Hayırlı Cumalar aziz okuyucu...
Canımızı sıkmak için ne güzel bir gündür Cuma.
Siz de düşünüyorsunuz değil mi?..
Yücelerden yüce Rabbimizin bize verdiği şu sınırlı ama müthiş bir nimet olan aklı hiç kullanmadan sıfır km. sahibine iade etmek gayretinde olan o kadar insan var ki ne yazık
Neden mi?
Ben diyorum ki Allah var... Ve karışır dünyada olan bitene.
O diyor ki belki olabilir ama (haşa) ne karışır ki.
Diyor ki mesela, laiklik din ve devlet işlerinin biribirinden ayrılmasıdır.
Diyorum ki belki yanlış biliyorsundur, din ve servet işlerinin ya da din ve lezzet işlerinin biribirinden ayrılması olmasın?
Anlaşamıyoruz bir çok tanım konusunda.
Hadi doğru kabul edelim tanımını.
Ayrılmış da nasıl olmuş? Din devlete, devlet de dine müdahale etmemeli diyorlar. Devletin din bilgi ve birikimi konusunda derinliğini bize dini nasihatlerinden, bizi hizalamasından zaten anlayabiliyoruz.
Diyelim ki bunu bu dinin mensuplarına izah ettin kardeşim, dini nasıl ikna edeceksin?
Mümkün değil diyorum...
Saçmalama diyor, pekala olur...
Diyor ki demokrasi halkın kendi kendini yönetmesidir.
Diyorum ki, halk bunun farkında mı?
Diyor ki demokratik seçimler ve temsil yoluyla farkına varıyor.
Diyorum ki kimler aday olabilir?.. Bendeniz mesela?..
Diyor ki senden zor da... eh biraz imkan, çaba, prosedür vb. gibi şeyler gerekir tabii.
Diyorum, "vb." ne demek?
Diyor ki geç sen onları, nihayet temsilcileri seçilince onlar adına yönetecekler ülkeyi.
Diyorum ki peki ya sözlerini tutmazlarsa?.. Halkın istedikleri oluyor mu yani?
Diyor ki olmazsa, bir dahaki seçime kadar...
Diyorum ki "anladım, bekleyecekler"...
Peki ya hakikatten uzaklaşırsa halk ya da temsilcileri?
Diyor ki sen halka güvenmiyorsun? Tıpkı darbeci-jakobenler gibi!
Hayır hayır güveniyorum da... hakikat?..
Diyor ki "neye göre? Kimin hakikati?.. Sana demokratik diyorum, özgürce diyorum... Daha iyisi bulunmamış şimdiye kadar"...
"Daha iyisi?"
...Söz bitiyor!..
Diyorum ki arada bir, köprüden geçerken ayıya dayı demek gerekir gibi bir laf ediyorsunuz...
Diyor ki çaresiz, demek zorundasın.
Diyorum ki, onurlu bir tavır değil bence. Ayıyla neden akrabalık ilişkisi içinde olmam gerektiğini söylemiyorsun. Ayrıca köprü başını neden hep ayılar tutuyor ve neden her seferinde onlara takılıyoruz sence!
Kural böyle, diyor.
Diyorum ki "kural yani"... "ayıya yeğen rolü yani!.."
Bir başka arkadaşımla bir cami avlusunda konuşuyoruz...
Diyorum ki neler oluyor yeni dünya düzenine? Arap baharı falan iyi de...
Diyor ki yeni dengeler oluşuyor, biz Ortadoğu'nun ağabeyi olacağız, göreceksin...
Diyorum ki ya köprü?.. Ya dayısı?..
Diyor ki ne köprüsü, ne dayısı?
Sonra basında gözüme ilişiyor;
Sayın başbakan son Ortadoğu turu vesilesiyle:
"...Türkiye'de anayasa laikliği, devletin her dine eşit mesafede olması olarak tanımlar. Laiklik kesinlikle ateizm değildir. Ben Recep Tayyip Erdoğan olarak müslümanım ama laik değilim. Fakat laik bir ülkenin başbakanıyım. Laik bir rejimde insanların dindar olma ya da olmama özgürlüğü vardır.
Ben Mısır'ın da laik bir anayasaya sahip olmasını tavsiye ediyorum. Çünkü laiklik din düşmanlığı değildir. Laiklikten korkmayın. Umarım ki Mısır'da yeni rejim laik olacaktır. Umuyorum ki benim bu açıklamalarımdan sonra Mısır halkının laikliğe bakışı değişecektir"
İçinde doğrular da barındıran bu ifadeler doğruysa,
Düşünmeden edemiyor insan?
Sahiden bir köprüye yürüyoruz da...
Dayı...
Yeğen...
Biz de İsrail kadar sevgiyi hak ediyoruz (mu?)...
Biz de yapabiliriz (mi?)...
Biz de laik-demokratik-tam otomatik...(mi?)
Bölge milletlerine bir model olarak (mı?)...
Maazallah!
Öyle gerekiyorsa eğer kahrolsun reel-politik!
Şimdi soruyorum, sıkı durun:
"müslümanım ama laik değilim" cümlesi= ile
sadece "müslümanım" cümlesi arasındaki yedi milyon farkı kim bulabilir?
Kolay gelsin,
Selam ve tefekkürle...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



