Aziz kardeşlerim. Cenab-ı Hak bizi birbirimize kardeş eylemiş. Kardeşlik hakkı için, birimizin omzunda akrep olsa onu defetmeye, haber vermeye, îkaz etmeye mecburuz. Görüyorum ki, içimizden bazıları, güle oynaya Cehennem’e gidiyor ama ne yaptığının ne ettiğinin farkında bile değil.
Eskiden bebelere bile öğretilen temel dinî bilgileri öğrenmekten mahrum olanlar ya da sağlıklı bilgi edinmeyenler, ya söyledikleri sözlerle ya da davranışlarıyla îman dairesinden çıkmakta, ebedî Cehennemlik olacak hale gelmektedirler.
“Elfaz-ı küfür” denilen, insanı küfre düşürecek sözler eski ilmihal kitaplarında mevcuttu. Her Müslümana bunlar öğretilirdi. Bu sözleri söylemekten şiddetle kaçınalım. Allah’ın dini olan İslâmiyete kayıtsız şartsız bağlanalım. Dünya ve âhiret saadetimiz buna bağlıdır.
Allahu Azimüşşan, dininden zerre miktar sapılmasına razı olmaz. O bir milimlik sapma bile insanı helâke götürür. Allah biz Müslümanları yeryüzünün halifesi kılmış. Allah’a kul olan, hiçbir beşere, hiçbir şeye kul olmaz. Cüz’i bir ücret alan bir görevli, efendisinin mülkünü canla başla korurken, bize Cennet gibi muhteşem bir saltanat vaad eden ve bu dünyada iken de hadsiz hesapsız nimet veren Rabbimizin mülkünü nasıl korumayız, nasıl hukukunu muhafaza etmeyiz? Bu nankörlük cezasız mı kalır zannediyorsunuz?..
Allah’ın sevdiğini seveceğiz, sevmediğini sevmeyeceğiz. Allah’ın rahmetinden daha ileriye gidercesine rahmet gösterisinde bulunmak en azından edepsizliktir, haddini bilmemektir. Bir canavara sevgi gösterisinde bulunulursa onun tecavüzü arttırılmış olur. Haydi gelin, Amerika’nın, İsrail’in ve diğer zalimlerin zulmünü edebiyat parçalayarak durdurun bakalım. Canavara karşı anladığı dilden konuşacaksınız. Evet, İstiklal Marşı muhteşem bir eserdi, ama unutulmasın, Yunan keferesi yüz bin defa İstiklal Marşı okunsa Anadolu’yu terk etmezdi. O eserde dile getirilen ruha ve şuura sahip Mehmetçiğin süngüsünü görünce arkasına bile bakmadan kaçıp gitti. İşte cihadın sırrı... Bu berrak gerçeği nasıl olur da anlamazsınız? Nasıl olur da, “Avrupalılar başımıza bomba da yağdırsa biz cevap vermeyeceğiz!” dersiniz? Nasıl olur da zillete, esarete, köleliğe boyun eğersiniz?..
Müslümanların bir kısmının inancı ciddi şekilde sarsılmış durumda. Ne yaptığının, ne ettiğinin farkında değil. Sözleriyle ve hareketleriyle âdeta Cenab-ı Hakla savaşıyor gibi. Allahu Teâlâ erkeğe ayrı, kadına ayrı mükellefiyet yüklemiş, o kalkmış bu mükellefiyetleri tersine çevirmeye uğraşıyor. Allahu Teâlâ, bütün müşrikler gibi, Hıristiyan ve Yahudilerin ebedî Cehennemlik olduğunu beyan buyuruyor, o kalkmış, “Hayır efendim, ehl-i kitapla iman esaslarında birlikteliğimiz var” diyor. Belki akılları başlarına gelir diye, Tevbe suresinin 29. âyetine muteber tefsirlerin ışığında meâlen bakalım:
“Ey mü’minler! (Müşriklerle harb ettiğiniz gibi) ehl-i kitâb ile de harb edin. Zira, onlar, Allah’a iman etmezler. Ahiret gününe îman etmezler. Allah ve Resûlünün haram ettiğini haram etmezler. Hak din olan İslâmiyeti din olarak kabul etmezler. (Yani, İslâmiyeti terk edip Yahudilik ve Hıristiyanlık diye tabir edilen uydurma bir dine inanırlar.)
“İşte bu ehl-i kitâb ile, onlar kendi elleriyle ve zillet içinde cizyelerini verinceye kadar harb edin.” (Tevbe/29)
Demek bu âyet-i kerimenin nassıyla, diğer kâfirlerle cihâd etmek Müslümanlar üzerine farz olduğu gibi; Yahudi ve Hıristiyanlarla cihad etmek de farzdır. Hatta, Yahudi ve Hıristiyanlarla cihad etmek, diğer kâfirlerle olan cihaddan daha efdaldir. (Mir’âtü’l Cihad-3/ 186) Bir hadis-i şeriflerinde Peygamber Efendimiz (asm) oğlu ehl-i kitapla savaşırken şehid düşen bir anneye (Ümmü Hallâd), “Senin oğlun için iki şehid sevabı vardır. Çünkü, senin oğlunu ehl-i kitab katletti” buyurmuştur. (Keşfü’l-Kanna’, 2/368; el-Muğni, 8/340; Mir’atü’l Cihad, c. 3/187)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



