Müslüman olmak şereflerin en büyüğüdür. Çünkü, bu sayede dünya ve ahiret saadetini elde ediyoruz. Onun için, nimetlerin en büyüğü "İslam nimeti"dir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) "İslam üstündür, ondan üstün hiçbir şey yoktur" buyururlar. Biz, bu şerefi elde etmiş müslümanlar olarak İslam nimetini Allah'ın kullarına ulaştırmaya çalışmakla görevliyiz. Müslüman olma nimetinin şükrü de ancak bu şekilde ödenebilir.
İslam, bizlere "dinde birbirlerinin kardeşleri" eylemiştir. Bu emir karşısında "işittik ve iman ettik" diyerek teslimiyet göstermek gerekir. Bu dünyada peygamberimize "ümmet" olmak ve kardeşler topluluğu olarak yaşamakla yükümlüyüz. Kurtuluş, huzur ve mutluluk buradadır. Allahü Teala, müslüman olarak bizlere birtakım görevler yüklemiştir. Müslüman kardeşlerimizin arasını ıslah etmek ve birbirimize nasihatte bulunmak bunlar arasındadır.
Bildiğiniz gibi, büyük günahlardan biri de zinadır. Çünkü zina fiili, temiz nesiller yetiştirmeyi engelliyor, toplum hayatının sarsılmasına yol açıyor. Bu sebeple Rabbimiz bizlere zinaya götüren yollardan da uzak durmamızı emrediyor: "Zinaya yaklaşmayın! Zira o, çok çirkin bir hayasızlık ve çok kötü bir yoldur." (İsra, 32) Yüce Rasülümüz (s.a.v) de zinadan bizleri şöyle sakındırıyor: "Ey Muhammed ümmeti! Erkek veya kadın bir kulunun zina etmesini, Allah'tan daha fazla hoşnutsuzluk ve nefretle karşılayan hiçbir kimse yoktur. Ey Muhammed ümmeti! Siz benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler, çok ağlardınız." (Buhari)
Zina nesli çürütür
Son devrin büyük müderrislerinden Ömer Nasuhi Bilmen Hoca, adeta 14 asırlık İslam Fıkhı (İslam Hukuku)'nın toplu bir özeti mahiyetindeki "Hukuku İslamiyye ve Istılahatı Fıkhiyye Kamusu" adlı 8 ciltlik önemli eserinde zina konusuna geniş yer ayırmış. Bu eserin 1. baskısına önsöz yazan zamanın İstanbul Üniversitesi Rektörü Ord. Prof. Dr. Sıddik Sami Onar şu ifadeleri kullanmıştı: "Bugünün ve yarının hukukçuları, orijinal mukayeseli hukuk tetkiklerine; kanun vazıları, hazırlayacakları kanunlara esas olacak bilgileri bu değerli eserde bulacaklardır." (İstanbul Matbaacılık, TAO, 1949)
Söz konusu eserde "zina" şöyle tanımlanıyor: "İslami bir sözleşmeye bağlı olmaksızın kendi isteğiyle yapılan cinsi birleşmedir." Zina fiili ile ilgili olarak da şu ifadelere yer veriliyor: "İslam kamil bir nimettir. Temizlik ve fazileti emreder. Bağlılarının selamet ve saadetine yeterlidir. Bundan dolayı, kul her durumda Allah'a şükretmesi gerektiği için; kişinin bu nimeti görmezlikten gelmesinden ve edebi terk etmesinden ibaret olan zinanın çirkinliğinden kaçınması lazım gelir.
Zina edepsizliği; soyların kaybolmasına, aileler arasında hıyanet ve kötülüklerin ortaya çıkmasına, cemiyet hayatında iffet ve temizliğin yok olmasına ve çok kere düşmanlık ve kavgaların ortaya çıkmasına sebebiyet verir.
Zinanın ortaya çıkardığı kötülük nice aileleri mahveder. Nice namuslu insanları ebediyyen mahrumiyet altında bırakır. Nice şahsiyetlerin neseplerini şüpheli gösterir. Bu yüzden, bir zina hadisesi, herhangi bir kızgınlık ve düşmanlık neticesi olarak meydana gelen bir öldürme hadisesinden daha şiddetli ve utanç verici bir cinayettir.
Zinadan doğan çocukların yüzlerinde bir düşkünlük vardır. Bunların, bulundukları yerlere bağlılıkları pek gevşektir. Bunların çoğaldığı yerlerde fakirlik ve yoksulluğun artmasından dolayı ilahi azabın ortaya çıkmasından korkulur. Nitekim bir Hadis'te şöyle buyrulur:
'Zinadan doğan çocuklar ortaya çıkmadıkça ümmetimden hayır ve bereket ortadan kalkmaz. Zinadan hasıl olan çocuklar ortaya çıktıkça, Allahü Teala'nın hepsine birden azap etmesi yaklaşmış olur." (A. g. e, Bilmen Yayınevi, cilt 3, sh. 200 - 202'den, kısmen sadeleştirilmiştir.)
Müslümanların görevi
İslami kaynakları delil göstererek müslüman kardeşlerime uyarıyorum. Ceza yasası'ndan zina suçu kaldırılınca, fuhuş ve zina azgınlık noktasına ulaştı. Günahlar teşhir noktasına geldi. Allah Rasülü (s.a.v) "Günahlar teşhir olunmadıkça İslam toplumu güvence aldındadır" buyurur.
Görerek, duyarak, hissederek biliyorum ki, pek çok müslüman kardeşim, ucu oy verdiği partiye değecek diye, yıkım noktasına gelmiş olan zina ve ifsat olaylarından kapak kaldırmıyor. Hatta, bu kötü fiili savunmaya cüret edenler bile çıkıyor. Yöneticilerinden, küçük dünya nimetleri talep ettikleri kadar; gelecek nesiller ve ahiretlerinin iyileşmesine vesile olacak bir talepte bulunmuyorlar. Bu durumun dışında kalan müslüman kardeşlerimi tenzih ederim. Maksadım kardeşlerimi ahiretleri adına uyarmaktır. Çünkü, oy verdiğim partiye zarar gelmesin, denilen konu ahiretlerine zarar vermektedir. Hz. Ömer'in (r.a) bir sözünü hatırlıyorum: "O kişiye şaşılır ki, başkasının dünyasını kazandırayım derken kendi ahiretini kaybeder."
Müslümanlar tabi oldukları İslam'ın emirlerini yeniden gözden geçirmeli, benim gibi fani varlıkların dediklerine değil, Allah'ın indirdiklerine, yüce Rasülümüzün (s. a. v. ) sünnetine uymalıdırlar. İlim sahipleri de "Din nasihattir" Hadis-i Şerifi'ne uyarak halkı irşat ve ıslah görevini ihmal etmemelidirler. Allah'ın birbirimize kardeş yaptığı tüm müslümanlara selam olsun!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



