Örnek ölçü: 4
Hatıb bin Ebi Beltaa radıyallahu anh bir sahabidir. Sahabiliği de 'Bedir'e katılmış olanlardan olma düzeyindedir. Başta Buharî (Tefsir, 60-4890) ve Müslim (Fedailussahabe, 36-6401) olmak üzere pek çok hadis kitabında zikredilen bir hatanın sahibi olarak tarihe geçmiştir.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin en büyük savaş palanlarından biri olan Mekke Fethi projesini bir yolla Mekke'deki akrabalarına bildirmek istedi. Bu, Mekke fethi için büyük bir tehlike oluşturuyordu. Cebrail durumu Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme bildirdi. O da, Mekke'ye bir kadınla gönderdiği istihbarat bilgisini yakalattı. Yazılı belge Medine'ye getirildi. Hatıb radıyallahu anh, Bedir mücahitliğinden 'vatan hainliği' olarak adlandırılabilecek bir konuma düştü. Tam anlamıyla hayatıyla ve imanıyla oynadı.
Soruşturma yapıldı. O da yaptığını inkâr etmedi. Kendine göre haklı gerekçeler göstermeye çalıştı. Ashap yoğun bir tepki gösterdi. Kafasını vurmayı isteyenler oldu. Ama Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şu cevabı verdi: 'Bu Bedir'e katılmış biridir. Allah Teâlâ'nın Bedir'e katılanların durumuna bakıp da: İstediğinizi yapın, sizi affettim, dediğini bilmez misiniz?'
Hatıb, her kanaat sahibine göre hak ettiği vatana hıyanet, iman davasını satma suçundan cezalandırılmadı. Onun geçmişindeki imanî himmeti, Bedir'deki varlığı, öyle bir suçunun bile bağışlanmasına sebep kabul edildi. Bu bir nezakettir, ince anlayıştır. Anneler, babalar mesela çocuklarının bir gün onlarla beraber sabah namazına kalkmış olmasını, mesela kırk hadis ezberlemiş olmasını, mesela dedesine hürmetkârlığını sebep kabul ederek onların cezayı hak eden bir hatalarını bağışlasalar sünnete uygun nazik bir iş yapmış olmazlar mı? Geçmişteki güzellikleri gömmüş olmakla bu olaydaki tutum aynı kabul edilebilir mi?
Evlilikten yıllar sonra ortaya çıkan basit bir fitnenin üzerine gidilerek evliliği çatırdatmak yerine, ilk tatlı yılların anısına o fitne konusu görmezden gelinse daha Müslüman'ca, daha nebevî metotla iş yapılmış olmaz mı? Nezaket, incelik bu değil midir?
Örnek ölçü 5:
Ebu Hureyre radıyallahu anh, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin günlerinden, onun mescidinden bir olay naklediyor. Diyor ki: Bir bedevî mescide işedi. Sahabiler, adamı dövmek için ayağa kalktılar. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem olaya müdahale ederek buyurdu ki: 'Adamı bırakın. İşediği yere de bir kova su dökün. Siz müjdeleyiciler olarak gönderildiniz, zorlaştırıcılar olarak gönderilmediniz.' Sonra da adamı çağırdı ve ona şöyle buyurdu: 'Bu mescitlerde böyle kirli işler uygun düşmez. Buralar namaz kılmak ve Kur'an okumak içindir.' [Buharî, Edeb, 80-6128]
İşlenen suçun ağırlığı, cezayı hak etmişliği tartışma götürmez bir gerçektir. Ama cezalandırıp kaybetmek yerine ikna edip kazanmak tercih edilmiştir. Mescitte ihtiyacını görecek düzeyde birinin seviyesinde bir cevap doğru değildir.
Bu hadisle yola çıkarak Müslüman annelerin, meyve kiri bulunan elini evdeki mobilyaya değdirdiği için çocuğuna terörist muamelesi yaparak ne denli nezaket sınırlarını, nebevî hassasiyeti aştıklarını düşünmelerinde fayda vardır. Bizim önümüzdeki peygamberimiz, bizim için ölçüdür, sünneti bizim yaşam tarzımızdır. Sünnet de sadece çocuğun organı üzerinde icra edilen bir ameliyenin adı değildir. Böyle bir davranış da sünnettir. İşin özeti böyle biline.
Örnek ölçü 6:
Ebu Said el-Hudri radıyallahu anh rivayet ediyor. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: 'Üç kere izin istediğin halde kabul edilmezsen dön.' [Buharî, İstizan, 13-6245; Müslim, Âdab, 7-5626]
Bu hadisin Müslüman'a tembihlediği şu inceliklere dikkat edelim:
Bir yere girmek için izin istemek üç keredir. Bu zil çalma şeklinde ise, makul aralıklarla zile üç kere çalınacak demektir. Telefon iletişimi yapılmak isteniyorsa, makul aralıklarla telefon üç kere aranır ve üstüne gidilmez. Her seferinde de telefon zili üç defa çaldırılabilir. Karşıdaki cevap verinceye kadar telefona bastırmak yoktur.
İzin verilmemesini alınma meselesi yapmak doğru değildir. Sünnet olan, karşıdakinin hassasiyetine dikkat ederek geri dönmeyi kabullenmektir.
Her halükârda izin istemek İslam terbiyesindendir.
Örnek ölçü 7:
Cabir bin Abdillah radıyallahu anhın anlattığı şu olay insanların hassasiyetlerine dikkat etmeye dair bir kural belirlemektedir. Muaz bin Cebel radıyallahu anh bir yerde namaz kıldırıyordu. Namazda Bakara suresini okudu. Bu namaz yatsı namazı idi. Namaz kılanlardan biri de bahçesine geç kalacağını düşünerek namazı bozdu ve kendi başına kıldı namazını. Oradakiler onu münafık olmakla itham ettiler. O da Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme giderek durumu bildirdi. Ziraatla uğraştığını, bitkin düştüğünü, uzun okunan bir kıraate dayanamayıp namazı bozduğunu söyledi.
Durumu öğrenen Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Muaz'a dönüp: 'Muaz! Sen insanları dininden mi soğutuyorsun? Şu şu sureleri okusana.' diye tembihledi. [Buharî, Edeb, 74-6106; Müslim, Salât, 36-1040]
Bu olay, sadece imamların cemaatin durumuna dikkat etmesini öğütlemiyor. Herkesin 'imam' sayılacağı pozisyonda ne yapması gerektiğini öğütlüyor. Nitekim bu hadisi Müslim, namaz bahsinde zikrederken Buharî, bir de Edeb bahsinde zikretmiştir.
İlke:
Müslüman nazik ve hassas olmak zorundadır. Çünkü Müslüman peygamberine ittiba etmekle mükelleftir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



