İsrail'in yaptığı zulmün hakikatinde koskocaman bir "imtihan" gizlidir. Bu zulme bir şekilde şahit olan herkes gibi bizler de çok büyük bir denenme sürecinin içerisindeyiz. Somut tek bir adım dahi atmaksızın bir iki damla gözyaşı ile durumu savuşturanlardan, "İsrail kötü karısı"ndan boşanmanın kolay olmadığını düşünen yöneticilere kadar hepimiz... Biz kimsenin ne akıbetini bilebiliriz ne de niyetlerini okuyabiliriz. Ancak elimizdeki somut verilerden yola çıkarak bir şeyler söyleyebiliriz. Kur'an bizlerden Ebu Leheb'in elini kurutmamızı isterken, onu şişmanlatıp palazlandırmaya çalışıyorsak, yanlış yapıyoruzdur. Onunla ticari anlaşmalar yapıp onu zengin ediyorsak yazık bize... Onu meclisimizde ayakta alkışlıyorsak, yine yazık bize... Onun pilotlarını ülkemizde eğitiyorsak, çok yazık bize... Yooo! Şimdi burada "mecburi olarak bunları yapıyorlar" demeyin sakın! Bunların hiçbirisini yapmayacak kişileri bildiğimiz halde onlara teveccüh etmemek de bizim ayıbımızdır. Büyük imtihanda bu tavrımız bizi zorlayacak gibi duruyor.
Bütün bu bahsettiğimiz konular, Müslümanların üzerinde kafa yorması gereken sorunlardır. Neden? Çünkü dünyadaki zulmün durdurulması konusunda herkesten önce Müslümanların bir şeyler yapması gerekir. Ahirette mizanı düşünen hiç kimsenin bu konuları es geçmeye hakkı yoktur. Şimdi bizim bu konudaki imtihanımızın ne derece büyük olduğunu ispatlayan bir ayet üzerinde düşünelim. Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'inde mealen şöyle buyurur: "Bir vakit, kötü bir acıyı sizlere reva gören Firavun ailesinden sizleri kurtarmıştık. Oğullarınızı boğazlıyorlar, kadınlarınızı hayatta bırakmak istiyorlardı. Bunda sizin için Rabb'inizden çok büyük bir imtihan vardır." (Bakara Sûresi, 46)
Bu ayet-i kerime bizlere tarihte İsrailoğulları'nın başına gelen çok dehşetli ve çok acı olan birtakım yaşanmış olayları hatırlatır. Ayetin tefsirlerinde özetle şu bilgilere yer verilir: Dönemin azgın Firavun'u bir rüya görür ve bu rüyayı rüya tabircilerine yorumlattırır. Rüyayı tabir edenler, dönemin Firavun'una İsrailoğulları'ndan birisinin çıkıp tahtını elinden alacağını ve kendisini yok edeceğini söylerler. Bunun üzerine dönemin Firavun'u, yönetimi altındaki topraklarda ne kadar erkek çocuk varsa onları toplatıp boğazlarını kestirir, kadınları ise bilerek hayatta bırakarak askerlerinin hayâsızca muamelelerine maruz bırakır. Bu durumu Elmalılı Hamdi tefsirinde şöyle izah eder: "Oğullarınızı boğazlıyorlardı da kızlarınızı ve kadınlarınızı güya sağ bırakıyorlardı. Elbette bu bırakış da hayır için olmuyordu. O kızlar bu elemler (acılar) içinde büyüseler bile, oğlanlar kalmayınca, hepsi başkalarının elinde kalacak, neticede bütün nesil yok olacaktı. Diğer bir mânâ ile: Kadınların rahimler ini (döl yataklarını) yokluyorlar, çocuk alıyorlardı. Üçüncü bir mânâ ile: Kadınlarınıza haya edilecek (utanılacak) şeyler yapıyorlardı." (Hak Din Kuran Dili)
Kur'an'da böyle tarihi bir olayın anlatılmasının bugün biz Müslümanlara ne gibi bir katkısı olabilir? Bunun üzerinde düşünelim. Haşa "anlatılanlar tarihi olaylardır, sırf kuru bilgi olsun diye bunlar anlatılmıştır" diyemeyeceğimize göre, bu ayetten günümüzdeki Müslümanların ne anlaması gerektiği konusunda kafa yormamız gerekiyor. Ayetten öğrendiğimiz kadarıyla "Firavun" diye bir zalim çıkmış ve ortalığı kan gölüne çevirmiştir? Bu ayetten güncel bir mesaj çıkarabilmemiz için sormamız gereken soru kısaca şundan ibarettir: Soru: Ne zaman Firavun ortalığı kan gölüne çevirdi? Bu olmuş bitmiş bir olay mı? Firavun ölüp gitti mi, yoksa hala yaşıyor mu? Cevap: Tarih tekerrür ediyor. Yani içerisinde bulunduğumuz zaman diliminde oluyor benzeri bir olay. Zira yapılan zulümler Firavun'un ölmediğini defalarca ispatlıyor. Yakın tarihte Ariel Şaron askerlerine Müslüman kadınlara hayâsızlık yapmalarını emretmişti, daha sonra aynısını Irak'ta Amerikalı caniler yaptı, şimdi ise yeni firavun taslakları benzeri cürümleri işlemeye devam ediyorlar.
Herkesin bildiği gibi şuan dünyada binlerce insan öldürülüyor, binlerce küçük çocuk sakat bırakılıyor ve İslam şehirleri vahşice kana bulanıyor. Oralardaki Müslüman kadınlar ise tıpkı bu ayet-i kerimede ifade edildiği gibi öz evlatları ve kocalarının gözleri önünde hayâsızca muamelelere maruz bırakılıyor. Eğer bir Müslüman, yaşanılan bu acı olaylardan hiç ibret almıyor ve kardeşlerine yapılan işkencelerden dolayı hiç üzülmüyorsa, ahirette bu duyarsızlığından dolayı, sağırlar, dilsizler ve körler (Bkz. Bakara, 18) olarak haşredilmekten ciddi ciddi endişelenmelidir. Bu durumdan az da olsa çekinen insanlar yukarıdaki ayetin son bölümünü dikkatlice bir kez daha düşünmelidirler. Neydi ayetin son bölümü? "Bunda sizin için Rabb'inizden çok büyük bir imtihan vardır." Tıpkı bugünkü gibi erkeklerin öldürüldüğü kadınların hayâsızca muamelelere uğratıldığı bir ortamı anlattıktan sonra Yüce Allah "Bunda sizin için Rabb'inizden çok büyük bir imtihan vardır" diye buyuruyorsa; şuanda bizlerin içerisinde bulunduğumuz vahim durum çok ciddi bir aşamada demektir. Ve bizler bu büyük imtihanın evet tam ortasındayız demektir. Dikkat ederseniz burada Yüce Allah "bu sizin için sadece basit bir imtihandır" buyurmuyor, burada "çok büyük bir imtihan"dan bahsediyor. Biz de bu büyük imtihanın sinelerimize kazınması için sürekli bu meselede hatırlatmalarda bulunuyor ve gündemin değişmesine engel olmaya çalışıyoruz.
Müslüman kardeşlerimiz Siyonist zalimler tarafından vahşice katledilirken işbirlikçiler buna ses çıkartamazken şuan bizler, bu durumdan daha büyük bir imtihanımızın olduğunu iddia edemeyiz. Şu durumda ya lafı gevelemeli ve sessiz kalmanın veya somut yaptırımlar uygulamamanın bizim çıkarlarımız açısından daha faydalı olacağı gibi utanmazca bir düşünceyi savunmalı ya da şu soruları kendimize sormalıyız: Müslüman ülkelerin halkları yapılan katliamlar karşısında "dilsiz" kalarak mı bu çok büyük imtihanı kazanacaklar? Ya da ses verseler bile çözümün ta kendisi olan D-8 projesini görmezden gelerek mi? (Çözüm adına D-8'i isim vererek anan herkese teşekkür ederim.) Müslüman ülkelerin yöneticileri zulümleri işleyenlerle dostluklar tahsis ederek mi huzur-u ilahiye çıkacaklar? Ebu Leheb'leri, firavunları güler yüzle karşılayıp ayakta alkışlayarak mı?
Müslüman'sanız şayet hele şöyle beri gelin de dinleyiverin! Kur'an Resulullah için "O sizin için en güzel örnektir" buyuruyor. Efendimiz sallallahü aleyhi ve selem sadece tek bir Müslüman kadına hayâsızlık yapılmasına bile razı olmamış ve bunu yapan Yahudi'nin karşısına dikilmişti. Bu olayın detaylarını İslam tarihi veya hadis kitaplarından öğrenmek mümkündür. Bizim burada sormak istediğimiz soru şudur: Şuan dünyada binlerce Müslüman'a yapılanlar karşısında Resulullah'ı en güzel örnek olarak kabul etme bilinciyle mi hareket ediyoruz?
Kur'an ve sünnet, yaşama geçirilmedikçe bu ayetleri defalarca aktarmanın Müslümanlara ne faydası olabilir? Yoksa bu yüce din haşa yaşanmak için indirilmedi mi? Yoksa hâlâ birilerinin girdiği iğne deliklerine girmeye mi zor ediyoruz. Bu ayetteki "ÇOK BÜYÜK BİR İMTİHAN" ifadesini bir kez daha düşünmenin zamanı artık gelmiştir. Şuandaki gibi ayetlerin ve hadislerin siyasî veya daha birçok nedenlerle umursanmaması gibi bir tehlike altındayken bu tehlikeye dikkat çekmek hepimizin bir görevidir. Demek ki Efendimiz sallallahü aleyhi ve selem "Bu din garip geldi, garip gidecek. Ne mutlu gariplere" buyururken bizim dünyada düşeceğimiz bu mazlum hali önceden bilmekteydi.
Zulme az dahi meyledenlere ateş dokunacağına göre (Bkz: Hud 113) bugün biz Müslümanlara düşen birinci görev ateşten sakınmaktır. Bunun için de hoşumuza gitmese de zalimlerle ve onların sessiz işbirlikçileri ile hiçbir alakamızın olmaması gerekir. Rabbimiz bizden zalimlere meyledip etmediğimizi soracakken, biz başka türlü şeyleri hesap edemeyiz. Kendi adıma söylüyor ve size de tavsiye ediyorum: Ben zalimlerle en ufak işbirliği yapan kimselerden uzağım onlardan beriyim onların yaptıklarını kesinlikle tasvip etmiyorum. Zalimleri alkışlayanların yüzüne tükürüyor, daha da başka bir şey söylemiyorum. Benim bu imtihandaki tavrım böyle. Ya sizinki nasıl?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



