti. Bugün birçok Arap ülkesine vizesiz seyahat edebiliyoruz. ŞAMGEN türü bir ortak uygulamadan bahsediliyor. Olması gereken de bu. Neden mi? Yüzyıl öncesinde Şam, Trablus, Bağdat, Musul, Bingazi bir elin parmaklarıydı. Ankara, İzmir, Zonguldak, Bitlis gibi...
Bu yüzden doğu toplumlarını sadece mistik bir gözle okumak ve okutmaya çalışmak, mistik hikayeler ve öyküler üzerinden anlatmak, bizi biz yapmıyor. Eğer efsaneler üzerinden değil de gerçeklikler üzerinden hareket etseydik, 'Arap devrimi' dediğimiz bu dalgalanma belki çok daha önce coğrafyamıza uğrardı. Herkes bu gerçekliğe vurgu yapmakla mükellef mi elbette değil.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



