Evliyâ-i Kiramdan tanınmış şahıslar hakkında da, "Kaddesellahu Esrarehu, Esrarehüma, Esrarehüm = ALLAH'ü Teâla onun sırrını, o ikisinin sırrını, onların sırrını (Ruh gibi insan bedenine konulmuş olan bir latîfedir ki, temâşâ (seyretme) mahallidir. Bak; Cürcâni; Ta'rifat:79) mukaddes eylesin" denilebilir. Bütün bunlar İslâm âdabı icablarındandır.
Bütün Ashab-ı Kiramı, din büyüklerini hayır ile anmak hepsine karşı hürmet ve muhabbet göstermek, hiç birinin hakkında dil uzatmamak lâzımdır. Onların aralarında geçen bazı olayları ileri sürerek haklarında hürmete aykırı sözlerde bulunmak, hiç bir Müslümana yakışmaz ve asla caiz olmaz.
Kur'an-ı Âzîm'î okumaya "Euzü" ile "Besmeleyi şerife" ile başlanır. Rabbimizin bu mukaddes kitabından hakkıyla istifade edebilmek için mutlaka Zatı ulûhiyetine sığınmamız, Kendisinden yardım dilememiz lâzımdır.
Bir Mushaf-ı Şerîf ele alınarak okunacağı zaman, abdestli bulunmak lâzımdır. Bu esnada kıbleye yönelmeli, toplu, hürmetli bir vaziyet almalıdır. Abdestsiz olan bir kimse, Mushaf-ı Şerifi kılıfsız olarak eline alamaz. Kudsî bir kitabı ancak temiz, nezih olan eller tutabilir.
Kur'an-ı Azîm, temiz yerlerde, avret mahalleri örtülü ve Kur'an'ı dinleyecek vaziyette bulunan kimselerin yanlarında açıkça okunabilir. Kirli-pis yerlerde veya avret mahalleri açık veya başka bir işle meşgul kimselerin yanlarında âşikâre okunamaz, mekruhtur.
Dışarıda bulunup okunan Kur'an-ı Kerîm'e karşı hürmetli bir vaziyet almayacak kimselerin işitecekleri şekilde alenen Kur'an okunması da uygun değildir. Bu hal, Kur'an-ı Kerîm hakkında hâşâ ihaneti ve halk hakkında manevî mesuliyeti gerektireceğinden buna sebebiyet vermemelidir.
Hattat olan zat, yazacağı bir Mushaf-ı şerif kağıtlarını yüksekçe tutup pek ince olmayan bir kalemle ve tertemiz bir mürekkep ile beyaz kâğıt üzerine yazmalı, satırlarını seyrekçe bırakmalıdır. Mushaf nüshalarını pek küçük kağıt parçalarında ince kalemler ile yazmak, tenzihen mekruhtur. Bu mübarek nüshaların altın ile veya gümüş ile süslenilmesi, tazimi gösterdiğinden caiz görülmüştür.
Mushaf-ı şerifi, Haceri Esvedi, Kâbe-i Muazzama'nın eşiğini tazim için öpmek caizdir. Buna "diyanet öpmesi" denir. Nitekim mübarek bir şahsın elini öpmeye de "tehıyye öpmesi" denilir.
Ekmeği öpmek, mübah veya hasen "güzel" olan bir husustur.
Mushaf-ı Şerîf ile, diğer dinî bir kitap ile veya taşında Kur'an-ı Kerim'den birşey yazılı bir yüzük parmakta iken -kesin bir zaruret bulunmadıkça- helaya girilemez, hürmete aykırıdır. Bunları helaya girmeden evvel çıkarmalı, temiz bir yere bırakmalıdır.
Bir Mushaf-ı Şerîf, okunmayacak bir hale gelince, temiz bez içine konup ayak basılmayacak temiz bir yere gömülmelidir. Bu, Kur'ân'a ihanet değil, bir ikramdır. Bununla beraber tam üzerine toprak atılmaması için orada bir lâhid veya tahtalardan bir tavan yapılmalıdır. Bu gibi mushafları yakmak caiz değildir.
Diğer dinî kitaplar ise, yıpranmış olunca, hem gömülebilir, hem de akar suya bırakılabilir, hem de içlerindeki mukaddes isimler silindikten sonra yakılabilir. Bu gibi kitap kâğıtlarına birşey sarmak, dine, ilme karşı hıyâneti ifade edeceğinden caiz olamaz. Aynı şekilde, içlerinde Cenabı Hakk'ın veya Resul-ü Ekrem'in isimleri yazılı kâğıt parçalarına da bu isimler silinmeksizin bir şey sarılması mekruhtur. Mabetlere karşı hürmette bulunmak da yapılması gerekli dini bir vazifedir. Bir camii şerife, bir mescide hürmetle girilir, içinde tazimli bir şekilde oturulur, lâubali hareketlerden, lüzumsuz sözlerden kaçınılır.
Kur'an-ı Azîm'e, din ve imana, Peygamberlerden herhangi birine ve Peygamberimiz (S.A.V)'in bir sünnetine, bir hadîs-i şerife, bir İslâm mabedine -haşa- sövmek, ihanette bulunmak veya bunlardan birini hafife almak "el-iyazu billâh = bundan ALLAH'a sığınırız" kafirliktir, derhal tevbe ve istiğfar edip imanı ve nikâhı tazelemek icap eder. Bir şahsın sarhoş bir halde böyle çirkin bir işte bulunması, kâfir olmasını gerektirmez. Çünkü kafirlik, itikatla-imanla alakalıdır. Aklın gitmesi ile beraber tahakkuk etmez. Böyle bir şahsa lâzımdır ki tevbe ve istiğfar etsin, sarhoşluk verici şeyleri kullanmaya son versin, böyle haram bir şeye devam etmesin.
İnsan, aslında en güzel şekilde yaratılmış mükemmel, muhterem bir varlıktır. Hiç bir kimseye sövülmesi caiz değildir. Bilhassa ağza sövülmesi büyük bir günahtır, "tazîr" (Hakkında belli bir ceza bulunmayan suçlardan dolayı şekli ve miktarı kadı (hâkim) tarafından tâyin ve tatbik edilen cezadır) cezasını ve tevbe-istiğfar etmesini gerektirir. Hattâ bazı fıkıh âlimlerine göre bir mü'minin ağzına sövülmesi kâfir olmasını gerektirir. Çünkü mü'minin ağzı iman ve Kur'an yeridir, onun ağzına söven, -haşa- Kur'an'a sövmüş gibi olur. Bu sebeple imanını ve nikâhını yenilemesi lâzım gelir.
Kur'an-ı Kerim'i veya herhangi bir din kitabını kasten temiz olmayan bir yere atmak, Kur'an âyetlerini, kelimelerini sihir büyü gibi bir maksatla temiz olmayan şeyler ile yazmak ve yine bu maksatla tazime aykırı sözler söylemek kâfirliği gerektirir. Bu sebeple bu gibi şeylerden son derece kaçınmak lâzımdır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



