Hayatın sorumluluğu yaşanan süreyle ilgilidir. Bilinç süreci insanın sorumluğunu daha da arttırır.
Yeni zamanda Batı ruhu bütün kirleriyle ruhumuza bulaştı. Önce bir tepki, ardından kanıksama, sonra da söz konusu hayat tarzını içselleştirmeyle sürüp gidiyor.
Müslüman olmanın farklılığı ruhunda gizlidir. Aydınlık Müslüman ruhu onu diğer düşüncelerden ayırt eder, uzaklaştırır. Kabaca bir bakış bile insanın farkını ortaya koymaya yeter.
Batı ruhunun çözemediklerini bir kenara koyarsak bizim farkımız orada belirir. Batının çözmeye asla yanaşmadığı bir hayat tarzı var. Müslümanların ise uymaması gereken bir hayat tarzı. Batıcılarla olan gerilim ve çatışma da burada odaklanıyor.
Günümüz insanının bilinçlenmeye daha çok gereksinimi var. Kendisini çok okuyan, düşünen ve yazanlar olarak gerenlerin içinde düştüğü açmaz da burada düğümlü.
Geçmiş zamanda sanat ve edebiyat iktidarı devletin, dolayısıyla batıcı düşüncenin elindeydi. Sol ve sağ oluşumlar da bunun üzerine inşa edildi. Sağ ile sol ayrımında bile bir sakatlık bulunuyor. Bu sakatlığın getirdiği sonuçlar zihni karmaşayı daha da büyütüyor ne yazık ki.
Yaşayışları bakımından Müslüman olan kimi yazarlar düşünleri bakımından batıcıdırlar. Sağcı veya solcu olmaları hiç fark etmiyor. Müslüman görünümlü bu kimselerin getirdiği bakış açısı zihinleri bulandırmaktan öte bir iş yapmıyor.
Müslüman olma bilinci sorumluluk getirir. Sorumluluk hayatın bütün alanlarını kapsar. Bir yazar, bir şair, bir sanatçı her ediminden sorumludur. Kalemini, fırçasını, çekicini, divitini, tuşlarını sanata dönüştürürken çıkacak olan sonuçtan sorumludur. Bu eylemlerin her birinin edimi insana bir yer tayin eder.
Şiir söylemek, öykü anlatmak, resim yapmak, mimari ve benzeri bir eser ortaya çıkarmak hayatının bir parçasıysa eğer bir sanatçının bunların sonuçları da onu bağlar. Bu, doğrudur. Fakat hayatın başka doğruları da var. Bir Müslüman sadece kendisinden sorumlu değildir. Kendisine ihsan olunmuş olan yeteneğini, gücünü, birikimini hayır üzere kullanma zorunluluğu da var. Bulunduğu eylem eğer bir Müslüman'ın çabasıysa; bu, sadece onu bağlamaz. Çünkü, Müslümanlar arasındaki önemli hâller sorumluluk alanını gerektiriyor. Bir put yapıcı yaptığı puta sadece kendisi tapınmıyor. O nesne bir topluluğun içine çıkınca artık kendisinin olmaktan çıkıyor. Toplumun bir eseri ve miti haline geliyor.
Müslüman bir sanatçıyı eseri bağlar. O eser bir ömür onun yakasını bırakmaz. Kendilerini Müslüman sayan sanatçıların sorumlulukları bitmiyor. Kendilerinden sonra da eserleri kendilerine tanıklık edecek ya da ona bir şeyler katacak.
Bir Müslüman geriye bıraktığı eserden sorumlu olduğu gibi eseri de ondan sorumludur. Her eserin sahibine ölümünden sonra da olumlu ya da olumsuz katkısı olur. Bir Müslüman amel defterinin hiç kapanmayacağını bilir. Eseri yaşadığı sürece olumluluklar olumlu, olumsuzluklar olumsuz olarak yansır.
Günümüzde Müslüman sanatçıların her düşüncesi, eylemi kendinden sonraki kuşağı etkiler. Ondan iyi ya da kötü sonuçlar elde eder. Bu benim şiirimdir, öykümdür, sanat eserimdir, başkasını ilgilendirmez diyemez. Diyemez çünkü hitap ettiği kitle onu kendine bir öncü olarak kabul eder.
Düşünceye dayanmayan, özü ve ruhu medeniyetinin dışında olan eserler insanlığa ait olabilir mi ya da bir Müslüman'a?
Zamanın bozulan ruhuna hitap edecek olan Müslümanlar eserlerine ruh bakımından daha çok özen göstermelidirler. Kendi medeniyetlerinin ırmaklarından bolca beslenmelidirler. Beslendikleri ruhtan da o ruha uygun eser vermelidirler.
Dünyadaki her şey dünyada kalır. Güzellikler, iyilikler ve hayırlar içeren ruhlu eserler ona katılır öteye gider. Hayatı salt bu dünyadan ibaret görenler zaten Müslüman düşünüşlü olamazlar. Müslüman düşünüşlülerin yapacağı şey ruhlarına uygun bir çaba içinde olmalarıdır. Bir Müslüman için cihat etmek zorunlu ise günümüz kalemi de bir cihat aracıdır. Bu, ruhun savaşıdır. Nefsin kendisiyle olan savaşıdır. Sanatın kötülüklerle olan savaşıdır. Kalemin onurudur.
Bu yüzyılda sözcüklerle, ama en güzel ve en erdemli bir biçimde savaşırız. Sözcüklerimiz, ürünlerimiz öldürücü değil dirilticidir. Kötülük saçan değil, inciler saçan bir sonuçtur. Eserlerimiz sadece kendimize değil, toplumun alt katmanlarına değil, yöneticilerine de hitap etmek zorunda. Sözün asaleti bu zamanda daha bir önem kazanıyor. Eserler bir rahmet aracı olmak durumunda.
Zaman çok hızlı akıyor. Ömür çok çabuk tükeniyor. Göçerlik zamanı göz açıp kapamalık kadardır. Yaşanılan ömrün gerisine bakıldığında bir düş kadardır. Kimi düşler var ki gerçek hayattakilerden çok daha etki bırakır insan üzerinde.
Kalem ve eser sahiplerine düşen, düşünüşlerini daha derinleştirmeleridir. Müslümanların giderek yalnızlaştığı, içten ve duştan kuşatıldığı şu zamanda eserin önemi daha bir artmaktadır. Kalıcı eser iz bırakır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




